November 6, 2015

"I'm not beaten. I'm not dead. This is not over."

Aynen bunları dedim Kuğulu Park'ta önümüzü kesen yabancı gazeteciye. Zaten biliyorsunuz benim gibi tiplerin ortak özelliklerinden biridir memleketi dış mihraklara şikayet etmek. Bir Güney Afrika gazetesine anlattım her şeyi. Evet. Güney Afrika. Ben de bilemiyorum. Oranın Hürriyet Gazetesi gibiymiş, öyle dediler. O da tam ne demek oluyor, onu da bilemiyorum. Gazeteci abi France 24 için çalışıyormuş aslında, siz öyle şaapın, benim de gururumu yerlerde sürümeyin.

Seçim sonucuna şaşırmış mıyım diye sordu, şaşırdım ama şaşırmadım, twitter'a "Gar'ın önünde 100 kişi ölmüş, çok üzüldüm, neden 200 değil?" yazan insanlarla yaşıyoruz. Hala "PKK yaptı" diyen insanlar var, onlarca miting yapıldı öncesinde sonrasında, nedense hep aynı insanlar ölüyor ve he gülüm he, kesin PKK bombaladı HDP kortejini. Sanki çok umursuyor millet ölü solcuları, ölü Kürtler'i de oylar yükselecek. Bombacıları bir biz şikayet etmemişiz IŞİDli diye polise ama olmuyor, olamıyor. Sabah böreklerini yiyiyor ve kendilerini patlatıyor bunlar, kimse engel olmuyor.

Kardeşim "Ablam barış mitingindeydi" deyince gazeteciye, onu da sordu, titreye titreye anlattım. Kendi sesime sinirleniyorum, o halime gıcık kapıyorum, işte sonra deyiverdim, "Yıkılmadım. Ölmedim. Bu iş burada bitmedi".

Neden bu kadar atarlandım inanın en ufak bir fikrim yok. Seçim sonuçlarını Sevdalar'ın evde kısır, kek, patates salatası ve irili ufaklı kedilerle takip etmeye niyetlenmiştik. Biz vardığımızda evin kedisi misafir kediye haykırdığı için arka odaya kapatılmıştı, daha kısır bitmeden seçim bitti, boş tabaklarımızı alıp kös kös evlere dağıldık. Bizim evde babam ve boy boy barbar adam yemek yiyiyordu, daha ayakkabılarımı çıkarmadan "Biz Çanakkale'de arazi bulduk, ortaklaşa alıp komün hayatına giriyoruz" diye planlarını açıkladılar. Sinir bastı, en pes sesimle "Mitingde ölmedim, herhalde seçim sonucuyla da ölmem" diye seslendim salona doğru. Allah allah yani?

Babam da benzer şeyler söyleyip durmuş meğer, adam 70 yaşında, hep buradaydı. İnsan biraz utanır kaçmaya. Kaçmayı bırak ağlaşmaya utanırsın, bahsi geçen komüncü gençliğin hiçbiri tehdit altında değil, hepsinin işi gücü var ve hiçbiri benimle mitinglere filan gelmiyor. Ben ağlaşmıyorum, bunlara ne oluyor bilmiyorum. Arazi alacak paranız varsa, gidin alın, ekin domatesinizi, memleketin haliyle ne alakası var?

Neyse. Araya kedi fotoğrafı sokayım, tansiyonum düşsün. Bu Çoko, en son mahsül.


Duvarlara tırmanmadığı zamanlarda bu şekilde uyuyor. Adeta bir panter, bir kaplan olduğu için uygun bir çerçeveyle süsledim fotoğrafı. Annesini araba ezince ortalıkta kalmış, bütün kardeşleri kendilerine birer kapı bulmuş, bu kara bela da kendini Nadire'nin kucağında buldu. Ev gezmelerine gidiyor, gittiği evlerde disiplinli bir şekilde kedi tuvaletlerini kullanıyor; doritos cipsi iki eliyle tutup üçgenin bir köşesinden yemeye başlıyor, en kötü alışkanlığı cips.

Sizden hayır gelmeyince internetten bulduğum bir tarifle aşure yaptım. Olmadı pek, hiç deneyimim olmadığı için neyi yanlış yaptığımı bile bilmiyorum. Saatlerimi gömdüm kaynayan hububat buharına, biraz bozuldum neticeye. Büyük bir kaba doldurup babama götürdüm, babam sulu mulu bakmaz, yer diye. Arkadaşlarına da çıkarmış, hepsini tüketmişler. Kesin anlattı o aşurenin neden yapıldığını, arkadaşları da görev bilinciyle yedi.

Aşureyi şükranla yaptım, bir aydır olan bitene mana vermeye çalışmalarımın bir parçası olarak. Böyle şeyleri ve diğer bazı spritüel şeyleri Nadire'ye danışıyorum, o da şiştiği noktalarda annesine danışıyor, bana her seferinde istisnasız şu cevap geliyor Dersim'den, "Olur olur, çok güzel olur, en güzeli olur. Önemli olan niyet". Ama tabii ben boksuratlı biriyim, sonunda bununla da itişmeyi başardım, bakınız:



Yarın aşure yapabilmemiz için benim bu akşamüstü elimdeki buğdayı muğdayı Nadire'ye götürüp suya basmam lazım. Bir de dev tencere lazım. Yoldan alırım artık. Tabii bu aşure meselesi de şuraya yazdığımdan daha çetrefilli çünkü bir kısmımızın malzemelere itirazı var, üzüm olmasın içinde, efendim incir yumuşayıp yımış yımış oluyor diye konmasın filan. Çok şükür kendimle barışığım, asla zen huzuruna ulaşamayacağımı biliyorum, beni de bu itiş kakış ayakta tutuyor.

Mektup arkadaşlarıma bir aydır neden sesimin çıkmadığını anlatan cevaplar yazmam gerek. Uzun zamandır yazıştıklarım zaten ulaşıp sordu, en yenisine dün mektup attım, iki kişi kaldı geriye. İkisi de Amerikalı ve orta yaş üstü bir hayli, mektupları da aynı buraya yazdığım gibi yazdığımdan şaşırmayacaklardır olanlara ama gene de insan nerden başlayacağını bilmiyor. Neyse, bunlar da hep terapi.

Haydin gittim ben, yapılacak ütüler, düzeltilecek metinler, yenecek aşureler var.

16 comments:

  1. Kaçarsam yüzüme tükürün; söz ağızdan çıktı bir defa: http://zihninarkasokaklari.blogspot.com.tr/2015/11/bu-gece-yataga-gozu-yasl-girme.html

    Doritos mu ? Kavun sevenini gördüm; kestane manyağını (benimkisi) da gördüm. Ama Doritos.. Yerim Çokobellayı :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Okudum okudum, okumaz mıyım. Zaten biliyorum senin bu tavrını önceki seçimlerden. (Yarabbi ne çok oy kullandık. Her yerlerimiz demokrasi.)
      Yumurta seviyormuş bir de, peynire meynire yüz vermemiş henüz. Dur bakiim bir de kestaneyi deneyelim :)

      Delete
    2. Dün bir yazı daha yazmıştım, sildim. Müzik varken politikadan bahsetmeyeyim dedim ama şurada biraz paylaşmazsam çatlayacağım. Tandoğan'da yürürken bir otobüs geçti yanımdan, son ses "istikhhraaar kazandıııığğ bilmem ne kazandıııı (o sırada kulaklarımı tıkamıştım)" diyordu anonsu yapan kişi. Baya salt gürültü kirliliği; sanki 51% ülkenin yokolması, istikrarsızlaşmasını dileyerek oy verdi. Pes ya. Vallaha pes yani. Milliiğğğ irade ! <3
      Rant için, makam için oy verenlerin -ama kazanamayanların- gitmesini anlarım da barış diyen, kardeşlik diyenlerin her seçim ertesi "ühü gidiyorum ben" demesini kabul etmiyorum. Sen herkesi geride bırakıp kendin "yırtacaksın", sonra da kardeşlik edebiyatı. Barışa oy verenler kalacak.

      Delete
    3. Aaaa bak ben evden çok çıkmadığım için görmedim o istikrar otobüslerini. Çankaya iyice getto mahallesi oldu, Alper Taşdelen kaldırımlara asfalt döküyor, onu seyrediyoruz. Başka da bir şey olmuyor.
      Valla ne bileyim, hep güceniyorlar, sonra da en ufak bir hareket olmuyor. Ben de devamlı güceniyorum, kim gücenmiyor ki, hayat çok acıklı. Bu benim etrafımdaki "ühü gidiyorum ben"cilerin hepsi erkek, kadınlar kendini tamir edebiliyor. Bir arkadaşım işte bu kedoşla yeni hayatına başladı, bir diğeri üniversitedeki işini bırakmaya hazırlanıyor, bir başkası deliler gibi çalışıyor, yazıyor, konferanslara katılıyor, üstelik zehir gibi politik sunumlarla. Kardeşim işi gücü bıraktı, sağa sola haber yazıyor, insan hakları, işçi hakları. Erkekler o gece ağladı ağladı, sahibinden.com'dan arsa baktı, bir daha da sesleri çıkmadı :)
      Ne güzel demişsin, barışa oy verenler kalacak. Az değiliz, kalabalığız.

      Delete
  2. minoshkam, bugün yarın ben de aşure maceramı anlatacaktım bloga. bir kaç güne kıçımı kırıp yazabilirim umarım. bu arada incir meselesine değinmem lazım. inciri başka bir yerde kaynat ve suyunu süz, yoksa kapkara rengini veriyor bütün kazana. bir de onu en son koy. o zaman yımış yımış olmuyor. ben sıvı kıvamlı ve beyaza yakın renkte aşure sevdiğim için bence seninki çok güzel olmuştur.

    bir de bak gerçekten ama gerçekten önemli olan niyet. bak bu sözlerimi yabana atma, neticesinde zülfikarı olan bi' insanım. :)

    son senelerde beni en çok rahatsız eden şey aşurenin dağıtılışındaki değişik tarz. (hani o folyo kaplarda)

    şöyle ki aslında aşure kazanla, kepçeyle dağıtılır. koca kazanla komşunun kapısını çalarsın, kazanı gören komşu içeriden kabını kendi getirir. getirdiği kaba göre doldurursun sen de. şimdi böyle anlatınca duyguyu tam veremedim tabi ama mevzu senin ona bahşetttiğin bir miktar olmamasında, mevzu ihtiyacı olanın ihtiyacı kadar nasiplenmesinde. bu arada aşure üzerinden gıybete yürüdüğüm için bence ağır günaha girdim şu an ama tutamadım kendimi. (içinden "affet ya erenler" deyip arkasını sağlama alıyordu)

    bir de şunu gördün mü?

    https://www.facebook.com/ickiliydibilmemne/photos/pb.1442898292703235.-2207520000.1446851432./1501653070161090/?type=3&theater

    abimle bir haftadır buna bakıp bakıp gülüyoruz.

    güzel yanaklarından hasretle öperim.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay ağladım ahahhhaha! Hemen herkese yolluyorum, günahı boynuma :)
      "Önemli olan niyet" hayatımda gördüğüm en insancıl yaklaşım; bütün inancı, kültürü, söylemleri falan düşünüyorum, zaten başka türlüsü olamazdı. Bunun evveliyatı var benim durumumda, aşureye gelene kadar sordurmadığım şey kalmadı, buradan Dersim'deki bazı dedelere duble yol yaptım, bildiğin gibi değil. Daha bir kere negatif bir cevap almışlığım yok, en sonunda bu iyi niyetle de kavga etmeye başladım, hiç de şaşırmadım. Bu kadarı da olmaz yahu! :D Bir de tabii gıybet benim varlığımın temel taşlarından biri, kendimi durduramıyorum :)
      Of sana bir ara Gar'ın önüne nasıl ateyizt gidip eve inançlı döndüğümüzü anlatayım, buraya yazmaya utanıyorum. Yani en sonunda Nadire'nin annesi kıza "Bak arkadaşın ne güzel oruç tutuyor, sen de tutsan iki gün?" dedi, bunu başardım, örnek arkadaş oldum. Ha oruç tutabiliyor muyum, tutamıyorum çünkü baca gibi sigara içiyorum. Ama bu bile "Olsun canım, başınıza büyük felaket geldi, sen iç sigaranı, su içmezsin, önemli olan niyet" oldu. Ve bana çok lazımdı bu, bütün sistemim darmadağın oldu benim o gün, insan bir anlam bulmak istiyor, toparlanamayacaktım başka türlü. Ya Xızır to esta diyerek bu konuyu kapatıyorum :)
      Tamam, incirin püf noktasını yazdım tarif defterime. İyi oldu bu, ben seviyorum kuru incir. Of o folyo kaplar çok çirkin hakikaten ve senin anlattığın dağıtım şekli çok güzel. O zaman ben kendimi hazırlayıp seneye hakkını vererek yapayım bu işi.
      Ben de öpüyorum çok!

      Delete
  3. Buraya söyleyecek mantıklı şeyleri kafamda toparlayabildiğimde tekrar döneceğim, şu an akciğerlerim ağzımdan çıkmak üzere.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Yaa ben biraz düzelip tekrar yere yapıştım, üçüncü haftaya girdim griple. Vitamin al kurban olurum, yoksa baharı göremiycez :/

      Delete
  4. ALLAH! O GÖBEK RAKIYA MEZE! Bazen dünyadaki bütün kedilerin annesi ben olayım istiyorum ama bu tabi hacimsiz bir hayal. 2. bir kediş gelse benim patates muhtemelen kıskançlıktan delirir kendini buzdolabının tepesine hapsederdi. Bunlar hep böyle, hayatlarımızın bir yerinde mühim kişilikler.

    Pazar günümü üstü kapalı yazdım blogta, keşke mutluluktan sarhoş olup ağlasaydım, gece 1de böğrürken "hadi annemlerden benden geçti, kardeşimin geleceğini çaldılaaaarrr, 20 yaşında kardeşim bunları hatırlayacaaaaaak felan demişim Gökçe'ye. Sonra da sızmışım. Olsundu. Biz de tarih kitaplarında böyle var olmamız gerekli belki de, çoluk çocuk hileli seçimleri konuşcak 30 sene sonra. Bu avamlığa, varoşluğa içerliyorum. İçime oturuyor bu andavallık. Cahil,rezil bok çuvalları.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Of sorma, her ev arayan kedi-köpek ilanına bakıp hayaller kuruyorum, ne kadar mutlu olurdum ve mutlu ederdim. Benim köpenklerle konuşarak, olmadı fırça kayarak anlaşmak mümkün, üstlerine kuma getirebiliriz evde yer olsa. Ama Sevda ve Ada'nın kedi hepimize ana avrat düz gitti bu arabı görünce ahahhhaha :D O da başka bir patates.
      Ay okudum senin pazar gününü :) Valla haklısın, 20 yaşındakileri hiç düşünmemiştim, başka bir şey de görmemişler zaten hayatlarında oha. Neyse olsun, daha önümüzde vakit var, görürüz bir miktar değişim, valla bak :)

      Delete
  5. Seninle birlikte bir şeyler pişirme, gezme tozma, uzun soluklu konuşma ve tabi kısa zamanda ulaşan mektuplar yazma ihtimalini seviyorum minacım:) Bak aşure de dahil olabilir yemek yapma mevzusuna:)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Yaa tamam o zaman, siz gelince yapalım biz bir aşure, vatan topraklarına ayak basma aşuresi :) Çabuk tarafından bir mektup yazıp yollayacağım ama siz ne zaman dönüyorsunuz acaba? Dur bakiyim seni dürteyim başka mecralardan.

      Delete
    2. Kavuşma aşuresi olabilir evet:) Bizim dönüş tarihi henüz belli değil. Yiğitin işlerini toparlaması ana hedefimiz. Yılbaşında evimizde olmak hayalimiz ve planlarımız var. En geç aralık ortası döneriz sanırım. İlk başlarda kasım sonu diyorduk ama yetişmeyecek gibi. Sen hemencik yaz yolla ani bir kararla dönsek bile bana yollarlar mektubunu ulaşınca:) Başka mecralardan da dürt beni bekliyorum. Keşke bir de whatsapp kullansan minaaaa, böyle saatlerce konuşasım var yaa senle:)

      Delete
    3. O whatsapp denen şeyi ipad için ayarlamadıkları sürece olmayacak bu iş çünkü telefonum çok eski, ne gelen mesajı farkediyorum ne de genel olarak o uygulamanın varlığını :)
      Madem arkandan da yollayabilirler ben bi mektupçuk atayım sana, Cezayir'e veda mektubu :)

      Delete
  6. Çanakkale iyi ama, ben sana diim. Birkaç sene önce gittiğimde İzmir'e pek benzetmiştim hem de daha az insanlı hali... Hem adalara da feribot var. Bence olur sen bi düşün. ^.^

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben en son Çanakkale'ye gittiğimde fırtına çıkmıştı, feribotta mahsur kalmıştık ahahhahhah ay sinirlerim bozuldu :D
      Valla bana hava hoş, her yer olur. Yeter ki doprak olsun, ot olsun etrafta. Finansman sağlayamıyorum ki.

      Delete