January 13, 2015

Kendi Çapımda Hekır Gibi Birşeyim

Sabah kafamda "I know it's over" çalarak uyandım, nedense Jeff Buckley söylüyordu. Yazılıp söylenmiş en acıklı şarkılardan biri olduğu için günün geri kalanı nasıl geçer diye düşünüp ürperdim. Şuraya koyardım ama bilgisayarımda youtube açılmıyor.

Neden açılmıyor? Çünkü havaleli bir memleketiz, paşa gönüller bazen yasaklıyor, ben de her seferinde ekşisözlük'ten tavsiyeler alıp girmenin bir yolunu buluyorum. En son DNS ayarları falan da yasağı aşmaya yetmeyince host dosyasına bir şeyler ekledim. Öyle bir dosya olduğundan bile haberim yoktu ama işe yaradı, bütün "Bıbıcım? Nereye saklayayım bıbıcım?"ları dinledim. Hatta dev hoparlörlerimize aktardık, evin duvarlarını titrete titrete dinledik.

O dosyaya eklediklerimi silmem lazımmış şimdi. Sildim, gene de açılmıyor, fenalık geldi, olduğu gibi bıraktım. (Hallettim la hallettim. Meğer en sona bir boş satır eklemek lazımmış. Ne acayip şey bu kompüter.)

Şunu buraya eklemek farz oldu.


Geçen cumartesi annemlere kahvaltıya gittim, yarım saat içinde annemle kavgaya tutuşmaya muvaffak oldum. Car car konuşurken, oturduğum sandalye yavaşça kırıldı. Anahtar kelime "yavaşça", bir yandan kavga ederken bir yandan da usul usul yere düştüm.


Annem "Allahın sopası yok" dedi. Hala inanamıyorum, bir sandalye nasıl böyle kırılır? Allah ve sopasından emin değilim ama bence annem gizlice Yüksek Cadılık Enstitüsü'ne devam edip diplomasını almış bir ara.

Sandalyeyi ve gururumu oracığa bırakıp kaçtım evlerinden. Henüz geri gidebilmiş değilim.

Bu satın almama işine girmeden oturup bir neyim var, neyim yok bakmam lazımdı, tabii ki bakmadım. Geçen hafta Bilkent'e bir jüriye gitmem gerekti, biraz gerildim giyinirken. Hava eksi 15 dereceydi, tek başına bu bile beni mahvediyor. Bir adet siyah kadife pantolonum ve bir adet siyah yün hırkam var, ikisi de bayağı perişan haldeymiş. Neyse, zaten çocuklar da sınav-jüri haftası münasebetiyle biraz insanlıktan çıkmıştı, arada kaynadım. Herkesin projelerine iltifat edip eve geri döndüm. Kimseye not vermemişim, ertesi gün dersin hocasına telefonda "Ay o mavi gömlekli çocuğunki çok güzeldi, bir de şu öbür çocuğunki şiir gibiydi" falan diyebildim. Dersin hocası yabancı değil, zaten ben de bu kadar anlıyorum mimari tasarımdan. Giyim kuşama dönecek olursam, ne yaparsam yapayım dışardan böyle görünüyorum.


Kukuletalı damacana. Neden giyinmek için çaba harcıyoruz, bilmiyorum. Yün bere kardeşimin (7 tane daha bere var evde), eldivenler 8-9 senelik (5 çift daha eldiven var evde), paltoyu birkaç sene önce barbar kocam H&M'de indirim sepetinden aldı. Şişmanlıktan hiçbir paltomun önü kapanmıyordu, ağlaşıp duruyordum; meğer çözüm bu ilkokul çocuğu stayla laylon paltodaymış. Şimdi biraz bol geliyor, mesela Kudi'yi kendime bantlasam, paltoyu giyip fermuarını kapatabilirim. Ama olsun, bol daha iyi.

İki haftadır bir miktar gıda dışında bir şey satın almadım, bugün ailenin kedilerine mama ve kum aldım internetten. Henüz yoga falan yapabilmiş değilim. Onun yerine ütü yapacağım, ütüde de beni sakinleştiren bir şey var.

Giderken müzik bırakayım, arkadaşım sarıkafa geçen gün yolladı, kış havasıyla iyi gidiyormuş hakikaten. Allah cümlemize nordik sükunet versin, ne diyeyim.



25 comments:

  1. :)))
    Sandalyeye ayrı,
    Palto hikayene ayrı ayrı güldüm.
    :))
    Bayılıyorum komik bloggerlaraaa :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Öff ben de durup durup gülüyorum ahahhah :D Aldığım duyumlara göre sandalye hala böyle duruyormuş, annem gerzekliğimin bir nişanesi olarak sergileyecek sanırım :)

      Delete
  2. Senin yazdığın en korkunçlu, en acıklı yazı bile bana hem nordik, hem estik hem westik, hemi de southik (öyle mi yazılıyodu len?) sükunet veriyor, aslında sükunet vermiyor neşe veriyor. Komiksin vesselam, sandalyeden nasıl düştüğünü hayalimde canlandırdım da, epey bi güldüm. Annen terlik yerine sandalye fırlatmış sana, kulağına küpe olsun, annelerle dalaşma (ben dahil) :) Kürklü damacanaya gelince, ben üstüme alındım, böylece duygusal anlamda da biraz alındım :( Benimki kürksüz yalnız tek fark o :) Sen damacanadan ziyade ince uzun bir bütangaz tüpü zerafeti sergiliyorsun şekerim :) Şaka kız şaka pek datlusun o hınzır bakan gözlerinle :)
    Günlerdir yağmır dinmedi, şiştim, bıhdım, husandım, yeşerdim, hemi de üşüdüm. Bahar gelsin looooo :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay nordik falan, onların hepsi olur da ben "sükunet" yazmışım, doğrusu öyle mi onun? Sukünet mi? Ayh, bir yerlerde şapka da var herhalde, şüpheler içindeyim :D
      Benim damacana da kürksüz, kafamda fazladan bir de bere var, kapşonun içinde. Sanayi tipi bütangaz iltifatını da havada kaptım; sana damacana demeye kalkan çeneler kırılsın. KIRILSIN!!11!
      Annemle dalaşmak, varoluş sebeplerimden biri, o yüzden bilemiyom. Sen abla kategorisine giriyorsun :) Bahar gelsin de leylekler ve leylaklar Ankara'ya dönsün, böyle bir temennim var. <3

      Delete
    2. Salla gitsin, sükunet yazdım oldu, belki ikinci "u"nun üstünde kürksüz, zarif bir şapka vardır, velakin ben şapka takamıyorum ruhum darlanıyor :)

      Delete
  3. Bir akşam upuzuuun bir masada arkadaşlar toplanmış yemek yiyecekken, masanın başındaki Bengi isimli arkadaş yavaş yavaş düşmeye başladı. Durduk yere. Yerçekimi mi azaldı yoksa zaman tam onun civarında sünmeye mi başladı emin değilim ama sandalyesinin arkaya doğru devrilmesini yavaş çekimde bir 30-40 saniye izledik. Gözlerimize çaresiz bakışı, ellerinin masada yavaş yavaş kayışı, direnişi, kaybedişi, en son ayaklarının tavanı görmesi... Tam sağında oturuyordum hala hatırlarım, gülerim. Ama o arkadaşın merdiven çıkarken yukarı doğru düşme yeteneği filan da var. Sende durumlar nedir?
    Bu arada o sandalyeyle bianele filan katılsanız ne biçim olur... Tam anlamıyla bezmiş bir görüntüsü var. Düşününce bir hikaye bile çıkar. Evet Sevgili Mina, çok afedersin totonla sanat icra etmiş olmak nasıl bir duygu? (keh keh keh) (pis gülüş)


    ReplyDelete
    Replies
    1. Eyvahlar olsun, Bengi'yle ruh ikizi olabiliriz. Taaa kaç sene önce, karlı buzlu bir havaydı, önce çöpün yanına atılmış iplere dolanıp kaldırıma düştüm, sonra da durduğum yerde bacaklarım ayrılmaya başladı. Bir ayağım yokuş aşağı kayarken diğeri olduğu yerde sabit durdu, annemle kardeşimin şaşkın bakışları eşliğinde yavaşça ikiye ayrıldım. Sevgili Karadut, kafama buzluktan donmuş tam tavuk düştü, merdivenlerden uçtum, patlamış mısırla dişimi kırdım (ve çektirmek zorunda kaldım), aynı mısırın tenceresiyle kolumu yaktım. Bunlar geçen sene oldu ve hepsinin izleri duruyor.

      Ben de bir sanatsal potansiyel görüyorum sandalyede, biraz düşüneyim bunu. Olmadı yanına çöker, sağa sola sallanırım, bir happening olur, enstalasyon olur, işsizim zaten, bunlar hep olabilir.

      Bengi'ye çok selam.

      Delete
  4. Ya nasıl da severim Jeff Buckley amcayı, pazarları bi bok varmış gibi 8.30 da uyanıp aç karnına az sütlü kahve ile açınca günü bir Güllü veya bir Cengiz Kurtoğlu gibi tamamlıyorum. http://instagram.com/p/wBduLrTVRQ/?modal=true

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ahahhahaa Kürk Damacanalı Madonna :D Öfff on sene önce falan bir kışımı yedi benim Jeff Buckley. Dün gece oralardan girip son dönem poptan çıktık, iyi oldu, bu sabah Lorde çalıyordu kafamda. Makul bir insan gibi uyandım.

      Delete
  5. O sandalye meselesi bence herkesin başına geliyor yahu :) biz babamla 3 dakika arayla uçmuştuk bi balkon oturmasında. Ama hiç böyle edepli kırılan sandalye görmemiştim ben kırılmamış da esnemiş, güneşi selamlamış sanki ne bileyim hizaya girmiştir belki de :) bu dışardan bakış çok fena geçen yurda dönmeyeyim mızıkçılık edip de diye yarım saat saç makyaj yaptım kıyafet seçemedim sonra aynaya bir baktim ki tarık akanın sırtındaki şerif sezere dönmüşüm sinemadan falan vazgeçip kütüphaneye gittim ben de :(
    Bugün sayende o kadar çok kıkırdadım ki enkaz sınavım bile geçti gitti ^_^ köpenklere sevgiler

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay gugılladım Tarık Akan'ın sırtındaki Şerif Sezer'i ahahhahhah offf :D Bugün biraz kendime gelmeyi planlıyorum, en azından bıyıklarımı alabilirim mesela, bunu başarabilirim. Tarık Akan'dan Şerif Sezer'e geçebilirim bir miktar böylece, ona da razıyım :)
      Sandalye güneşi selamlıyor hakikaten ahahhahhah ay aklımı kaçırıcam ahahhahha :D Hala gidemedim annemlerin evine, orda kalan dvdlerimi çöpe atıcakmış, gidip onları kurtarmam lazım, tırsıyorum çok.
      Köpenklerden ve benden en kalbi sevgiler size mirage'aanım :)

      Delete
  6. "SON DAKİKA ! Fermina yine kırdı geçirdi." :D

    Sandalye olayına koptum çünkü benim de başıma bir iki kere benzer şeyler geldi. Aklıma geldikçe hala gülerim. Kışın ortasında buz havada sap gibi terasta oturuyorduk arkadaşlarla. Bir anda sandalyenin hasır kısmı yırtıldı ve ben içine gömüldüm. Bildiğin kabak dolması oldu. Sandaleyi itinayla doldurmuş oldum. Millet de şaka yaptığımı falan sandı ilk. Gülüyorlar. Sonra anladılar ki sandalye maduruyum. Yardıma koştular. O sırada karşımdaki arkadaşın ki de yırtıldı. Etti mi sana iki adet dolma. Beş on dakika aralıksız güldük herhalde. En temizi ayakta yemek :D

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ahahahhahhaha kabak dolması ahahhahha ay gözümden yaş geldi! Topluca kurşun döktürmeyi teklif ediyorum, bu işin sonu iyi değil :D Hatta kendi kurşunumuzu kendimiz dökelim, o arada içimizden biri-ikisi belki kavrulup süper kahraman falan olur. Bak bi düşün bunu :)
      Ay Bilkent'e gittiğim gün barbar kocam telefon etti, birileriyle konuşuyormuş, laf bana gelmiş, demiş ki "Benim hanım da biraz sarsak", bi arayıp yoklamak istemiş, düşmüş müymüşüm buzda kayıp. Dışardan bu kadar belli olduğunu bilmiyordum, çok bozuldum :D

      Delete
  7. Sandalye meselesi çok komik olmuş :)) Fotoğrafta gördüğüm kadın bana çok zarif, estetik sevimli geldi

    ReplyDelete
    Replies
    1. Sandalye meselesi çok içler acısı oldu ahhahha :D Çok teşekkür ederim, bence tamamen senin nezaketin ve iyi kalbin, yoksa ben yürürken hışırdıyorum bu paltoyla :) <3

      Delete
  8. Hımmm;
    Ben şu sıra kendime bakınca kukuletalı damacana görüyorum ama sana bakınca göremedim. Sen bana mı baktın yoksa? Sen böyle daha çok sevimli, tüylü ama şişman olmayan bilge, hınzır, yaramaz bir sevimli canavar olarak göründün benim gözüme. O fotoğraf anında aklından neler geçtiğini düşünmeye çalıştım.
    Ben de sakar kafiledenimdir aslında ama annem daha çok. Bir kere denizin kıyı kesimini ikiye ayıran bir su birikintisinden atlarken yere yapışmıştım evliliğimizin ilk yıllarıydı ve ilk kez gittiğimiz bir deniz kıyısıydı. Romantik bir gün olması gerekiyordu. Yiğit de bana gülmüştü:) Ama gülünmeyecek gibi de değildi, biraz bozulmuştum. Şimdi böyle örnekleme yapmak gerektiğinde onu anlatınca bak hala unutmadın kincisin bilmem ne deyip duruyor oysa o güne dair bir sinirim yok sadece hatırlıyorum. Gündelik şeyleri çok unuturum ama bende iz bırakanları unutmuyorum ne yapayım? Sonra yok efenim kadınlar kin tutuyor en ufak hataları hatırlıyor diyorlar neyse konumuz bu değil, ben masumum yani onu demeye çalıştım neyse..
    Sandalyeden düşme durumuna sandalyenin halini düşününce biraz ben de sırıttım ama gülmedim. Gülünce başıma geliyor çünkü. Bir karlı ankara gününde ayrancı yokuşlarından birinden minibüse binme telaşına kapılmışken kaydığımda elimdeki gitarım kafamı ağaca toslamamı engellemişti, o gün ölmedim ama yokuştan aşağı elimde gitarla kayıvermiştim usulca, oyun gibi. Böyle şeyler hep olabilir. Annenin o anı ölümsüzleştirmek istemesi de doğal, o sandalye orada kalacaktır bunu kabullenmelisin:) Orada kalmasa da hafızada hep kalır. Annelere çemkirmek olabilir bir şey bende zamanında çok çemkirdim şimdi ona değil hababam kendime çemkiriyorum çünkü o şimdilerde pek alıngan.
    Amaaaaan offf bazen hayat çok boktan oluyor be!
    İçelim güzelleşelim!
    Jeff deyince moda girdim herkese saydırmak istiyorum sonra da çantamı alıp uzak ve bilinmeyen diyarlara kaçmak. Ama önce izmitteki evin önüne bir kamyon dayayıp eşyalarımı almam lazım bırakıp gidemem onları ben!
    Öpüldün sevimli canavar...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Galiba hepimiz kış mevsimini sevimli canavarlar olarak geçiriyoruz :) Ya valla ne yalan söyleyeyim, hepimiz çatır çutur düşüyoruz diye de biraz sevindim ahahhaha :D Deniz kıyısında düşmüşsün, bence gene de romantik olmuş. Ben de evlendiğimiz gün kıç üstü düşmüştüm, yerler buzdu, kalkamadım da bir türlü. Şafak pazar çantası gibi eve taşımıştı. O gün herkes düştü ama, insanların yazın evlenmesinin mantıklı bir sebebi varmış :D
      Sandalye kalacak galiba, dün gidip kapıdan dvdlerimi aldım, sandalyeye bakmadan kaçtım. Vicdan azabı oldu bana :) Bugün annemi dışarı çıkardım, döner yedi, biraz barışmış olabiliriz.
      Hayat bazen çok boktan, hiç de içesim yok, içim dışım kahve oldu bugün. Gerçi yarım şişe şarap var mutfakta, belki ilerleyen saatlerde Sue Ellen gibi kendime bir kadeh koyarım.
      Öpüyorum ben de çok <3

      Delete
  9. ehehehe... ben de tasinma sirasinda annemle telefonla tartismistim, sinirimi ondan mi aldim, yoksa o mu beni sinir etti, detaylari hatirlayamiyorum simdi.. hemen ertesi günü, bilgisayarda calisirken, altimdaki ikea tabure cotadanak kirilarak beni yere cakti, ama 15-20 dakika kipirdayamadim, totom yeni iyilesiyo daha... uzun süre catladi galiba bi taraflarimdaki kemikler diye düsündüm. cok tehlikeli walla, gecmis olsun cok cok...
    ne absürd seyler oluyo ya tr'de, önce sarayda okuma bayrami tiyatrosu düzenlendi, bugün cumhuriyet gazetesi basiliyo filan, noluyo ya... ulan hebdo'nun son sayisini bastan sona okudum, halen daha anlayamadim, türkiyede kopan patirtinin sebebini. adamlar hatta cok yerde müslümanlara arka cikmislar, hayir yani insanlar dergiyi okusalar, müslümanlara karsi bisiy yok, onu anliycaklar.. daha cok papayla, kiliseyle, bu olanlardan nemalanmaya calisan kendi sagci politikacilari ve ben charlie'yim diye ortada gezen hiyarlarla dalga gecmisler.. güzel dergiymis, yazilari cok sevdim, icerik oldukca saglam!

    ReplyDelete
    Replies
    1. O kadar yavaş indim ki yere, hiçbir yerime bişiy olmadı :D Daha ziyade gururum incindi, zira kendimi çok haklı bulur vaziyette laf yetiştiriyordum anneme. Ay sana da geçmiş olsun ya, bayağı uçmuşsun tabureden baksana. Pop nasıl bu kadar acıyor anlamıyorum ama çok acıyor biliyorum :)
      Bütün gün online'ım, sürekli bir şeyler okuyorum, buna rağmen o saraydaki okuma bayramı fotoğrafını görünce fotoşop sandım. Yani gerçekten bir şey demiyorum, zaten artık kafam basmıyor ama sadece şunu merak ediyorum; neden? Neden allahım, neden?
      Charlie Hebdo'yu da herhalde ilk defa kundaklığında duymuştum, Fransızca da bilmiyorum, hiç hayatıma dahil bir dergi değil. Dün Cumhuriyet almayı da unuttum. Aman yani zaten karikatürdü, yazıydı, içerikti falan bunlar hep teferruat; ölü insanların fotoğraflarına baka baka "Oh olsun!" diyecek hale gelmiş tiplerin müslümanlığını seveyim, hristiyanlığını seveyim. Eskiden IQ-EQ ayrımına çok inanırdım ama o duygusal zeka meselesi tamamen yalan bence, sadece bildiğimiz IQ var. Ortalama zekada bir insanın bu olan biteni normal bulması mümkün değil. O kesimde biraz zeka belirtisi olsaydı eğer, onlardan da espriler çıkıyor olurdu, bir faaliyet olurdu, insanlığa bir katkı olurdu. Bakıyorum, Atatürk fotoğraflarına fotoşopla mor göz falan yapmışlar, o kadar yaratıcılık çıkıyor. Atatürk düşmanı olsaydım da gülmezdim, düşman değilim ve hislerimi incitmiyor o dandik fotoşoplar. Ne olacak o mor gözden allaaşkına? Kılıçdaroğlu'nun kafasını haçlı askerine monte etmişler. He gülüm he, hepimiz Kılıçdaroğlu'nun peşindeyiz çünkü, bizi kurtarsın diye bekliyoruz.
      Aklım ermeye başladığından beri elinde biraz güç-kudret bulunduran herkese gözlerimi kısıp şüpheyle baktım, allahın embesilleri beni ne zavallı kategorilere sokuyor, valla içerliyorum ahahhahha :D

      Delete
  10. O sndalyeye cidden çok güldüm. Çizgi film karakteri gibi bir şey olmuş öyle bacaklarını ayırınca. Neyse, geçmiş olsun diyeyim. :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Teşekkür ederim :) Ay hakikaten bir çizgi film karakteri olmuş ahahhahha, ay hala gülüyorum hatırladıkça :D

      Delete
  11. Ay kahkaha attım resmen ahaha.
    Özlemişim buraları meheh.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ehehhheh :) Sandalyeyi de tamire vermişler, aralarında şifreli konuşuyorlardı ama anladım :D

      Delete
  12. Nasıl yaptın o sandalyeyi öyle bacım yaa?! Bunda kesin bi cadı parmağı var bence de. :) Yalnız bi de yoga yerine ütü dedin ya, bitirdin beni. O ne abicim? Hayır ütü bi de yani, ütü! Milletin üşenip, para verip yaptırdığı hani... :D

    ReplyDelete
    Replies
    1. Aaaaa e ben seviyorum ütüyü ya, valla bak :D Ütücülüğe mi soyunsam? İş haline gelirse ütüden de kaçarım ama ben kesin, biliyorum huyumu.
      Ben bilmiyorum sandalyeyi nasıl böyle yaptım, hala aklıma geldikçe sinirlerim bozuluyor ahahhaha :D

      Delete