November 6, 2014

Sevgi ve Dostlukla

Nerden anlatmaya başlayacağımı bilemedim, biraz başından başlıyorum, tekrar tekrar yazıyormuşum gibi olacak. Ama sonu bir kartpostala bağlanıyor. (Kartpostalı duyunca kaçmaktan vazgeçtiniz umarım.)

Daha önce de yazdım, bir yerlerden para bulunca geçen Mayıs Urfa'ya gittik, çocuklara arkeoloji atölyesi yapmaya. Üç kişilik ekibimizin bir üyesi eski arkadaşım, meslektaşım ve projenin parasını bulup getiren Maresi'ydi. Diğeri de onun arkadaşı, antropolog, "Alamancı" Nilgün. Uzatmadan geçiyorum, bir akşam şöyle bir konuşma geçti:

Maresi: (Keh keh gülerek) Nilgün'ün amcaları meşhur aslında, belki tanıyorsundur.
Ben: Aaa kim kim?
Nilgün: (Biraz mahçup, tanımayacağıma emin) Metin-Kemal Kahraman kardeşler.

Tabi ki tanımıyordum, Nilgün biraz anlattı, sadece Grup Yorum'a "Hah evet Grup Yorum!" diye kafamı sallayabildim, çok da merak ettim Metin-Kemal ikilisini. Ankara'ya döner dönmez bütün albümlerini aldım, biraz da interneti karıştırdım. Kemal'in 20 sene önce memleketi terkettiğini, Metin'in tek başına konserlere çıktığını okudum filan.

Maresi ve Nilgün'le yazıştığımız bir email silsilesi var, oraya yazdım "AAAOOOOYYY ÇOK GÜZELMİŞ YA MÜZİKLERİ!!!" diye, bir şarkıya özellikle takıldım, buraya da yazdım hatta bir ara.

Geçen Temmuz sonuydu galiba, barbar kocam salondan seslendi, "Minaaa bak bu senin abilerden biri değil mi?" diye. Bir baktım ki Kemal Kahraman televizyonda, Türkiye'ye dönmüş, gazetecilerle konuşuyor. Anında hesaplar yaptım kafamda, Ağustos başında bir gün arayla hem İstanbul'da Nilgün'ün düğünü hem de Dersim'de Munzur Festivali var, festivale biraz zor giderim ama amcalar olarak kesin düğüne gidecekler, allah bilir iki-üç şarkı da söylerlerler filan diye. Festivale gidemediğim gibi düğüne de gidemedim. Maresi gitti ama. Zira Nilgün, Maresi'nin erkek kardeşiyle evlendi. Halaylar çekilmiş.

Boynumu büktüm, eninde sonunda Ankara'ya konser vermeye gelirler diye kendimi avuttum. Bir sabah evden çıkarken posta kutusundan tombul bir zarf aldım, Maresi'den gelmiş. Annemle buluşacaktım, attım çantama zarfı, ailemizin kapkekçisine oturduk, orada açtım. İçinden bu çıktı.


Önce heyecandan, sonra da Maresi'nin tatlılığına ağladım. Düğüne giderken kartpostalı kolunun altına sıkıştırmış, bütün gece uygun bir an kollamış, bir türlü yakalayamamış. En sonunda Metin'le Kemal gelmişler, "Hah Maresi, biz de seni arıyorduk, arkeologmuşsun, merak ettiğimiz şeyler vardı, soracaktık" diye. Maresi'yi de heyecan basmış, uzun uzun sohbet etmişler, bir ara benim kartpostalı itivermiş önlerine. Hatta, sanırım Kemal'in "Eh evet, dili bilmese de müzik hoşuna gider" gibilerinden serzenişini "Aaaa yooo, Mina internetten çevirilerini bulup okuyor şarkı sözlerinin" diyerek bertaraf etmiş. Hakkımı yedirmemiş ahahhahha! Okuyorum ama valla, bayağı mesai harcadım buna. 

Küçük hayatımın önemli şeylerinden biri bu kartpostal ve hikayesi. Küçük hayatımın diğer önemli şeyleriyle organik bağı var; ekşisözlük'te "müzik arkeologları" gibi bir tanım yazmış biri Metin ve Kemal için, ne güzel bir tespit. 

Ve allah herkese bir Maresi versin; şunu yapmaya üşenmeyen, küçük heyecanları önemseyen, hayata "keh keh keh" keyfiyle bakan bir arkadaş. Ulus'tan geyikli masa örtüsü aldım, yollayacağım bu ara, geyikli masa örtüsüz ev olmaz. (Nilgün, olur da okuyorsanız, burayı çevirme kurban olurum.) 

Giderken bir video bırakayım aşağıya. Anca youtube videosu tabi, iki hafta önce Ankara'da konser vermişler, Kızılay'da poster gördüm, kaçırmışım. Nasıl yakalayacağım bilmiyorum.


Çevirisini de kopyalayayım;

Bahar Misafiri

Derdime dermandır.
Başıma dermandır.
Bir gün sana misafir.
Misafir, misafir.

Derdime dermandır.
Derdime dermandır.
Başıma fermandır ama ağırdır.
Sana bir gün misafirim.
Sana bir gün bahar misafiriyim.

Yaz geldi işte.
Yaz geldi işte.
Kara kaşına, gözüne kurbanım.
Elin elimde olsun.
Gel beraber düzgün baba'nın dağına gidelim.

8 comments:

  1. Ne güzel süpriz... Yıllar evvel bi arkadaşım, doğum günümde çok sevdiğim bi sanatçının imzalı kartpostalını hediye etmişti. Onu hatırladım şimdi. Hala saklarım. Aynen, her eve lazım bu Maresi'lerden. Sevgiler... :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben de nasıl hödüğüm bir bilsen, doğum günlerini mesela, mümkün değil hatırlamıyorum. Galiba bu yüzden daha da çok heyecanlanıyorum biri bana böyle sürpriz yapınca :) Sevgiler, selamlar!

      Delete
  2. 'Ah, kimselerin vakti yok
    Durup ince şeyleri anlamaya

    Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar
    Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya
    Yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı
    Bakıp kapatıyorlar
    Geceye giriyor türküler ve ince şeyler...'

    Bu şiiri seviyorum. Çünkü gerçekten insanların artık ne ince şeyleri anlamaya ne de onları düşünmeye vakti var. Böyle bir arkadaşın olduğu için şanslısın! Ne mutlu sana..Harika bir anın ve harika anılar yüklü bir kartpostalın var...
    Sevgiler

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay ne güzel oldu bu şiir buracıkta. Doğru diyorsun valla, hayata vakti yok kimsenin. Ben de keşke biraz daha çaba göstersem, dağıldım mı tam dağılıyorum, evde bulaşıklar birikiyor, çiçekler büzülüyor, konserler oluyor ama haberim olmuyor.
      Ben de bir şiir yazayım cevaben :)
      "Yaşamak şakaya gelmez,
      büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
      bir sincap gibi mesela,
      yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
      yani bütün işin gücün yaşamak olacak."
      Öpüyorum çok!

      Delete
  3. Hayata "keh keh" gülebilen insanların omuzlarında yükselecek bu dünya. Böyle inanıyorum. Küçük şeyleri düşünen, küçük şeylerden büyük mutluluklar çıkarmasını bilen insanlar. Yazını okurken yüzümde kocaman bir gülümseme belirdi resmen. Şöyle ince ruhlu bir iki arkadaşı olsun insanın, sırtı yere gelmez. Friend & comrade kısmı çok hoş :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya valla, 2-3 tane bile böyle arkadaşı olsa insanın, etkileri çok büyük oluyor. Başka huyları da güzeldir Maresi'nin, kendiyle dalga geçer mesela, hiç acımaz :) İnsan kendini rahat hissediyor böyle arkadaşlarla. "Friend & comrade" çünkü arkadaşlığımız öyle başladı. Kazı işleri güçleri arasında happy hour ilan edip, hafiften memleketi kurtarırken ahahhaha :D

      Delete
  4. Çok güzelmiş.Arkeologluk da çok hoş meslek aslında.Ben hep sevmişimdir :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Hoş meslek valla, bilimi milimi geçtim, iyi ki kazılara gitmişim diye seviniyorum. Çok acayip terbiye ediyor insanı, bayağı değiştirdi huyumu suyumu benim :)

      Delete