September 23, 2016

Geldim, Söylendim, Gittim

Bir süredir makyaj malzemelerine merakım nüksetti, bloglara filan bakıyorum. 2-3 senedir "cruelty-free" almaya çalışıyorum kozmetik ürünlerini, yani seçeneklerim çok geniş değil. Çok para da harcamak istemiyorum bunlara. Bütün alışverişimi de yürüyerek ulaşabildiğim yerlerden yaptığım için Tunalı'daki Gratis'e gidip hayvan deneyi yapmayan markalardan ne lazımsa alıp eve dönüyorum. Bir adet göz kalemi, bir rimel, duş jeli filan, böyle şeyler. Geçen gün hayatımda ilk defa far paleti aldım, bir de makyaj primer'ı, çok heyecanlıyım.

Palet nedir, primer ne işe yarar diye sağı solu kurcalarken bir takım yerli makyaj blogçularının instagram sayfalarını buldum, on binlerce takipçili sayfalar. Hepsi şöyle görünüyor:


Süpermarket broşürü gibi, yanyana dizilmiş ürünlerin fotoğrafları. Bu ekran görüntüsünü rastgele bir hesabın rastgele bir yerinden aldım, binlerce post ve hepsi böyle. Arada işte belki bir kedi fotoğrafı var, bir fincan kahve filan. Haydi ojeyi anlıyorum, sürmüşsün, biz de görüyoruz tam rengi nedir de geriye kalanlar ne olacak? Bu biraz yemek blogçusu olup da patateslerle soğanları dizmek ama tarifi vermemek gibi bir şey değil mi yahu? Nasıl süreceğim ben bunları yüzüme bacım, bana onu anlat.

Blog sayfalarına da gittim, üşenmedim. Oralar da böyle, ürün fotoğrafı dolu. Yani, "Bakın bu kalemi gözüme çektim, işte bu da fotoğrafı" bile yok, blogların yazarlarını asla görmüyoruz. Bunların bir de az takipçili versiyonları var, onlar daha feci. 6 liralık saç kremini saatlerce anlatıyor, saçının da fotoğrafını koymuş, makasla ve fön fırçasıyla koşmak istedim kızın üstüne doğru. Saçlar boyanmaktan perişan, tepesinde iki yerden dönüyor saçları, iki adet kel delik var yani kafasının tepesinde. Benim de var bir adet tepe dönerim, gördünüz mü hiç? Görmediniz.

Bazılarımız bu işlere daha meraklı, bazılarımız değil. Ama bu blog işinin okuyana biraz ilham vermesi gerekmiyor mu yahu? Türkçe yazan ve cruelty-free malzeme kullanan bloglar genelde iyi, oralardan bakıyorum ne alınır ne alınmaz diye, makyaj yapıp anlatıyorlar da. Onun dışında da yabancı bloglara, vloglara filan bakıyorum.

Bu minvalde inanılmaz gıcık kaptığım başka bir durum da kitaplar. Kitap fotoğrafları değil, gelip altına tavsiye bırakanlar.



Yaprak Fırtınası tavsiye de Kırmızı Pazartesi niye değil? Marquez Kolombiya'nın 300 nüfuslu bir köyünde yazıyor da yazıyor ve bir tek sen mi okuyorsun? Ben gerçekten anlamıyorum, bir hayli de cahil buluyorum böyle tavsiyeleri. Yüzyıllık Yalnızlık okuyan elbet diğer kitaplarını da alır okur. Başka Latin yazar tavsiye et? Ne lüzumsuz işler bunlar.

Tanımadığım ve sadece blogunu takip ettiğim bir kızın mesela, polisiye okuduğunu ben biliyorum. Yeni aldıklarını dizip instagram'a koymuş, içinde Agatha Christie var, o var, bu var. Ki sadece sosyal medyadan takip ederek Christie'yi çok sevdiğini de yine gayet iyi biliyorum. Gelip "Grange de tavsiyedir" yazıyor biri. Grange nasıl tavsiye hala? Gazlı içecek seviyorsanız koka kola diye bir şey var, tavsiyedir.

Kardeşim "Ama lütfen ekran görüntüsünün tepesindeki whatsapp mesajını kesme" diye eğlendi, şikayet ettiğim durumun bir de seyahat versiyonu olduğunu söyledi ve şunu yolladı:


Deniz mahsuşü ve grilled mürekkep balıkları. Sanırım o kadar endişelenmiş ki başka biri gelip ortalığı kendisinden önce tavsiyeye boğar diye, artık mahsuştu saromsaktı filan bir önemi kalmamış. Aç telefon anlat arkadaşına Lizbon'da ne yapılır, bu ne tür bir görgüsüzlüktür anlamakta güçlük çekiyorum.

Sosyal medya zehirlenmesi bence benimki. Çık di mi madem bu kadar sinirleniyorsun her şeye? Çıkamıyorum ve çok sıkılıyorum. Facebook'ta o kadar çok insanı blokladım ki geriye kalan bir avuç arkadaşımla zaten günlük hayatta da görüştüğümüz için alabildiğine manasız bir hal aldı o platformdaki varlığım. Twitter'dan o kadar şikayetçi değilim. Instagram'a da köpek fotoğrafı koymazsam öleceğim için mecburen girip çıkıyorum her gün.

Ayh neyse, gideyim biraz sokaklarda yürüyeyim. Spotify "Autumn Chill" diye bir liste önerdi, tam ihtiyacım olan uyuzluk mıyır mıyır. Dönerken de biraz dergi alırım. Lütfen hayat basit bir şey olsun ve içine mümkün olduğu kadar az insan girsin, bütün temennim bu.

16 comments:

  1. Ben marquez'e Kırmızı Pazartesi ile başladım. Liseli zihinken. Yıllar sonra dönüp bakıyorum YY hariç halen KP gözdem. Yaprak Fırtınası pek aklımda yer etmedi. Doktor moktor bir şeyler vardı galiba. Vasattı pf. Şer saati de vasattı baya. Kime triplerse bu, Marquez yazmış beğeneceksin Zihin efendi.. Şili'de Gizlice'yi okudum ben geçenlerde. İçim karardı, gerçek ve karanlık. Faşist pinochetli kitap. Darbecilerin leşliğini çok çarpıcı olmasa da bir yere kadar ürkütücü şekilde yazmış. Bazı sayfalarda gerildim. Şili'den çıkamayacağım sandım. Adamın kitapları bitmiyor Fermina. Bitmesin zaten ! İşte biz o gün tükeneceğiz yoksa.. Neyse, makyaj ürünlerinde zulümden nasibini almamış ürünler seçtiğinden dolayı kendimce teşekkür etmek istedim. Sokaklara çıkmıyorum 2-3 gündür, yarın bir dolanayım. Kuştu böcekti görürüz belki ağaçlarda.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Benim Hüzünlü Orospularım vasattı, üzülmüştüm okurken. Yaprak Fırtınası ile Şer Saati'ni sevmiştim. Şili'de Gizlice'yi hiç hatırlamıyorum iyi mi! Acaba okumadım mı? Bir bakayım ben, vardır evde.
      Bizim gibiler heyecanlansın diye bazen yeni yazarların kitap tanıtımlarına "Marquez-vari" filan yazıyorlar, işe de yarıyor aslında, alıyorum ben hemen :) Aradığımı pek bulamıyorum o kitaplarda ama olsun, iyi kitap aramak da en az iyi kitap okumak kadar önemli di mi? :)
      Ay zulümlü-zulümsüz, ben gerçekten arada bir fark göremiyorum kalite filan açısından. Loreal filan gibi dev firmaların test yapmaktaki ısrarını hiç anlamıyorum, o yüzden gidip irili ufaklı cruelty-free şirketlerin ürünlerini alıyorum. En azından içim rahat.
      Biz de çıkıyoruz birazdan, boya almaya gideceğiz evin duvarlarına. Şimdiden sıkıntıdan fenalık geçiriyorum.

      Delete
  2. makyaj konusunda youtube videoları en mantıklısı. ben de onlar sayesinde az buçuk öğrendim bir şeyleri. :) merak artınca harcamalar da oldukça artıyor maalesef en kötü yanı bu.
    bu yorum da bir nevi "....'nin videosunu izle tavsiyedir." gibi oldu ama idare et. :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ahhahha ay yok ama kesinlikle haklısın, en faydalısı youtube videoları :) Ürün yorumu filan da oluyor, onları da seyrediyorum, özellikle de pahalıca bir şeyleri merak ediyorsam.
      Umarım bütçemde dev delikler açmadan kaşımı gözümü boyayacak hale gelirim :)

      Delete
  3. Ya bu makyaj varoşlarının gelip yazı altına, "bloğunuzu çok beyendim, bana da beklerim:):):) " diye seni çağıranları var. Onlara cevap olarak, çağırmayın çünkü GELMİCEM diye çemkiriyorum. Çirkin suratlarındaki 3 liralık fondöteni neden takip edicem ben anlamıyorum yav!

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ahhahhhahha :D DEAV BİR TOKAT GİBİ!
      Yahu pamuk yazan var, bildiğin pamuk. O pamuklar indirime giriyormuş, gidip depoluyorlar. Benim de gidip "Pamuk yerine zımpara kağıdı deneseniz belki daha gelir yüzünüze" yazasım var ama işte edepti ayıptı, yapamıyorum.

      Delete
  4. aramızda değişik enerjiler, sinerjiler falan mı olmuş ne olmuş ay ben de demin epey bi' sayıp sövdüm bunların bi' değişiklerine. tatlış rabbim bizi bu yaşımızda sabırla sınıyor olsa gerek. ölüp gittikten sonra böyle hesap kitap meseleleri olacaksa densize, kendini bilmeze susup içimize attıklarımız da sevap olarak yazılsın çok rica ediyorum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay bana buradan da sevap yazılmaz, arkasından konuşuyorum çünkü densizin ve kendini bilmezin. Gene benim sevap puanlarım düşecek :/
      Ama tutamıyorum kendimi, ne biçim insanlar olduk yahu?

      Delete
  5. Makyaj bloglarından hiç mi hiç haz etmiyorum ben de. Ama en mantıklısı Youtube videoları kesinlikle. Benim gibi kalemi süremeyen insanlar için faydalı sayılırlar.

    Ayrıca bir keresinde Gratis'te görevli kadına hayvanlar üzerinde test yapılıyor mu diye sorduğumda kadından "O ne?" cevabını almıştım, o aklıma geldi:(

    Tavsiyelere girmiyorum bile. Sondaki ekran görüntüsünde gerçekleşen olayı tanımlayamadım :D

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay işte ben de kalemi sürebiliyorum ama biraz bıraksan ayrobikli Türk filmindeki Ahu Tuğba filan gibi oluyorum. Bakıyorum kızlar kuyruk filan yapıyor, kedi gözü gibi oluyor, onlara özeniyorum :)
      Dükkanlarda kimsenin en ufak bir fikri yok, önceden çalışıp gitmek lazım testsiz alışveriş yapabilmek için. Bir takım app'ler varmış, barkod okutup öğrenebiliyormuşsun deney yapıyor mu yapmıyor mu diye. Şimdi onlara bakıyordum.
      Son ekran görüntüsüni okuyunca aklıma İstiklal Marşı geldi; "Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım; yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım".

      Delete
  6. engellenmeyen bir avuç insandan biri olduğum için çok mutluyum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Estağfurullah :) Seni sessiz sessiz gözetlemek hoşuma gidiyor :)

      Delete
  7. Arada bir biten ürünler diye post yapıyorlar,ayda bir falan tekrarlıyorlar,o bir ayda biten ürünü ben 34 yaşıma kadar kullanmadım,hiç aklım almıyor,sürüyorlar mı yoksa yemeğe falanmı katıyorlar:)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay ahahhahhahha! Bir de o postlar var hakikaten:D
      Yıllar sonra bir tane siyah göz kalemi bitirdim, hala inanamıyorum :) Bak google'a bitenler yazdım:
      https://www.google.com.tr/search?q=bitenler&espv=2&biw=1280&bih=565&site=webhp&source=lnms&tbm=isch&sa=X&ved=0ahUKEwjfiNmc7cPPAhVKGsAKHVHpBokQ_AUIBigB

      :D

      Delete
    2. :) Şimdi bakınca yesem bile bu kadar olmaz gibi geldi.Kozmetik sektörüne mi girsek ne yapsak:)

      Delete
    3. Hem yüze hem ekmeğe sürmelik fondötenimizle piyasayı ele geçireceğiz, şimdiden görebiliyorum.

      Delete