November 3, 2014

Mozaikler ve İstihdam Meselesi


Efendim, Zeugma'da mozaiklere basılmış filan, herkes heyete giydiriyor twitter'da, facebook'ta. Gaziantep'in AKP'li belediye başkanı Fatma Şahin'in hemen sağında duran açık renk pantollu bey'fendi, Zeugma'nın kazı başkanıdır. Profesör Bey bizzat basıyor mozaiklere, ona neden çemkirmiyoruz anlamadım.

Bu arada atanamayan arkeologlar örgütlendi, seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Kültür Bakanlığı'nın arkeolog ve sanat tarihçisi istihdam etmesini istiyorlar. Bir ara kadro sözü verilmiş, bir gelişme olmamış; protesto için açlık grevine başladılar. Bu yukardaki fotoğrafı da hemen "Arkeologlar, bilim insanları işsiz; vandallar mozaiklere basıyor" diye yorumlamış birileri. Şöyle dertlerim var:

1- Dört yıllık arkeoloji bölümü bitiren herkes bilim insanı değildir. Ben de bitirdim, ordan biliyorum. Anlıyorum ne demek istenildiğini ama bu geniş tanımlamalarla, bu veryansınlı romantizmle bir yere varamıyoruz.

2- Bakanlığın alacağı 100, hadi olsun 200 arkeolog iş bulmuş olacak; geriye kalan binlerce arkeolog ne olacak? Bakanlık kaç kişiye iş verebilir? Her sene kaç yüz insan arkeolog olarak mezun oluyor, bunun çözümü bakanlık mıdır?

3- Bilim, bakanlık ofislerinde 9-5 arası yapılan bir iş midir?

4- Arkeolojinin onlarca sorunu var, neden illa ki devlette istihdam diye de sorasım var aslında. Ama işsizlik çok korkunç bir şey, dilim varmıyor. Bakanlık, işini iyi yapacak arkeologları istihdam etsin tabi ama diğer sorunları da konuşalım. Kazı izinleri bakanlık tarafından veriliyor diye susmayalım mesela. Mesela yeni mezun arkeologların iş sorunu, arkeoloji bölümlerinin tepesindeki hocaların da sorunu olsun. Eğer olmuyorsa, o çok kıymetli hocalar da ayıplansın. Her orta yaşını geçmiş profesörün bir nevi Sezen Aksu mertebesine yükseltilmesini ve öldür allah eleştirilmemesini anlamıyorum.

5- Açlık grevine itirazım var. Arkadaşım işaret etti buna ve çok haklı buldum. Açlık grevinin çok acılı, çok korkunç bir geçmişi var bu ülkede. Taraftar olursunuz ya da olmazsınız, önemli değil; önemli olan ne kadar ciddi bir şey olduğu konusunda hemfikir olabilmek. Tabi Levent Kırca usulü, bir öğünlük bir açlık grevinden bahsetmiyorsak eğer. (Merak edenler için bakınız 1990'ların sonuna doğru Levent Bey'in sansürü protesto etmek için öğle yemeğini atlaması.)

İşsizliği çok ciddiye alıyorum fakat bu "Bakanlıkta bir kadro verilse öyle bir bilim yapacağız ki Anadolu'nun bütün tarihini ayağa kaldıracağız" söylemini ciddiye alamıyorum. Az sayıdaki istisnayı tenzih ederek şunu söylemek istiyorum, akademik ünvanı yükseldikçe sesi kısılıyor meslektaşlarımın. İster meslekle ilgili sıkıntılar olsun, ister memleketle ilgili.

Ha "Sen naaptın peki bacım?" diye soracak olursanız, aşağı yukarı 20 sene debelendim bu işin içinde ve kaçtım sonunda. O zaman zarfında da bir sürü şeyi kafam almadı benim; tek kelime yabancı dil konuşup yazamayan akademisyen nasıl olur ("Yes, i will go yesterday"), neden bir bakanlık temsilcisi sabahın 4'ünde yatağımın ayakucunda dikilir ("Hastaydın ya, kontrol etmeye gelmiştim"), neden elin valisine evrim teorisine inanıp inanmadığımı söylemek zorundayım (bir inanç meselesi olarak bilimsel teoriler) ya da ekipçe canına kastettiğimize inanan bir başka bakanlık temsilcisinin her histeri krizini neden idare etmek zorunda kaldım ("Bana heladaki ibrikle su verdiniz, bebeğimi düşürdüm"). Hela ibriğiyle su vermemiştik ve zaten hamile değildi.

Bunlar gene işin "magazin" kısmı, beni esas dehşete düşüren vakalar işin bilim yapılan kısmından çıktı hep. Dürüst olmak gerekirse bıktım ben, halim kalmadı. Geride kalanlara insanüstü sabır temenni ediyorum; kamp hayatıydı, hiyerarşisiydi, insan ilişkileriydi, kadrosuydu, işsizliğiydi filan bir hayli zorlu bir mücadele. Hakkını vererek, eleştiri kabul ederek, kendini geliştirerek, işin sorumluluğunu hissederek yapanlara selam olsun. Umarım Kültür Bakanlığı söz verdiği kadroları açar ve istihdam edilenlerin iyi işler yaptıklarını, istihdam edilmeyenlerin sesine ses olduklarını, memleketin arkeoloji politikaları üzerine düşündüklerini görürüz.

15 comments:

  1. Oyyy, baya dolmuşsun. Acık zehir zemberek kıvamında olmuş. :) İyi de olmuş. Beni ilgilendirmese bile konu, okudum hafifledim... ;) Zamanında akademisyenlerin arasında kafayı yemiş olmamdan mütevellit, ucundan kendime pay çıkardım herhal...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Okula adımımı attığım anda dolmaya başladım, yıl 1996'ydı :) Çemkirmek için yazmadım iki gözüm önüme aksın, her derdimizi sloganlarla, semboller üzerinden anlatıyoruz, kimse kimseyi anlamıyor. Bilim yapmak, emek emek topraktan tarih çıkartmak falan. Nasıl yapıyorsun bilimi, kalitesi nedir ortaya çıkan işin? Ben en son "İşte burası da 8000 yıllık bir köy" diye elimle gösterdiğimde "Ama Adem'le Havva?" diye itiraz etti koca koca adamlar. Ben her gün 3 ton toprağı sırtımda taşısam ne farkedecek? Onu idare et, bunun ağzına bir parmak bal çal, aman her şeyi her yerde telaffuz etme; çürük temel üzerine ışıl ışıl bilim kulesi inşa edilir mi yahu?
      Bir yeri yamıyoruz, anında diğer taraf patlıyor. Ama dediğim gibi, işin içinde kalıp uğraşanlara çok saygı duyuyorum, ben daha fazla kafayı yemeden ayrıldım :)

      Delete
  2. Ben kafayı yedim de ayrıldım, Allahtan sonradan toparladım. :) Çok iyi anlıyorum, haklısın da. Ama işte bazen elini eteğini çekip, kendini korumaktan başka da bi şey gelmeyebiliyo elden...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bazen bencillik ettiğimi düşünüyorum ama bir hayrım dokunmayacaktı. El etek çekmekte huzur var hakikaten :)

      Delete
  3. 1 mozaiksever olarak, resmi görünce böğrümü yumrukladım, havar dostlar havar

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya valla herhalde bir şey olmamıştır mozaiklere, anlamam ben hiç mozaikten. Topukluyla nasıl indi kadın oralara, ona şaşırdım esas.

      Delete
  4. Haberi sabah okuduğumda aklıma ilk sen geldin. Dedim inşallah Mina bu konuya değinir. Çok daha fazlasına dokundurmuşsun. Belki arkeolog değilim; ama benzer dertlerden ben de mühendis olarak muzdaribim.

    Adama bakıyorsun, profesör olmuş, bilmem ne olmuş fakat refleksleriyle ve birikimiyle yeni mezundan hallice. Soru soruyorsun iki lafı bi araya getirip cevaplayamıyor. Üniversitede çalışma yapacaksın, labı kullanman lazım, adam 5'te toplanıp kapatıyor her yeri. Memur zihniyeti. "Pardon biz bilime bakmıştık?" Science not found 404. Sonra da çemkiriyorlar "böz bölömde ilerleyemioroz çönkö omoriko-isroil izin vermio". He he. Sen daha lisans öğrencini, yüksek lisans öğrencini destekleme, sonra da prof ünvanınla çemkir sağa sola. Fabrikalardaki duruma girmiyorum bile. Dışardan bakınca "oo heryerde ar-ge var". İç yüzüne bakın hele. Dişe dokunur ar-ge yapan o kadar az ki..

    Kontenjan sıkıntısı bizde de mevcut. Bir bakıyorsun sadece bi okuldan senede 200-300 mühendis çıkıyor. Okul sayısıyla çarpsan bin küsür eder bu. Nerede çalışacak bu insanlar? Çocukların körpe zihninlerine "mühendis ol"u pompalamayı biliyorlar ama. Adam dört yıl okuyor ediyor, saçını döküyor, gt göbek salıyor masa başında, hele bir de makine, elektrik filansa belki beş altı seneyi buluyor okuması; çıkınca fos! Gidiyor bankada çalışıyor, işletmecilik oynuyor, vs. Yazık günah.

    Sözüm arkeologlara değil, çünkü pek tanışıklığım yok ama çevremdeki tarih ve siyasal mezunlarına bakıyorum (iyilerini tenzih ederim tabi) ve diyorum "bu insanlar mı bilim yapacak ilerde". Kendimi övme filan değil bu yanlış anlama; fakat iki laflıyorsun bunlarla, tarih bilgisi inan benden daha kötü. Dil bilmiyor, yabancı kaynak tarama olayı yok. Beni oturtsan oraya daha yararlı olurum büyük ihtimalle. Kitap okuyorum, ilgim var falan. Gündelik siyasal şeylerle uğraşacaklarına öncelikle belli başlı önemli siyasi, tarihi kitapları okusunlar. En az iki dil öğrensinler. Sosyoloji dersi alsınlar. Ne bileyim. Ben bile üniversitede okurken sosyoloji, tarih gibi dersler aldım ki alanımla ilgisi falan yok.

    Üzülüyorum yani. Kızma safhasını geçtim artık. Sadece üzülüyorum. Bilim adamlarımız böyleyse halk ne yapsın ? Adam prof'tan böyle görüyor. Kendi de yapıyor sonra. Ne diyebilirsin?

    ReplyDelete
    Replies
    1. Zeugma'nın çok korkunç problemleri olduğunu zannetmiyorum, çok bilinen bir yer. Görsel malzemesi de bol, işte mozaikler filan, zamanında nasıl bir yer olduğunu kafanda canlandırması daha kolay. Anladığım kadarıyla sponsorları da var, İş Bankası mesela, hala devam ediyorsa. İki devlet büyüğü mozaiğe bastı diye dövünesim gelmedi, ne bileyim. En başından baraja karşıyım aslında ama bizim camia genelde pek ses çıkarmıyor barajlara.
      Herkes için çok zor hayat. Ben daha bölüme başlamadan "Ehöyy garantili işsiz" diye dalgasını geçmişti millet, bile bile girdim. Sosyal Bilimler için hep varmış demek ki bu sorun. 30 kişilik sınıfın yarısından çoğu anca o puanı alıp rastgele yerleşmişti arkeolojiye, içimizde en gamsızı bilardo salonu işleten sınıf arkadaşımızdı; tek derdi neden yabancıların Türkiye'de kazı yapıyor olduğuydu. Şu anda hepimizden daha mutludur diye tahmin ediyorum.
      Keşke bir çözümüm olsaydı, en ufak bir fikrim yok. Bilmiyorum, belki de böyle şeyler yazınca "köstek oluyoruz", destek olmak lazımken. O kadar uzun bir zamanı başkalarının eksiklerine herkesle birlikte şaşırıp, dedikodusunu yapıp sonra gene aynı insanlarla aynı tencereyi kaşıklayarak geçirdim ki artık kendimi hasta hissetmeye başlamıştım. Kafam yandı en sonunda.
      Bıktım yani artık bu yabancı dil meselesinden, savunanından da bıktım, itiraz edeninden de. Üniversite okumanın iş bulmaya garantisi yok, herhalde 50 senedir falan yok. Ortada çözüm de yok. Benim hayalimdeki bilimin devlet daireleriyle işi yok. Hayalimdeki bilim, öldürsen bir adım geri atmıyor, ne biliyorsa takır takır söylüyor falan. Öyle ergen hayalleri içindeyim bu meseleyle ilgili. Kimseye güvenemiyorum, kimse başkasının iyiliğini düşünüp bir şeyler yapmaya kalkışmıyor çok uzun zamandır, en aşağıdakinden en tepelere kadar. Sonumuz hayırlı olur umarım.

      Delete
  5. Benzer seyleri ben de maden facialari sonrasinda yasiyorum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Tahmin ediyorum. Madenlerle ilgili sağdan soldan okuduklarım kadar biliyorum, her seferinde oturup ağlıyorum.

      Delete
  6. Tarihi mirasımıza bu kadar mı özen gösterebiliyoruz? Duyarlılık meselesi sanırım.

    Bunun dışında yazını ve yorumları okudum ve genel çerçeve şu soru etrafında şekilleniyor: "Ülkemizde neden Bilim yapamıyoruz?" Bu cümle en büyük sorunumuz. "Üniversiteler Bilim konusunda neden yeterli ilerlemeyi gerçekleştiremiyor?"
    Eğitim sistemindeki çarpıklıklarımız dallanıp budaklanıyor ve daha da büyüyerek yeni sorun ortaya çıkıyor. Bunu çözebildiğimiz vakit arkası gelecektir umarım.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Tarihi miras kadar kültürel miras da mühim, ikisinin de durumu içler acısı. Çocuklarla çalıştık bir ara, o kadar azı şehrin göbeğindeki arkeoloji müzesine gitmişti ki üzüntü vericiydi. Kimse çocuklara Hititliler'in Çorum'un yerlisi olduğunu söylemiyor, "gavur Yunan" diye iteledikleri Efes'te, ne bileyim Bergama'da yaşamış insanların buralı olduklarının altını çizmiyor. Duyarlılıktan ziyade ortaokul-lisede esaslı bir tarih öğretmeni, yüzlerce çocuğun bakış açısını değiştirebilir. O olmayınca iş aileye kalıyor.

      Bizim çalıştığımız çocuklar içinde kültürel farklılıkları ayırıcı bir şeymiş gibi görmeyen, evrimden tut da azınlıklara kadar her türlü "hassas" meseleyi dünyanın en doğal şeyi gibi bağrına basan çocuklar hep Ankara'nın ağırlıklı olarak Alevilerin yaşadığı mahallelerinden geldi. Bunu hakkıyla irdeleyecek birikimim yok ama gözlemlediğim buydu. Hatta bu çocukların öğretmenleri ve müdürleri de hep sendikalı, yılların eğitimcisi, pos bıyıklı adamlardı. O ufacık çocukları çok önemsiyorladı, hırpani halimizle bize de aynı ciddiyetle yaklaştılar. Yeni kuşak öğretmenlerin, bu kuşaktan feyz alması lazım.

      Benim için çok zihin açıcı bir tecrübe oldu çocuklarla arkeoloji ve kültürel miras konuşmak. Bir yandan da umutsuzluk vericiydi, çünkü haklı sebeplerle para ve mevki kazanmak istiyorlar büyüdüklerinde, doktor olmak istiyorlar, asker olmak istiyorlar. Tarihti, kültürdü filan harcayacak vakitleri yok, test çözmeleri lazım. Daha üzüntü verici bir grup çocuk, üniversite okuyamayacaklarının farkında olanlardı. Bazı akşamlar eve gelip ağladım.

      Çok uzun yazdım, kusuruma bakma lütfen, demem o ki bu zincirleme bir durum ve haklısın eğitim sistemi konusunda. İnsan malzemesi hunharca harcanıyor bizim memlekette. Maddi imkanlar filan bir yana, bilim yapacak kafanın açık bir kafa olması lazım, itiraz edebilen, ayağa kalkmaya korkmayan. İki gözüm önüme aksın ki işini kaybetmekten korkup da susanları anlıyorum. Ama dünya susmayanların sayesinde dönüyor, o sessiz kalabalıkların değil.

      Delete
    2. Öncelikle, ne kusuru. :) Bilakis, tecrübelerinizi paylaştığın için içtenlikle teşekkür ederim. Ben de ileride bir eğitimci olacağım ve bu söylediklerinden faydalanmak güzel bir şey benim için.

      Mevcut sistemde nadide öğretmenlerimiz var ancak sayıları az belirttiğin üzere.

      Ancak değişim için bir kıvılcımın bile yeterli olduğuna inanıyorum ve ya inanmak istiyorum. Bilemiyorum.

      Sonuç olarak, umarım ileride bir zamanda bu u

      Delete
    3. Yorumun bir kısmı uçmuş :)
      Ben de bir kıvılcıma inanmak istiyorum, zaten öbür türlü hiçbir şeyin manası kalmıyor.

      Delete
    4. :) Niye silinmiş o son kısım yahu.
      Ama tamamlanmış varsayarak söylemek istediğime ulaşmışsın.

      Delete