Barbar kocamın nüfus cüzdanı gelince evden fırladım, kuru temizlemeden eşyalarımı aldım. Urla'ya son gidişimde bulup çıkardığım, bir zamanlar kardeşimin benden arakladığı, sonra nedense gözden düşmüş, kolilerin içinde çürüyen ceket. Çok sevdiğim bir yeşil etek. Pek sevmediğim kırmızımsı elbise. Kuru temizlemeci, "Bu ceketin başına gelmeyen kalmamış." dedi, "Biliyorum ama tertemiz olmuş, ben giyerim bunu." dedim. "Aaa tabii ki giyersin! Niye giymeyesin? Giyilir bu!" dedi.
Birbirimizi "Giyilir! Giyilir!" diye onaylamaya devam ederken bir yandan da yan yan çıktım dükkandan. Tunalı'ya yürüdüm, yürümüş olmak için. Marketten iki-üç parça bir şey alıp eve döndüm. Tahmin ettiğimden sıcakmış hava, kapşonlu svetşört üstüne kot ceket filan çok pank rok çıkmıştım evden, ter içinde geri döndüm.
Cessie'nin geçen gün yolladığı linki açıp tekrar okudum, sonra biraz gugılladım. Gün içinde işleri düzenlemek için ecnebilerin "habit tracker" dediği bir yöntem. Aslında gerçekten nefret ediyorum bu tür kendine müdahale yöntemlerinden, kendine müdahaleyi kişisel gelişim tavsiyelerine olan nefretimin içine bir alt kategori olarak yerleştirdim, hepsinden topluca nefret ediyorum. Ama bir yandan da sürekli kafamın içinde "Şunu yap. Bunu da yap." diye listeler dolanmasından ve o listelerin bir türlü tamamlanmamasından, günlerin nasıl geçtiğini anlamamaktan da bıktım. O yüzden bir deneme habit tracker'ı yaptım kendime. Bahsi geçen linki de şuraya koyayım, belki merak eden olur.
Özetle şu, oturup bir çizelge yapıyorsunuz, günlük olarak yapmanızın önemli olduğunu düşündüğünüz işler bir tarafta, takvim günleri diğer tarafta. Yaptığınız işin kutusunu renkli kalemle boyuyorsunuz, çok seviniyorsunuz kutular doldukça. İş listem o kadar gerizekalı ki buraya koymaya utanıyorum. İşte ne bileyim, anneni ara, spora git, erken kalk filan. Çiçekleri sula diye de ekledim çünkü düzenli sulamıyorum, belki böyle takip edebilirim kaç günde bir suladığımı.
Oje sür diye de yazdım. Çünkü sürekli ellerime bakıp "Oje süreyim en iyisi." diyorum, kesinlikle sürmüyorum, onlarca oje var evde, sürünce de çok hoşuma gidiyor. AMA SÜRMÜYORUM O OJEYİ. Ve bu inanılmaz eblehlikteki sıkıntı kafamda sürekli yer kaplıyor. Ulan alt tarafı oje süreceksin, ne kadar yer kaplayabilir diye soruyor olabilirsiniz, ben olsam ben de sorardım. Hatta gözlerimi de devirirdim.
Neyse evet. Oje sürdüm dün. Instagram'daki kızlar gibi fotoğraf çekeyim:
Böyle koyu gül kurusu gibi, üstüne de top coat sürdüm. (Top coat filan, bunları hep biliyorum.) Oje sürerken iki bölüm de RuPaul's Drag Race seyrettim. Barbar kocam İstanbul'dan çıkmaya muvaffak olamayınca akşam yemeğini de salladım, biraz peynirle bi kadeh pembe şarap içtim. Şunu geçenlerde almıştım, çok beğendim:
İsmini de çok beğeniyorum, Kula'da yerleri. Ankara'dan İzmir'e giderken görüyorum hep, yolun kenarına kadar iniyor bağlar. Rozesi de var Yanık Ülke'nin ama bu blush daha tatlı, daha meyveli. 22 liraydı sanırım, o civarda fiyatı.
Sanmayın ki her şey böyle pespembeydi, gecenin geri kalanını köpeklerle pasaj girişinde üst üste oturan metalciler gibi geçirdik:
Pek anlaşılmıyor ama iki adet köpek var. Bir yandan Gökçek istifa etti mi diye twitter'a bakarken bir yandan da televizyonda birbirine bağıran adamlara baktık. (Etmedi istifa.) (Yani Rakka bile Işid'den temizlendi, bu adam hala duruyor.)
Barbar kocam perperişan eve geldi, onlar Koko'yla otururken biz Kudi'yle elele tutuşup yatmaya gittik. Biraz kitap okudum, ojelerin nerelerini taşırmışım diye inceledim, uyumuşum.



Yazınızı okurken aklıma geldi, birkaç gündür bende oje sürücem ama nedense bi denk getiremiyorum zamana... Gündüz kızla olduğumdan gece yattıktan sonra sürmeyi tercih ediyorum, genelde üstüne birde ya film ya dizi izliyoruz eşcağızımla... O arada da kuruyor...
ReplyDeleteBir şarap sever olarak bu şarabıda aklıma not ettim :)
Oje bazen dert haline geliyor :D
DeleteYa valla bir deneyin, ben de bir dahaki sefere kırmızısını alıp deneyeceğim. İçtiğim en güzel pembe buydu, tabii belli bir fiyat grubu içinde. Pahalı şarapları bilemiyorum hiç :)
Tam karşıda genişçene bir üçlü koltuk olduğunu bilince fotoğraf daha da komik oluyor :)) yer yok danalara, nereye otursunlar!
ReplyDeleteBu Yanık Ülke’yi geçenlerde ilk defa metro markete girince görmüştüm. Güzel midir bilemeyince daha bildik sulara gitti elim. Denerim o zaman bi dahaki sefere.
Bi de top coat ne? Bunlar bize hiç öğretilmedi! :D
Biz Kudi'yle oturuyorduk, kalktı kendini ortamıza soktu zorla. Sonra ben pes edip kalktım, çok sevindi kalkmama. Yemin ederim aşağı yukarı böyle biri vardı okuldan tanıdığım, tahammül edemeyip hayatımdan çıkardım. Koko olarak geri gelmiş ve eve yerleşmiş gibi.
DeleteBen de Metro'dan aldım şarabı, bizim bakkalda yok.
Top coat'u oje hafiften kuruyunca sürüyosun, çeşitleri var. Matlaştıran top coat, hızlı kurutan top coat. Ya süslüsözlük diye bir yer var (suslusozluk.com), bazen oraya dadanıyorum, bunları hep ordan öğrendim :D
Yasasin yurdumun kucuk sarap ureticileri :) ben de yanik ulkeyi cok seviyorum <3
ReplyDeleteAy valla yaşasın! Urla'ya giderken gördüm, yol kenarına kocaman pankart açmışlardı, bağ bozumu oldu, şarap tadımı var, gelin diye. Birkaç günle kaçırmışız, zaten Şafak asla durmazdı. Durmuyor adam yolda.
DeleteHahaha, melmeketin şarabını yapmışlar :)
ReplyDeleteHiç rastlamadım ama merak ettim, lakin kim kalkıp Metro Market'e gidecek yav :)
Bir de şöyle düşün, melmeket hakikaten toptan yanık volkanik doprak olsaydı ne biçim bi yer olurduk, siyah kumlu plaj filan olurdu.
DeleteKesin başka yerlerde de vardır, ben bizim bakkalı darlıycam getirsin diye.