October 20, 2017

On Dokuzuncu Gün / Taziyeye Gittim, Evin Köpeğiyle Kapıştım

Kardeşimin Lizbon'dan alıp Leipzig'den postaya verdiği peynir geldi dün. Hava kabarcıklı zarfa koyup üstüne pul yapıştırmış. Oturup güldüm bir süre.


İçine not da yazmış, "Pahalısından aldım, kıymetim bilinsin lütfen!" diye. İşte bunlara hep ikinci çocuk olmak sebep oluyor. Biraz da barbar kocamın "Bunun kesin bir kenarda milyorları var, kimsenin haberi yok." diye kardeşimle düzenli olarak dalga geçmesi sebep oluyor. Kesin var bir kenarda parası, hep öyle bir çocuk oldu.

Gündüz pek bir şey olmadı, mutfağı topladım, bir de kartpostal ve kırtasiye malzemelerini depoladığım kutuyu boşalttım. Her tarafı patlamış eski kutuyu atıp yenisine yerleştirdim her şeyi. Kıyamet gibi kartpostal var elimde, postcrossing de yapmıyorum artık. Yavaş yavaş eşe dosta yollayacağım, Kapadokyalı kart, semazenli kart, ben kalp Türkiya kartı, artık bilemiyorum.

Akşam barbar kocamın halasına gittik başsağlığına. Kimseyi tanımıyorum, ne halayı ne de ölen enişteyi. Aile ilişkilerine hakim değilim, taziye de becerebildiğim bir şey değil zaten. Günün bilgisi: Bir hastane ziyareti, iki taziye, beni dövün daha iyi, gerçekten nefret ediyorum. (Yeni şalanja da başlamış olayım böylece.) Çok yakın arkadaşlarımı, en çekirdek aileyi ayırıyorum, geri kalan sosyal çevreden bahsediyorum.

Ama mecburuz. Çıktık evden, merdivenlerde "Evlerinde köpek varmış, şu anda kendimi öldürmüyorsam sebebi köpeği merak ediyor olmam." dedim. Yakınmış evleri, yürüdük. Allahım onlarca insan, bazılarının kim olduğunu barbar kocam da bilmiyor. "Yemek yiyin. Aaaa ne demek tokum?! Yiyin! Börek yiyin! Pilav yiyin! Sen kilo mu verdin? Kek ye, şeker yok gibi içinde. Ye! YEEEOOOAAAYİN!"

Bir ara yere oturup ağlamayı düşündüm. Kendi tabağını kendin de alamıyorsun, elimden hart diye boş tabağı çekti başka bir hala, kendisi doldurup verdi. Köpeği de odaya kapatmışlar, korkanlar varmış taziyeciler içinde. Kendimi yanına attım, sokak köpeğiymiş Tarçın, bebekken bulup almışlar. Dertleşeyim dedim Tarçın'la ama kapalı odada o kadar bunalmış ki üstüme atlayıp beni güreşe davet etti.

Güreşemeyeceğimi ama sakin sakin oynayabileceğimizi ifade ettim kendisine. Sakin, Tarçın'ın lugatında yazmıyormuş. Burnuma yumruk attı sevinçle. "AAAAOOO ÖYLE Mİ DARÇIN?!!" diye kafakola alıp koltuğa devirdim. Çok memnun oldu, bir tane de alnıma yumruk attı, ben de kıçını çimdikledim. Elimi ayı gibi ısırarak karşılık verdi.

Neyse, yeteri kadar yediğimize ikna ettikten ve konuşulabilecek her şeyi konuştuktan sonra kalktık, barbar kocam ayakkabılarını ararken iki farklı tek giyip geldiğini farketti. Biri gri, diğeri kahverengi, iki ayrı spor ayakkabıyı kaynaştırmış. Eve yürürken hala hayretle ayaklarına bakıyordu, ben de bir sigara içtim etrafıma bakına bakına.

Gecenin kalanında gene CNNTürk'e bağırdık. Makul bir saatte yattım.

11 comments:

  1. ahahha ikinci çocukluk ve peynir... :)) ablam da sürekli benim rokforuma gönderme yapıyor, zengin bu diye... yahu 9,90 TL ve ağır olduğu için gıdım gıdım yiyorsun ve bitmiyor! her şeyin bi'şeyi var yani... ama evet kenarda hep bi paramız var, belki bir ama var! :)) (en azından çoğu zaman)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Aaa? E ben cevap yazmıştım, yok olmuş?

      Delete
    2. ay o cevap maillere de düşmemiş, karadelikte kaybolmuş. Ablamı haklı bulduysan ben hiç şaapmayım... :)

      Delete
    3. (en azından çoğu zaman) parantezine gülmüştüm, Zeynep olsa o da aynısını yazardı kesin :D
      9,90'lık rokfora karşı çıkacak değilim, hayattaki en güzel şey peynir olabilir. Ama ben eski peynir sevmiyom :/

      Delete
    4. iki gündür ortalığı ayıklarken farkına vardım, sizin küçülenlerinizi giydiğimizden de böyle olabiliriz, büyümeyin! (:

      Delete
  2. Bir çırpıda heyecanla okuyorum, hemencik bitiyor :(( Daha uzun olmasını diliyorum yazılarınızın :)) Hatta yorum bile yapamıyorum size :)))

    ReplyDelete
    Replies
    1. Yaa çok teşekkür ederim, çok seviniyorum gerçekten :) Ben de kendimi tutuyordum, uzun yazmayayım, okurken fenalık geçirmeyelim diye. O zaman tutmayayım hiç yihhuu! :D

      Delete
  3. Ahahahaha BARBAR KOCAN <3
    Ender bana bir keresinde, evde çok üşüdüğü için pantolonlarının paçalarını çoraplarının içine soktuğunu, sonra dışarı çıkarken de onları öyle unuttuğunu anlatmıştı. Ben de bizim kızlara bunu İŞTE ONU SEVMEK İÇİN BİR NEDEN DAHA heştegi ile anlatmıştım. Sen de böyle yap, İŞTE BARBAR KOCAMI SEVMEK İÇİN BİR NEDEN DAHA de ve kimse buna anlam veremesin ahaha.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay yeter ki sevmek iste, insan neleri heşteg yapıyor, benim de sabah kalkıp kavurma sayıklayan adamı heşteg yapmışlığım var (gözlerimi devirdim). Evli olmasaydık kesin övüyor olurdum, şimdi hem üşeniyorum hem de översem ayıp olur gibi geliyor.

      Delete
  4. Ahahahahahahha. O elden boş tabağın kapılması ve yenisinin YYYEEÖÖCEKSİN eşliğinde tutuşturulmasını haftaya İzmir'de evde annemden bekliyorum.
    Öhem - Tarçınlar hep hırçın ve şebek oluyorlar demek...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay hadi işalla tokluktan baygınlık geçirirsin :D
      Valla Berlinli Tarçın'la otursak bienal konuşurmuşuz gibime geliyor, bu Darçın meslek lisesi talebesi gibiydi.

      Delete