January 28, 2017

(11) Hippie Kostümü (12) "El eleeeeee çalsın oynansın halaaaay"

Barbar kocam Adıyaman'a gitti iş için. Genelde kebap fotoğrafıyla filan taciz ettiği için şu aşağıdakini görünce çok heyecanlandım:


Ay benziyor da uzaylıya biliyorum ama ben sinirleneyim diye yapıyor, o yüzden duymamazlıktan geldim. Biraz da kıskandım ne yalan söyleyeyim, ben yıllardır içimden taşan bir sevgiyle fotoğraflarına, çizimlerine bakıyorum; herif toplantı saati beklerken müzeye dalıp başbaşa dakikalar geçirmiş. 

Neyse, merak ederseniz eğer, "Adıyaman Kilisik heykeli" filan diye aratırsanız okuyacak şeyler var. Ben 9500 yıldan biraz daha yaşlı olduğunu ve ana tanrıça filan olmadığını düşünüyorum ama çok da mühim değil. Mühim olan, şu anda bildiğimiz kadarıyla Urfa-Diyarbakır-Adıyaman'ı içine alan bölgede Taş Çağı boyunca böyle bir manyaklık yaşanmış olduğu. Daha da mühim olan ise bu heykelin bulunduğu yerde arkeolojik kazı filan yapılmamış olduğu. Yani aslında hiçbir şey bilmiyoruz.

Neyse, başka eski şeylere atlıyorum buradan, şalanjın 11. sorusu dolabımdaki en eski kıyafeti soruyor. Ailece eski biriktirdiğimiz için hangi birini yazayım bilmiyorum. Elime bu elbise-gömlek geldi:


Annem 1974'te Bodrum'dan almış, Sandaletçi Ali'nin yan dükkanındaki terziden. Basmaaltı ya da bozuk basma denirmiş bu kumaşa, işte esas kumaşa desen basılırken altta kalan astar bu. Bizim evde pek sevilirdi, benim de küçüklük elbiselerim filan var basmaaltından.

Bunlarla takım sandaletler de var, Ali'nin elinden çıkma, kaldırdığım yerden çıkarmaya üşeniyorum. Belki yaz gelince yazarım, şu anda ayı gibi bir kazak ve takkeyle oturuyorum, sandalet filan başka bir hayatın şeysi gibi geliyor.

Ay anlamını da yazacakmışız. Anlamı şu, annem hayatı boyunca tuhaf şeylere ilgisi olan bir kadın oldu. Çarşıda yürürken ayakkabıcıların önüne çeker vitrindeki topukluları gösterirdim, isterdim ki tırnaklarını uzatıp sedefli ojeler sürsün filan. Bir anneler gününde aldığım dikiş sepetini verdiğimde yüzünde oluşan ifadenin acısını 30 senedir taşıyorum içimde. Annenize dikiş sepeti almayın.

Annem bir ayrık otudur. Ne güzel tabii ama sonra ben ergenliğimde isyanlar eşliğinde rakçı olup yırtık pantelonlar (Merhaba Rafet el Roman, merhaba sana!) filan giymeye başladığımda neden şok geçirdi ("Ay şoktadayım şu anda?!" Merhaba gündüz televizyonu seyredenler, merhaba size!), bunu açıklayamıyorum.

12'ye geçiyorum.

Son 10 yılda hayatımda çok şey değişmiş aslında, düşününce şaaptım. Evlendim mesela, hiç de öyle bir niyetim kalmamıştı. Bu konuda tecrübesi olmayanlara söyleyebileceğim tek bir şey var, olacak iş değil aslında iki kişinin bu şekilde hayat sürdürmesi. Yemin ederim çok saçma. Belki en iyi arkadaşım diyebileceğiniz biriyle nispeten dertsiz tasasız olabilir ki o zaman bile insanüstü anlayış, sabır, iyi niyet, diyalog filan gerektiriyor. Çok şükür şöyle şeyler söyleyebileceğim bir evlilik müessessesi içindeyim: "Bazen seni yere yatırıp tekmelediğimi hayal ediyorum ama gene de en çok seni seviyorum." Ay lütfen şımartıldığımı da sanmayın, aynı şekilde karşılık alıyorum. Ev emekçisi köpek annesi eşit kadın birey yoldaş kimliğimle varlık gösteriyorum çünkü.

İşten ayrıldım ve hiç pişman olmadım. Zaten geçtiğimiz 10 sene içinde geçirdiğim bir takım evrimler ve yaşadığım aydınlanmalar sayesinde büyük ihtimalle ya kapının önüne konmuştum ya da ne zaman koyacaklar diye bekliyordum şu anda.

10 sene önce ettiğim lafların büyük bir kısmını şu anda önüme koysalar utançtan yok olurum.

10 sene önce hayatımda olan insanların %90'ı filan şu anda yok.

Bu 10 sene geçtiği için çok seviniyorum, yaşlandıkça daha da bunalmaya başladım eski günlerden.

Şunu bırakayım gitmeden. Nedense sabahtan beri Eurovision şarkıları dinliyorum. Bunu da 10 Yıl Önce 10 Yıl Sonra diye hatırlıyormuşum, tabii o zaman olduğumuz yerde kalmış oluyoruz. Umarım birinizin daha aklına gelmiştir de tek blog bayatı ben olmam.



Off uçan halı filan. Elvan elvan çiçekler, vur sazın teline, yumak yumak dostluk bağları. Ulan insan bir davul filan götürür bari en azından, böyle halay mı olur?

Gideyim de bir elma yiyeyim bari. Barbar kocama da çekçek/kırma/kesme sipariş ettim, eli boş gelirse yakarım bu evi.

8 comments:

  1. O Anadolu motifli çoraplarını bastığın Anadolu motifli halı Taşpınar mı? Niğde yöresi halılarına benzettim, annanemin de vardı bir çift, şimdi çocuklarda kapı arkasında nöbet tutuyor rulo olarak :)
    Ve Antalya ağzıyla devam edeyim: "Voyn, endee enteriden benim de vardı, benimkisi robadan pileliydi, demek basmaaltı deniyormuş, bir yaşıma daha girdim, yok aslında 3 gün sonra girecem ama öğrenmiş oldum :)
    Biz de anamıza Fında ile beraber şarjlı süpürge almıştık da benzer bir bakış bize de fırlatılmıştı :)
    Bence Örozviyon şarkılarının Şahı Opera'dır. Operaaa, operaaa, operaaa diyerek gideyim...

    ReplyDelete
    Replies
    1. He Taşpınar. Bu kardeşiminki, kenarları evli camili diye beğenmişti. Geçen anneme halı konusunda "ya sev ya terket" politikasını benimsediğimi söyledim, halısını seven insan bırakıp gitmez. Geleneksel bi insan olduğum için gidenin malına göçmekte bi sakınca görmüyorum.
      Abavvv doğum günün mü geliyor?!
      Ha ha ha halley hah ha ha halley hahahahalley hah haallleeyyyy diyerek el sallıyorum ben de.

      Delete
  2. Gerçekten senin yaşına geldiğimde kendimi nasıl hatırlayacağımı çok merak ediyorum. Bu şalanjın soruları çok zor, zaten 10 sene öncesi 13 yaşıma tekabül ediyor. Daha büyük olmalıydım galiba tatmin edici cevaplar verebilmek için fdlslfsd.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Benim 13 yaşım 1992 senesine tekabül ediyor, hemen baktım, gerçekten deprem olsun, maden faciası olsun, terör olsun, o kadar da farkı yokmuş: https://tr.wikipedia.org/wiki/1992'de_T%C3%BCrkiye
      Üstelik bir de Bosna Savaşı başlamıştı.
      Ben yaşlanıyor oluşuma seviniyorum gerçekten :)

      Delete
  3. Şunca yazılandan sonra üzgünüm bunu diyeceğime: "ben eski günlerde tanımlanamayan cisim görmüştüm (unutmazsam bir zaman yazayım) ve uzaylıların varlığına çok inanıyorum. hatta takıntı oldu tee denizli'deki ufo müzesini de gezdim" :/

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay bence de yalnız değiliz, öyle olduğumuzu düşünmek kibir olurdu. Ama insanlığın kaç bin senelik varolma ve kendini ifade etme çabasını inkar edip uzaylılara kredi vermek de insanlığı küçük görmek olur. Benim derdim bu. Master tezimi kafasına atayım Konanbey'in de haklılığım iyice ortaya çıksın :D

      Delete
  4. Babam hep bir gün gelicekler dedi,şimdi uzaylılar var mı diyenlere ağız burun dalasım ondan zaar.İnsanın babası yalan söyler mi vicdansız:)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay söyler, beni yıllarca koka kola suyla karıştırılıp içilen bir şey diye kandırdı. Sek verdiklerinde itiraz ediyordum "Aaaa yooo, yarısı su olacak bunun" diye.

      Delete