May 17, 2015

(28) (29) (30) Baroktan Girdim, Grungedan Çıktım

Şalanjı bitirmeye geldim, şu anda yazmazsam üç hafta falan yazamayacağım çünkü.

Film müziklerine çok meraklıyım, bazen filmin kendisinden daha iyi oluyor soundtrack albümler ama öyle albümleri çok uzun süre dinlemiyorum, unutuyorum gidiyor. İyi filmler, iyi müzikle birleşince yıllar boyu yanımda taşıyorum. 10 sene önce Pakistan'dan bir ipod almıştım, hala kullanıyorum, baktım film müziklerinden ne var içinde diye, sadece Farinelli'nin soundtrack'i varmış. Bazen her şeyi siliyorum, yeniden yüklemek üzere, buna dokunmuyorum.



Diyorlar ki Farinelli'nin sesinin etkisini yaratabilmek için bir kontrtenor ve bir mezzosopranonun seslerini üstüste bindirmişler filmde.

Bir konuda fikrimi değiştiren film deyince aklıma bir şey gelmedi ama attığı tokatları ve bıraktığı soruları düşünerek Fight Club diyeceğim bu soruya cevaben. Dün gece küçük bir parti yaptık evde, arkadaşım S. ile mutfakta tabak mabak çıkarırken bir şekilde konu filme geldi. Ben kuru kuru överken S. aynen şunu dedi, "O filmi seyrettikten sonra nasıl hala işe falan gidiyoruz, bilmiyorum".


30. ve son soru, en sevdiğim film. Buna insan gibi cevap vermek mümkün değil. Yani sadece filmlerin kendilerini sevmiyoruz ki, ne zaman seyretmişim, yanımda kim varmış falan, bunların hepsi toplanıp geriye bir adet his bırakıyor. En azından bende böyle oluyor anlaşılan çünkü döndüm baktım da yazdığım filmlerin çoğu 1990'lardan, 2000'lerin başından kalma. Ve hepsini nerede ve kimle seyrettiğimi, filmden sonra neler konuştuğumuzu, kolektif hayatımıza filmle beraber nelerin girdiğini hatırlıyorum.

The Cider House Rules ki tuhaf bir şekilde "Tanrının Eseri, Şeytanın Parçası" diye girmişti Türkiye'de gösterime, annem ve kardeşimle gitmiştik, hayatımın en güzel akşamlarından biriydi.
Kızarmış Yeşil Domatesler'i seyredeli 20 sene falan olmuş, gene annemi hatırlatıyor, dünya güzeli bir filmdi.
Vincent, Tim Burton'ın 1982 yapımı kısa animasyonu, hayatımda seyrettiğim en güzel şeylerden biri. Vincent Price olmak isteyen 7 yaşındaki Vincent'ın hikayesini 6 küsur dünya dışı dakika boyunca tabii ki Vincent Price'ın sesinden dinliyoruz, buyrun:



Persepolis'i ağlaya ağlaya seyrettim, iki defa. Kim benden geri alabilir o üç saati? Annem yıllar önce seyrettiği bir filmin peşine düştü, internette bulamadım, girmediğimiz dükkan kalmadı, yok. Nihayet Kızılay'da bir pasajda, artık kimbilir kaçınca kere filmi tarif etmeye çalışırken korsan dvdci çocuk "Tamam abla, Vanessa Redgrave var, biliyorum o filmi" dedi. 1977 yapımı Julia'sına kavuştu annem. Annemden kim geri alabilir Julia'yı?

Gene annemin beni sürükleyip götürdüğü Kramer Kramer'a Karşı, Sophie'nin Seçimi; ben kendi başıma sinemaya gitmeye başlayınca, birkaç arkadaşımla içine düştüğümüz Tarantino evreni, Günbatımından Şafağa, Desperado, Vampirle Görüşme, Trainspotting falan.

Bu kadar iltifat ediyorum, bari "the" 90'lar filmi The Singles'dan bir şarkı koyup gideyim. Naapiyim, ben de buralara salmışım köklerimi, başka yere gidemiyorum.




6 comments:

  1. tanrinin eseri seytanin parcasi benim icimde acayip guzel anilar canlandiran bir film bu arada! cok acayip oldu simdi senin yazdigini okuyunca. izlemedim de 10 senedir herhalde ama filmi her dusununce aklima annemle sen geliyorsun, naptik ki biz o gun? hatirlamiyorum da.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Valla ben de hatırlamıyorum pek :) Ben annemle kapışmıştım günün erken saatlerinde, onu hatırlıyorum. Buna rağmen harika bir gündü gibi kalmış işte. Acayip.

      Delete
  2. Julia'yı ben de izlemek istiyorum ya. Vanessa Redgrave <3 Aktivistin dibi.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay o filmi bulana kadar çektiğim çile ahahah :D Hayatımın anlamı haline gelmişti, bulduktan ve izledikten sonra geride büyük bir boşluk bıraktı :)

      Delete
  3. yaa orada 'Kızarmış Yeşil Dometesler'i gördüm:D nasıl güzel filmdir. çok uzun zaman oldu izleyeli benim de.. hatta filmden aldığım tarifle, anneme kızarmış yeşil dometes yaptırmıştım:D
    ya ya The Singles. Eddie Vedder ile Tim Burton'ı az da olsa gördüğüm filmi nasıl unuturum ki..
    ayrıca 1990 ve 2000lerin başnda geçen filmlerin yeri hep ayrıdır. Daha masum, daha içten.. ne biliyim farklıdır işte. kesinlikle çok haklısın.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Galiba annem de bize kızarmış yeşil domates yapmıştı :) Dvd'sini aldım geçenlerde, kızlar olarak toplanıp seyredeceğiz, bir türlü toplaşamadık.
      The Singles'ı da bir daha seyredeyim diyorum ama bir yandan da endişeleniyorum, acaba eski tadı alır mıyım diye. Yandan cepli şortumu dolaptan çıkarayım da bir daha gözden geçireyim bu konuyu :D

      Delete