July 26, 2017

Bakliyat ve Tişört - Dersim 3 / Ovacık'ı Pek Göremedik

Bu blog boyunca saçma sapan alışveriş tavsiyeleri vermiş olmam içime oturdu. İyi hiçbir şey mi yok yahu diye etrafıma bakındım. Şunları buldum:


Rabbim kimseyi ayna selfiesiyle sınamasın. Neyse.

Tişört, Özgür Kazova Tekstil'den. İki sene filan oluyor alalı, hunharca giydim, bana mısın demedi. Penyesi güzel ve yumuşak, baskısı sağlam. Üstümdeki "Gezi" modeli. Bir de "Göğebakan" almıştım, onu da çok severek giyiyorum. İkisi de pek beğendiğim Sadi Güran'ın illüstrasyonları.

Şunu da yazmam lazım, ben 40-42 bedenim, boyum 1.76, üstümdekiler erkek modeli ve XXL beden. Anca normal ve rahat tişört oluyor. Kadın modellerinin beli oyuk biraz, kolları da daha kısa. Bu klasik kesimi daha çok seviyorum. Neyse, bedenler biraz küçük olabilir yani, sipariş verirseniz aklınızda olsun. Sabah bir Göğebakan daha, bir de Saz sipariş verdim. Tişörtüm kalmadı doğru dürüst, bunlarla rahat ediyorum.

Şurada satılıyor, tanesi 20 lira.

Ovacık Belediyesi'nin nohut ve fasulyelerini almadan önce biraz sordum etrafa, fasulyesini övdüler. "Ulan taa nereden gelecek, bari geldiğine değsin!" diye 9'ar kilo sipariş verdim. Zaten 3 kiloluk paketlerde satılıyor. Bütün kış tükettik. Yani bayağı kalabalık bir grup olarak tükettik o 18 kiloyu, kızlara verdim, annemlere yolladım, arada yarımşar kiloluk paketler halinde hediye ettik eşe dosta. Çok acayip bir şekilde bereketli çıktı, hala fotoğraftaki kadar fasulye var. Bir bu kadar da nohut.

Tam olarak kaç paraydı kilosu hatırlayamıyorum, 7-9 lira arası bir şeydi. PTT ile ödemeli yolluyorlar, teslim alırken ödüyorsunuz yani parasını. PTT de bir miktar taşıma ücreti alıyor. Bizim mahallenin marketlerindeki bakliyattan ya ucuza geldi ya da onlarla aynı fiyata, üstelik Ovacık'ta çocuklara okul bursu oldu. Ve çok güzel nohut, çok güzel fasulye. Fasulye nohuta göre inatçı çıktı, pişmesi daha uzun sürüyor fakat nefis ikisi de.

Annemin arkadaşları da satın almak istemiş, bir türlü cevap alamamışlar, "Lanet olsun böyle komünizme!" dediler. O süreç biraz zorlu olabiliyor, çünkü bakınız sistem şu:


Ben erken davrandım, sabrettim, fasulyesizlikten ölmeyecektik nasıl olsa. 4 Ekim'de email atmışım belediyeye, 17 Kasım'da "Emaillerde aksaklık oldu, kusura bakmayın, bize telefon numarası verin" diye cevap yazmışlar. 24 Kasım'da da elime ulaşmış paketler. Tertemiz bez torbaların içinde geldi üstelik.

Demek istediğim, bu alışverişleri tabii ki destek olsun diye yapıyorum ama verdiğim paraların karşılığını da alıyorum, kuru kuru Ovacık fanatikliğinden değil. Gezi'nin de gazıyla "Yürü be patronsuz Kazova Tekstil!" furyasına hepimiz dahil olduk, iyi de yaptık, ne güzel tişörtler üretiyorlar. Kim, hangi şartlarda çalışıyor biliyoruz. Bayağı evlerine ekmek götürüyorlar.

Neyse, bekliyorum hasat yapılsın, gene kışlık fasulye ve nohut alacağım posbıyıklı başkandan.

Ovacık'ın merkezi bir avuç bir yermiş. Etrafında nefis köyler var, içlerinden gürül gürül su akıyor. Yüksek dağların arasında uzanan tepsi düzlüğünde bir ovanın ortasına kurulu Ovacık. Toprak da taşlı bayağı, geçerken "Oha kesin eski göl tabanı burası" dedik, taşçı toprakçı insanlar olduğumuz için. Şunu da yaptık tabii:


Nadire eliyle rabia yapmıyor, nüfusa dördümüzü ekliyor. Burhan Abi bir türlü yakına gelmedi, eline tutuşturduğumuz ipadden de nefret etti. Şu karenin 80. versiyonunu çekerken "EEE BESE!" diye bağırıp arabaya geri döndü.

Hatırlarsanız maceranın bir önceki bölümünde Munzur Gözeleri'nden sıkıca tuttuğumuz çişimizle ayrılmıştık. Bu sebeple koşarak Cuba Cafe'ye girip tuvaletinin önünde birbirimizi iteledik. Arkadaşlar, Cuba Cafe'nin tuvaleti unisex. Dünya birbirini döverken bu cinsiyete göre tuvalet meselesi için, Ovacık yürümüş geçmiş. Lafı bile edilmiyor. Çok yeri olmasa da şu son keşfimi araya sokacağım, Zihnin Arka Sokakları ve Bayansilvia ile güleriz sonra. Twitter'da görüp kopyaladım:


Tuvalet tertemizdi, bütün kafe pırıl pırıl zaten. Havalı bardaklar, tabaklar, kara tahtaya menü filan, bildiğiniz herhangi bir büyük şehir kafesinden eksiği yok, fazlası var. Çünkü bütün o pizzaların mizzaların yanında burada Dersim'in kendi yemekleri de var.

Tabii ki hiçbir şeyin fotoğrafı yok, şu iki kare var sadece:



Kahve de lezzetliydi. Biraz bakınıp Başkan Bey'i görür müyüz diye merak ettik. Yan masada birini "Başkan gelir akşamüstü" derken duydum. Fakat bizim yola çıkmamız lazımdı, Burhan Abi karanlıkta gitmek istemedi, genelde pek kimse gece yolda olmak istemiyor zaten. Kahveleri dikip kalktık, Ovacık'ın kısacık ana caddesinde bir gidip geldik. Berkin Elvan Halk Kütüphanesi'ni gördüm, Belediye Binası'na selam verdik, o sırada belediye otobüsü yanaşıp yolcu indirdi. Valla insan kendini tutamıyor, "Aooooo bedava ulaşımlı otobüs!!" diye tezahürat da yaptık. Genç kızlar akşamüstü yürüyüşüne çıkmıştı, Ovacık'ta bir akşamüstü piyasası olabilir, giyinip süslenip yürüyüş yapmalı piyasa. Ankara'da görmediğim kadar crop top gördüm Ovacık'ta.

Velhasıl, Ovacık'ta bir miktar kafe, bir adet bira içilecek yer filan var, başka da bir şey yok. Bungalov otel var yalnız, orada çok gözüm kaldı, güzel görünüyordu bungalovlar, ağaçların içinde, sessiz. Bir dahaki gidişimde birkaç geceyi orada geçirip arabayla sağa sola gidebiliriz diye düşünüyorum. Çünkü sağda solda çok acayip yerler var.



Yeni keşfedilen buzul var bir de:
https://www.evrensel.net/haber/326038/munzurda-kesfedilen-buzul-ilk-kez-yerinde-goruntulendi

Bunlar hep 7 saatlik tırmanma, 10 saatlik tırmanma, bilmiyorum yapabilir miyim. Buralar olmazsa daha küçük ölçekli doğa yürüyüşleri yapmayı çok isterim. Neyime güveniyorum bilmiyorum. Hızır'a güveniyorum herhalde.

İki gün önce festival başlayacaktı Ovacık'ta:


Güvenlik gerekçesiyle izin verilmemiş, bir sürü de para harcamışlar hazırlıklar için, çok üzüldüm. Ovacık'a vakit ayıramadığımıza da üzülüyorum, o yüzden barbar kocamı da alıp tekrar gitmeyi çok istiyorum. Bir Dersim tatili yazısını daha özel güvenlik bölgesi ilanıyla bitirdiğime inanmayarak gidiyorum. Yarabbi.

14 comments:

  1. Replies
    1. Ay esas benden sana kalpler <3
      Özlüyorum çok, nasıl oluyor bilmiyorum ama, valla özlüyorum.

      Delete
  2. Ya özür dileyerek söylemek istiyorum o kadar yazıyı okudum da bir yere takıldım kaldım sen o dal gibi halinle nasıl 40-42 bedensin yaaa!! Sen o bedensen biz neyiz. Zira kağıt üzerinde aynı, görünüşte çok farklıyız ve bir açıklama bekliyorum :). Saygılarımla.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Hiiiii aman allahım biri bana dal gibi demeyeli 10 sene filan oldu!
      Fotoğrafta üstümdeki kot 44 beden, aynı mağazadan 42 pantolon da giyiyorum. Başka mağazadan 38 beden bluzlarım var. Ben gerçekten bu hazır giyimcilerin beden skalasını anlayabilmiş değilim.
      Kalçalarım geniş ama yandan bakınca yassı, leğen gibi düşün yani :D Meme de var bir hayli, fotoğrafta o kadar belli olmuyor. 63 kiloyum şu anda, bundan 10 kilo zayıfken de 38 beden giyerdim zaten, hiç 36 olamadım :) Hep leğen yüzünden sanırım :D

      Delete
    2. Yok ya o 40 değildir 40 olsa duramazsın. Hadi diyelim leğen de var bu kiloyla taş çatlasa 38 :). Hatta yazıyı okuyana kadar aklımdan geçeni söyleyeyim ne kadar zayıf kilo alsa toplansa biraz keşke :).

      Delete
    3. Ya valla ben hiç utanmadan yan cebime koyacağım bunların hepsini çünkü kıştan bu yana kendi kendime 11 kilo verdim. Gerçekten çok uzun zamandır böyle iltifat almamıştım, şimdi evde köpeklerle koşturup sevineceğim bir süre :D

      Delete
  3. Kurufasulye, nohut fikri şahaneymiş. Bilmiyordum öğrenmiş oldum.
    Ayrıca ben de fotoğrafı görünce bedenlere inanamadım:) Fotoğraflarda daha yapılı çıkarız halbuki.

    ReplyDelete
    Replies
    1. İstanbul'da bazı dükkanlar kendileri getirtip satıyor olabilirler, daha kolay bir yöntem olur o. Satışa çıkınca ben bakar haber veririm buralardan.
      Ya valla bedenler yazdığım gibi :) Ellerim uzaylı eli gibi, acaba o yüzden mi böyle bir intiba bırakıyorum? :D

      Delete
  4. Yakin zamanda gercegini goren biri olarak gercekten en fazla 38 gorunuyorsun ;) fasulyeler ve nohutlar da en az senin kadar sahane <3

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay bir dahaki buluşmaya catwoman tulumuyla geleceğim, öylesine gaza geldim şu anda :D <3 <3

      Delete
  5. Aaaaaa siz hep gezin ve hep yazın, anlatın ne güzel ya. Yazılarınızı okumak çok keyifli, kalkıp çanta toparlayıp o an gidesim geliyor okurken :)
    Ayrıca kilo milo beden bilmem ama taş gibisiniz valla ve ben acayip Julliane Moore'a benzettim sizi.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay gerçekten mi ya? Ben bu gezi yazması işini pek beceremiyorum gibi geliyor hep, valla çok sevindim şimdi :)
      Ya gerçekten çok teşekkür ederim, ne kadar naziksiniz. Ve tabii bu kadar iltifatın üstüne ben her yazıya en az bir adet boydan fotoğraf ekleyeceğim, yihhuuuu! :D

      Delete
  6. Festivale gidecektim ben. Üniversiteden en yakın arkadaşlarımdan biri orda oturuyor. Çadır falan da almıştım kaldı öyle. Çadırı başka zaman da kullanırım da, oraları görememek üzdü.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay hadi ya? Kesin çok güzel geçerdi, hem de çadırlı kamplı, valla bir kere daha üzüldüm şimdi bunu okuyunca :/
      Ama yakın arkadaşın oralıysa gene de gidilir, çok güzel gezilir. Bi düşün bence :)

      Delete