February 18, 2017

(1) Apartman

İlham Kedisi'nin "Apartman Sohbetleri" şalanjında bir kısmımız için ilk gün, nedir ne değildir okumak için şuraya gidebilirsiniz. İlk soruya cevaben nasıl bir apartmanda büyüdüğümüzü yazıyoruz.

Büyüdüğüm apartmana gelene kadar doğduğum apartman, taşındığımız apartman, annanemin yanında oturduğumuz apartman filan da var aslında. Ne çok apartman var.

Neyse, esas apartman İzmir Karşıyaka'daydı, annemle babamın hayatta sahip oldukları ilk ev. O yüzden hepimiz için çok önemliydi, parkelere filan basamadık bir süre, çizilmesinler diye. Google maps'ten baktım:


Sağdaki apartmanın en üst katıydı bizim ev. Benimkiler satın aldıklarında henüz inşaat bitmemişti, bitmesini bekledik. İlkokul 2'yi bitirdiğim yaz taşındık. Apartmanın kendisini değil de sokağı koydum çünkü buradan dümdüz yürüyünce sahile çıkılıyor. (İzmirliler için: Yalıya çıkılıyor.) Apartmanda bir numara yok zaten, normal beton.

Komşular da normal komşulardı. Karşı dairemizdeki Rüştü Amca dışında. Rüştü Amca kesinlikle normal ya da sıradan ya da unutulabilecek biri değildi. Bütün eski aile fotoğrafları annemlerde olduğu için internetten bulduğum şu vesikalığını koyayım, ben tanıştığımda biraz daha gençti bu halinden.

Olaylar annemle babamın bu evi satın alma arzusuyla müteahhitin ofisine gitmeleri ve "Karşı daireyi bir komiser aldı, bu daireyi kendisine sormadan satmamıza izin vermiyor" cevabını almalarıyla başladı.  Daha sonra 3 kişilik çekirdek ailemizin testten başarıyla geçtiğini öğrendik, alım-satım işlemleri yapıldı.

İlk tanışma annem ile Rüştü Amca'nın karısı Zeynep Teyze'nin balkonlardan hafifçe sarkmaları suretiyle gerçekleşti. Ne iş yaparsınız, kimlerdensiniz konulu konuşma herkesin Hukuk Fakültesi mezunu olduğunun anlaşılması üzerine şöyle devam etmiş:

Annem: Arif de 1970 ODTÜ Mimarlık mezunu.
Zeynep: Aa öyle mi? ODTÜlüler genelde solcu olur.
Annem: Biz de öyleyiz zaten, Arif Dev-Gençliydi.
Zeynep: Rüştü Abiniz de o yıllarda Ankara Emniyet Müdürüydü.
Annem: Ay?
Zeynep: Evet. İyi günler o zaman.

Annem en baştan her şeyi söyleyeyim de ne olacaksa olsun diye düşünmüş fakat komiser sandığımız Rüştü Amca'nın emniyet müdürü çıkması biraz sürpriz olmuştu.

Ertesi gün Zeynep Teyze kahve ve sigara içmeye gelince annem biraz rahatladı. Zeynep Teyze müzik kaseti ödünç almak istedi, annem bizde sadece türkü ve Yunan müziği kasetleri olduğunu söyledi. Rüştü Amca türkü sevmezmiş, klasik müzik ve jazz dinlermiş ama gene de içi kaset dolu kutuyu alıp gitti Zeynep Teyze. İçinde her türlü solcu türküler, Nazım'ın kendi sesinden şiirleri filan. Yani Rüştü Amca karısını yollamış, kasetler üzerinden bizim evin anarşi düzeyine bir bakacak. Etrafıyla ilişkisini böyle küçük numaralarla sürdürdüğünü sonradan anladık.

Kaset kutusu bir hafta kadar sonra geri geldi. Rüştü Amca ile hiçbirimiz henüz karşılaşmamıştık. Bir akşamüstü babamı işten eve bırakan Anadol kapıya yanaştı, koştum otomata bastım, aynı anda karşı dairenin kapısı açıldı. Rüştü Amca ipekli ropdöşambırı ve gene ipekli fularıyla kapıda belirdi. O arada da babamın hafiften kelleşmiş kafasının tepesi merdivenlerde göründü.

Rüştü Amca: (Babamın keline doğru) Arif Bey, Arif Bey!
Babam: (Merdiven tırmanmaktan nefes nefese) Efendim abi?
Rüştü Amca: 5 Mart 1971 gecesi neredeydin?
Babam: Gözaltındaydım abi. Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün bodrum katında.
Rüştü Amca: Ben de en üst katta makamımdaydım.

Herkes kendi evine girerek dağıldı. Bahsi geçen tarih, korkunç ODTÜ yurtları baskını. Nasıl ama, korku filmi gibi değil mi? Annem de babam da görüşleri yüzünden işlerinden olmuş insanlar; bu eve taşındığımızda annem hala emekli olmaya uğraşıyordu, Milli Eğitim Bakanlığı'nın koridorlarında kucağında ben varken hakaretlerle kovalanıyordu. Babamın yıllarca Suudi Arabistan çöllerinde çalışması sayesinde bir ev alacak parayı biriktirebilmişler ve karşı komşumuz Rüştü Amca suretinde belirivermiş.

Fakat olaylar burada devasa bir dönüş yapıyor çünkü Rüştü Amca eski usül bürokrat insandı. Sağ görüşlüydü allah için ve bir milim dönmedi tabii ki fikirlerinden ama inanılmaz donanımlı, dehşet verici bir şekilde zeki ve detaycı, esprili, oturup konuşmaktan zevk alacağınız, sizi de gözünü kırpmadan dinleyen, hükümet gibi derler ya, işte öyle biriydi. Şimdilerde gördüğümüz yüzü neşe içinde yağdan parlayan, kafası ancak bir top karnıbahar kadar çalışan tipler Rüştü Amca'nın anca kapısına paspas olabilirdi. O da belki.

Ailece ahbaplığımız annemle babamın kendilerini Rüştü Amca'nın adı verilen polis kolejinin açılış töreninde Mehmet Ağar'la otururken bulmalarına yol açtı mesela. Annemin hala anlatırken rengi soluyor. Rüştü Amca bizi bir nevi evlat edinmeye karar verdi, edindi de. Annemle babamın devletle olan ve kesinlikle çözülmeyen sorunları çözüldü, Rüştü Amca'nın lenf kanseriyle boğuştuğu yıllarda annemler gözlerini kırpmadan ne lazımsa yaptılar. Atlattı kanseri, hem de iki kere.

Ben her sömestre sonu karne göstermeye gitmek zorundaydım, gözlüğünü takıp uzun uzun incelerdi karnemi, evin içinde derin bir sessizlik. Sonra da her seferinde yeni bir cüzdan, içinde de o zamanın en büyük banknotunu hediye ederdi. Ödevlerime yardım ederdi, tıkandığı yerlerde deniz subayı olan oğlunu arardı. Hakan Abi dünyanın çeşitli yerlerindeki gemilerden bağlanıp ödev yaptırıyordu bana. Evdeki kütüphanesini de (tabii ki askeri bir disiplinle) gönlümce kullandım hep.

Rüştü Amca sayesinde en formal yemek masasında bile idare edebilirim, çatal bıçakla taze incir filan yiyebiliyorum. Çünkü ne demek yapamamak? Ne demek becerememek? Ne demek bilmiyorum? Çok efsanevi akşam yemekleri verilirdi evlerinde, çocuk masası gibi bir adet de yoktu, yetişkin gibi oturup yetişkin gibi yemek yer, sohbete dahil olurdunuz. Bir yaz tatilini Burhaniye'deki yazlıklarında geçirdim, döndüğümde annemlere "Beni toplama kampına yolladınız!" diye ağlamıştım. Sabah 7'de kalk emri veriyordu.

Sonradan anlatmıştı, müteahhiti arayıp "O gözlüklü çocukları olan aileye ver evi" demiş. Yani benimkilerin bütün sicilini zaten biliyormuş, daha biz taşınmadan. Evi tamamen benim sayemde alabildiklerini söyleyip dalga geçerdi annemlerle. O yüzden büyüdüğüm apartmanda alın terim var benim.

2007'de öldü Rüştü Amca, büyüdüğüm apartman deyince anlatılacak en olağanüstü şey onunla olan arkadaşlığımızdı. Gittiği yeri de hizaya sokmuştur, ışık ve huzur diliyorum. Benim hayatıma da böyle temas etti işte, okusa bıyık altından gülerdi diye tahmin ediyorum.

20 comments:

  1. Aynı anda okumuşuz birbirimizi. Yahu bunları öyküleştir, kitap yap. Ne kadar güzel yazabildiğinin farkında olmayan bir tek sensin gibi geliyor bana. Nasıl büyük bir zevkle okudum, şimdi çıkmam lazım, akşam gelince bir daha okuyacağım :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Size anlatıyorum işte ne güzel oluyo :D Bitmiş tezi teslim etmeyen insanım ben, kitap filan bu kıçta duracak don değil gibime geliyor. Ay bir de sonra tanımadığım insanlar fikir belirtecek filan, fenalıklar geçireceğim, herhalde yapamam :D

      Delete
    2. aynı fikirdeyim leylak dalıyla defalarca okurum yazdıklarını

      Delete
    3. Yaaa çok teşekkür ederim, siz okumasanız zaten ne anlamı var benim yazmamın <3
      Ay ben galiba yapmak zorunda olduğum işleri ölümüne süründürüyorum, kimse bana "Blog yazılacak, yaz!" demediği için de neşeyle gelip buralara yazabiliyorum :)

      Delete
  2. Ne güzel oldu şalanj😀 Güzel anılara tanıklık ediyoruz. Güzeldi yazı..

    ReplyDelete
    Replies
    1. Yihhuuu! Valla iyi oldu bence de. Bugün şiştim ama. Yarın artık, iki soru birden.

      Delete
  3. "parkelere filan basamadık bir süre" Garip bir nostalji hissi... Ben de yaşadım aynısını. Hele bir de su kapacak diye ödümüz kopardı eski parkelerde. Yürürken çıtırdardı bir de.

    Film gibi şu yazdıkların. Eskiden insanlar gerçekten başkaydı. Şimdi tek bir komşumun adını biliyorum. Kalanlarla kavgalıyım (neymiş kedi besliyormuşuz!-uv çok ağır).

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay evet çıtırdardı parkeler, su dökülünce deli gibi silinirdi :)
      Ya ben de her an tetikteyim, köpekler yüzünden ne zaman kavga edeceğiz diye. Kafamda cevaplar filan hazırlıyorum. Valla canıma yetti benim bu apartman tedirginliği.

      Delete
  4. Farklı kişiler olsa da ne kadar aynı doğrultuda yazmışız. Apartman demek birlikte yaşadığımız insanlar demekmiş aslında. Şimdi kalmadı ne yazık ki. En azından bizim buralarda. Yazarken duramadım ben yahu. Hep yazasım, her şeyi anlatasım geldi. Ne tuhaf :)
    Sevgiler

    ReplyDelete
    Replies
    1. Valla aynı doğrultuda yazmışız. Şu anda oturduğum apartmanı itsem kaksam bile ne senin ne de şu yukarda benim yazdıklarımın birazını bile çıkaramam. En son zemin kattaki iş yerinde kavga çıktı, tanımadığım iki kadın birbirlerine "O.spuaaa!" diye bağırıp cep telefonlarını fırlattılar. Bu yani.

      Delete
  5. Sanki donem filmi izliyor gibi okudum yazını... Zaten şahane anlatmissin, o ayrı, ama "Rüştü Amca" da şahane adammış yahu! Bir kaç kez okudum baştan, eskilere özendim...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Valla ben de özeniyorum eskilere :)
      Rüştü Amca, amca olarak şahaneydi gerçekten, eminim polis olarak da işini şahane yapıyordu. İşini yaparken can yakmış mıdır, bilmiyorum ama öyledir diye tahmin ediyorum. Bunu da yazmış olayım çünkü bu ikilem de bana bir tür hayat dersi oldu.

      Delete
  6. Harika bir hikaye bu. Birden filme çekildiğini hayal ettim. Nefis olurdu.

    ReplyDelete
    Replies
    1. O kadar küçük olmasaydım da o zamanlar yazsaydım keşke diye hayıflandım ben de :) Kimbilir neleri unuttum.

      Delete
  7. Tanımadığım kişiler yorum yaparsa demişsiniz ya, beni hiç tanımıyorsunuz misal ve uzun süredir sessizce okurunuz olma halimi bozup yazdığınız çok şeyi çok sevdiğimi, müthiş tatlı ve anlaşılır bir yazı diliniz olduğunu, çok çok depresif olduğunuz yazılar dışında okurken su gibi akıp gittiğini, bu son yazınızın bana farklı bir şekilde dokunduğunu, kitap yazsanız ve yazarken depresif olmuş olsanız dahi son derece nevi şahsına münhasır bir kişinin kalemi olmuş olacağı için koşarak gidip alacağımı söylemek istiyorum. Sevgiler. mine

    ReplyDelete
    Replies
    1. Merhaba :)
      Tanımadığım kişiler derken beni o kitapla tanıyacak insanları kastetmiştim. Biraz da blog vasıtasıyla tanışıp çok sevdiğim bir arkadaşımın ilk kitabıyla ilgili zaman zaman sosyal medyada okuduğumuz "anelizleri" düşündüm o yukardaki yorumu yazarken :)
      Blog yazmakta başka türlü bir rahatlık buluyorum, okunsa da okunmasa da çok kişisel meseleleri yazabiliyorum. Ya da ne bileyim, kaç senedir ağzıma geleni yazıyorum, sadece bir kere bir ergen gelip "Odtülü'ye semer bağlasan gene de eşek" gibilerinden havladı. Benim bloga hiç benzemeyen popüler bir blogta tavsiye edildiğini görüp gelmiş, kapışınca da gitti oğlan. Tanımadığım biriydi yani.
      Yoksa buraları biraz bile olsa kurcalamış, üç beş yazıyı okumuş biriyle tanış sayıyorum kendimi. Zaten arkadaşlarıma da buraya ne yazıyorsam onu anlatıyorum :)
      Bizden de sevgiler, kalpler, sallanan köpenk kuyrukları :)

      Delete
  8. Hikaye de nefis, anlatım da. :) En hoşuma gideni, olayın merkezindeki taban tabana zıtlığa rağmen ortak yaşamın insani bir şekilde sürmesi, sevgiyle saygının ölüme dek her şeyin üstesinden gelebilmesi. Ve yıllar yıllar sonra bu karşıtlığın bir nevi özlemle sözcüklere dökülüp başkalarına ulaşabilmesi. Geçmişi ona tutunmak için değil, hatırlamak için yaşatmak..Eline sağlık, sevgiler..

    ReplyDelete
    Replies
    1. Çok teşekkür ederim, ne güzel yazmışsın <3
      Malzeme iyi, yoksa bende bir numara yok :)

      Delete
  9. Replies
    1. Valla düşününce benim de içim cız ediyor biraz, benim için güzel günlermiş :(

      Delete