February 27, 2015

İstanbul'a Gidip Geldim, Derdinize Dert Eklemeye Geldim

İstanbul'a gidip geldim, görüp görebildiğim İstanbul bu yandakinden ibaret. Manzara filan eksik olsun, öyle şeyler dinlemek zorunda kaldım ki hayattan da kendimden de bir hayli nefret ediyorum.

Gazeteci olamazmışım ben, iyi ki kalkışmamışım hiç. İstanbul'u bilmem, yolumu bulamam, sinirlerim bozuk, sürekli ağlıyorum filan ama yapacak bir şey yoktu, gavur damadımıza mihmandar ve tercüman olarak yollara düştüm. Çocuk işçiler ile ilgili bir haber yazıyor, çocuklarını kaybeden ailelerle görüşmesi lazımdı. Bu konuda çalışan derneklere uğraması lazımdı. 4 gün bunları yaptık, keşke anlatılanları duymasaydım da beni 4 gün dövselerdi. Şu andaki halimden daha iyi bir halde olurdum.

En kısa zamanda yazacağım çünkü hepimizin bilmesi gereken şeyler bunlar. 17 yaşında ölen Eren'in babasının, Nedim Şener'le buluşacağımızı öğrenince gözleri dolu dolu, "Oğlum Silivri'deki protestolara giderdi, selamımızı söyleyin Nedim Bey'e" dediğini; yine 17 yaşında ölen Oğuzhan'a, staj yaptığı şirketin banka hesabı açtırdığını, bir aylık staj karşılığı 300 lira yatırmaya söz verdiklerini, Oğuzhan'ın gidip gelip hesabı kontrol ettiğini, hayatında ilk defa arkadaşlarıyla tatil planı yaptığını, fabrikadan ancak koma halinde çıkabildiğini, hastaneden ise ancak ölüsünün çıkabildiğini ve o 300 liranın asla o hesaba yatmadığını bilmemiz lazım. Memleketinden kaçıp gelen genç bir Afgan erkeğin peşine, "Kaç gündür uğramıyor" diye merak edip bir Afgan Derneği'nin düştüğünü, genç adamın üç parça halindeki cesedini çalıştığı fabrikada bir konteynere atılmış olarak bulduklarını, ne ölüsünün ne dirisinin kimsenin umrunda olmadığını bilmemiz lazım.

Organize sanayi sitesinin içine meslek lisesi açılan bir ülkenin allah belasını versin.

Bunları sünger gibi çekmiş halde İstiklal'de yürürken bir TOMA ve üç otobüs polisin Tünel'e doğru gittiğini görünce peşlerine takılayım dedim, yarı yolda çok eski bir arkadaşımla karşılaştım. Yüzünün sağ tarafı morarmıştı, otoparkçılar dövmüş bir önceki gece, hastaneye rapor almaya gidiyormuş. Oturup kahve içtik, "Hepinizi öldürecekler burada" dedim, "Valla burdan bakınca siz Ankaralılar için aynı şeyi düşünüyoruz" dedi, gülüştük. Yarı açık gözüyle eşini dostunu arayıp çocuk işçilerle ilgili çalışan birilerini bulmaya çalıştı, notlar aldık karşılıklı, sarılıp öpüşüp ayrıldık.

Demem o ki siz öldürene kadar çalışıp debeleniyor olacağız açgözlü ayılar. Devamlı ağlıyorum ama olsun.

24 comments:

  1. sinirim attı, gerildim. düşün yani okurken bile.

    ReplyDelete
    Replies
    1. İnsan yatağa uzanıp ölebilir acıdan, bunun mümkün olduğuna inanıyorum artık.

      Delete
  2. Tam senlikmiş yahu, ne hale geldiğini tahmin edebiliyorum. Ben bile okurken bayılayazdım, sinirim kalktı.
    Sana Zeki Müren'i yolladım bugün, biraz ağırdan ırlamış abi ama olsun o bizim Zekimiz, dinlersin. Yarın ya da ptesi ulaşır sanırsam, Aras Kargo getircek...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Biraz kendime geldim derken grip oldum, neyse bugün biraz daha iyiceyim. Bugün gelir herhalde kargo, Zekibey de bana iyi gelir diye tahmin ediyorum. Aksırıklar, firüsler içinde öpüyorum :)

      Delete
  3. Ben de Ankara'ya gittim geldim geçenlerde. Anneanne evinde kaldım hem de. Belki yıllardır böyle huzur duymamıştım. Burada, İstanbul'da kendi evimin içinde dahi köşeye sıkıştırılmış gibi hissediyorum kendimi. Usandım. Gözümü çevirdiğim her yerde bir fenalık görmekten bunaldım.
    Neyse ki 15 günlük bir mola vermiş oldum. Liseden arkadaşlarımla görüştüm, yeniden tanışıp birbirimizi yine çok sevdik. Banliyo trenine bindim. Kondüktör sesi beni mest etti. Bilmiyorum belki artık yerlisi değil de turist gibi baktığımın işaretidir bu. Ama 2015'te hala biletleri tek tek imzalayan adamların vagonlarda dolaşması çok güzel değil mi? Her defasında kocaman gülümseyerek teşekkür ettim ama ancak sonuncusu cevap verdi. Hafif mahcup ama sımsıcak gülümseyerek. Kucağımdaki kitabımla ilgilendi. Vagonda iki kişisiniz, dedi ilerde kitap okuyan birini işaret ederek. Vagonda üç kişi sımsıkı bağlanıverdik o an sanki. Bir gün belki sırf o anı , o adamı anlatmak için bir hikaye yazarım.

    Konuya dönersek, yazını merakla bekleyeceğim. Laleli'ye yakın Beyazıt, Merter'e yakın Haznedar ve İkitelli'ye yakın Başakşehir'de yaşamış biri olarak biraz tanık oldum, dahası içimden gelmedi. Kaldıramayacağımı biliyordum birkaçının anlattıklarından. Ama gözümü kapatıp, kafamı kuma gömünce yok olacak değiller, duymak bilmek bildirmek lazım. Hepsi şehrin göbeğinde olsa da görmek istemeyen gözlerimizden uzak olduğundan yaşanıyor bunlar çünkü. Böylece serbestçe hem de.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya ne güzel bir 15 gün olmuş, sakin, huzurlu. O hikayeyi yazarsan eğer, hepimize iyi gelir okuması.
      Ankara'nın bir "her şey değişir ama her şey aynı kalır" hali var gibi geliyor bana; İstanbul'u her seferinde aynı merakla dolaşıyorum ama bir yandan da bunalıyorum. Gavur damada "İyi ki gelip buraya yerleşmiş Osmanlı, her şey gitse de burası var en azından elimizde" derken buldum kendimi, vapurla Eminönü'ne geçiyorduk. Benim de kafam karışık.
      İstanbul'da ve Gebze'de bir avuç insan canla başla çalışıyor işçi ölümlerini belgelemek, arşivlemek ve duyurmak için. O derneklerin hiçbirinde kalorifer yanmıyordu, bir ara farkettim. Isınmaya harcayacak para yok, herkes gönüllü çalışıyor zaten. Ne zamandır kendini bu kadar adamış insanlarla karşılaşmamıştım, çok ilham aldım. Duymak, bilmek, bildirmek lazım; ne güzel demişsin, ben de aynen böyle düşünüyorum.

      Delete
  4. yazmalısın , okuyan olmasa da belki duyan olur...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Yazacağım. Haberi yazıp bitirsinler, bir yerlerde yayımlansın, onu da paylaşacağım. Üç kişi bile olsak merak edip okuyan, üç kişi, üç kişidir.

      Delete
  5. Böyle dayanman zor gibi,yinede kolay gelsin...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Teşekkür ederim. Ay dayanırım ben, döner dönmez yazdım, çok sinirlerim bozuktu. Zaten ben dış kapının mandalıyım, olan ailelere oluyor.

      Delete
  6. Acılar insanı olgunlaştırır derler güya.. Bi türlü olgunlaşamıyoruz.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Hiçbir şey işlemesi gerektiği gibi işlemiyor burada, biz olgunlaşana kadar bir gün olduğu gibi tepemize çökecek memleket, her yer çürük.

      Delete
  7. Ah be mina! Dicle Koğacıoğlu boşuna mı attı kendini o köprüden :(

    ReplyDelete
    Replies
    1. Sürekli Dicle'yi düşünüyorum ben de. Hep "Dicle'nin bir bildiği vardır" diye düşündüm, hayatımda tanıdığım en zeki insanlardan biriydi, yani öyle böyle değil, gözeneklerinden fışkırıyordu. Eğer dayanamayacak hale geldiyse, neler görüp duyduğunu düşünmek bile istemiyorum.

      Delete
  8. ben arada yorum yaziyorum buraya gelip, google yutuyor benim yorumlari.
    istanbul cok korkunc bir yer oldu demistim, yorulman cok normal ama yataga uzanip ölme zamani degil vallahi Ferminacim, icimizdeki ufacik umutlari büyütme zamani. Oguzhan'in hikayesini merak etmistim, firma ismini filan afise etmek lazim demistim.
    televizyon filan seyretme istersen bir süre, bangir bangir zalimin türküsünü caliyorlar hep. dinlemek zorunda degilsin. hatta götürüp bit pazarinda satmai tavsiye edecegim. biraz hafiflersin belki.
    bu taraflara yolun düserse haber et. sevgiler.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya çok üzülüyorum bu uçan yorumlara, nasıl düzeltilir bilmiyorum.
      Yatağa uzanıp ölünebileceğini aslında çocukların aileleri için yazmıştım, öyle yoğun bir acı. Ama onlar da savaşıyor, mahkemeler filan, o kadar uğraşıyorlar ki insan kendinden utanıyor. Oğuzhan'ın hikayesi beni de daha çok vurdu çünkü annesiyle konuştuk evlerine gidip, her yerde fotoğraflar vardı. Haber yayımlanana kadar ne kadarını yazabilirim bilmiyorum ama firmanın adını yazmamda bir sakınca yok bence, Filli Boya. Özgecan için televizyonlara simsiyah reklam veren Filli Boya, fabrikalarında 17 yaşında çocukları elektrik panolarında çalıştırıyor. Ailenin yüzüne "Vicdanımız rahat, bizim bir suçumuz yok" diye bağırabiliyor, hem de hastanenin önünde.
      Televizyonu açmadım bir süredir, bir miktar arkeoloji makalesi okumam lazım, onlara gömüleyim diyorum. Gri-beyaz kıza ve sana bol bol sevgiler, selamlar.

      Delete
  9. Benim de sinirlerim gerildi Fermina. Ama sana bir şey demek istiyorum izin verirsen. Sana duyarsız ol demiyorum. Fakat. Fakat dünyanın bütün sorunlarından sen sorumlu değilsin. Ve bu dünyada tek de değilsin. Herşeyi, dünyanın bütün acılarını tek başına yüklenmişsin gibi bir duygu seziyorum sende. Yapma. O yollardan geçmiş birisi olarak uyarmak istedim tanışıklığımıza güvenerek. <3

    ReplyDelete
    Replies
    1. Of biliyorum, yani o 4 günün sonunda bıraksan dünyayı yakacak hale geldim. Tek başıma bir işe yaramam, üzülüp büzülerek de bir işe yaramam biliyorum. Ama engel olamadım, kendimi çok suçlu hissettim. Şimdi biraz daha açıldı kafam, çalışmak lazım sakin sakin, başka çaresi yok. Öpüyorum çok küçük Joecuğum <3

      Delete
  10. Tamam biz de tatile geldik tr ye aileleri gördük arkadaşlarla buluştuk falan ama çok büyük bir umutsuzluk düştü aynı zamanda içimize. Çevremizdeki herkesin gözlerinde bir tedirginlik, suratlar ifadesiz, çokça üzgün. Konuştuk hasret giderdik ama aramızda hep duvar gibi memleketin hali vardı. Epey sıkıldık. Döndük yine buralara sonucunda ama asıl dönüşte ne yapacağız bakalım diye dertlenip duruyoruz. Hal, hal değil, insanlar çok öküz çok cahil çok acayip. Sokakta olma hali büyük bir tedirginlik içeriyor artık, eskiden de yarının garantisi yok dergi büyükler ama şimdi evden dışarı adım atınca o an yok olabiliyor ihtimaller. Mutsuz şeyler okumasam, hiç konuşmasam diyorum bazen o kadar sinirleniyorum, kahroluyorum ama tabi öyle bir dünyada yaşamıyoruz malesef. İnsan delirmemek için kendini bir yerlere kapatmalı diyorum bazen, evden adım atamayacak hale geliyor insanlar. Bir de tüm bu olan bitenin içinde çocuk yapın diyorlar ya hayret ediyorum!

    ReplyDelete
    Replies
    1. Yaa bilmiyorum ki Tuğba, belki kesin dönüp yerleşince farklı hissedersin, ne bileyim en azından "bir şeyler yapıyorum" hissi olur. Kapının önüne kedi maması koymaktan tut da sokağa dökülen insanlara katılmaya kadar. Şimdi iki arada bir deredesiniz. Bir de evet, burada herkes çok yerlere yapıştı mutsuzluktan. Yani olağanüstü mutsuz bir dönem.
      Çocuk meselesiyle ilgili çok kafam karışık. Hem inanılmaz derecede üşeniyorum, pek merakım da yok, hem de dünyanın sonu gelecek diye düşündüğümden manasız geliyor. Ama annemler beni imal ettiğinde de hayat korkunçmuş buralarda, şahsım adına imal edilmiş olmama memnunum. Belki de yapmak lazımdır, çok kararsızım.
      Belki siz gelene kadar umut verici gelişmeler olur, olmaz mı? Olabilir bence.

      Delete
  11. Ay ben de nerelerde diyordum. Of Mina ya, ölene kadar yaşayacağız işte. En azından bir başına ağlamıyorsun öyle düşün. Ne desem onu da bilemedim, yazıp yazıp siliyorum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Topluca ağlamalardan güç alıyorum iki gözüm önüme aksın. Ay ben ağlar ağlar düzelirim, "Nereye gidek, aya mı gidek?", aklıma Arif Sağ geliyor hep. Dün turistik gezinti çerçevesinde Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın etrafında tur attık arabayla. Kafamda bere, elimde bir tomar selpakla cama yapışıp baktım binaya. Gripten mi bilmiyorum ama tahmin ettiğim kadar sinirlenmedim. Fani dünya, herkes ölecek.

      Delete
  12. Ağlama.....
    Ne tuhaf bir teselli olur ben burada bunları okurken ağlamaklı olmuşken üstelik :((

    ReplyDelete
    Replies
    1. Durdu ağlamam ama tabii çıkmıyor aklımdan. İşte şimdi bekliyorum ki bu haber yazısı çok insana ulaşacağı bir yerlerde çıksın, millet okusun, isimleri bilsin. Naapıcaz Ebru, birbirimizi avuta avuta, kendi kendimize gözlerimiz dola dola, yapacak bir şey yok.

      Delete