November 23, 2017

"Adil Yargılayan Biri Var"

Yazı yazmaya geldim fekat en ufak bir fikrim yok. Aç karnına ikinci kahveyi içiyorum, hava karanlık, bir-iki ufak lamba yaktım öğlen vakti.

Dün Mladiç duruşmasını seyrettim, bir yandan da kardeşimle mesajlaşıyordum. Herif daha ilk dakika içinde kendini salondan attırmayı başardı, "Bunların hepsi yalan! Bütün dünyaya yayılıyorlar, Asya'da ve Afrika'da savaşıyorlar! Gerizekalılar! Annelerinizi .ikeceğim!" diye bağırarak.

Yargılanması boyunca avukatlarının "Aaa yoo, bakın nasıl da iyi bir karakteri var. Soykırım yapılırken orada değildi ama?" diye savunduğu Mladic, karar duruşmasının daha ilk dakikasında Müslümanların hastalık gibi dünyaya yayıldığını haykırıp hakimlerin anneleri ile ilgili planlarını da açıklayarak defolup gitti kameraların önünden.

Çünkü faşizm genellikle küçük beyinlere yerleşip oralarda gelişiyor. Çap bu. Bu kadar olabiliyor. Ve arkadaşlar, bence bunun bir tedavisi yok. Yok yani. Zamanla geçmiyor, vicdan filan bir anda belirmiyor, pişmanlık bir gün gelip gökten inmiyor. Kafa çalışmıyor. Tek bir şeye basıyor o zavallı akılları, kendilerinden olmayana nefret. Mladiç'in her şeyin üstüne bir de emrinde ordu vardı, yarattığı yıkımın üstünden 20 küsur sene geçti, ne travması geçti ne de ortalık duruldu.

Sanırım karar okunurken salonda olmak istemiyordu. Mladic bağırmaya başlamadan önce avukatı yaşlılığından, tansiyonundan bahsetti uzun uzun, kararın ertelenmesini talep etti. Ertelenmeyecekse de gerekçeler atlansın, sadece karar okunsun istedi. Hakim reddediyordu ki herif ayağa fırlayıp bağırmaya başladı.

Neden gerekçeler okunmasın? Çünkü dünyaya canlı yayın yapılıyor ve günüyle saatiyle beraber kaç kişinin canına ne şekillerde sebep olduğu teker teker okunacak. Okundu da. Tam 11 suçtan hüküm giydi, bir tanesi soykırım yapmak olmak üzere. Tam bu anda video dondu, kardeşimden "Haydi bakalım. Mutlu musun abla?" diye mesaj geldi, panikle ne olduğunu sordum. "Müebbet. Hakim, savunmanın iddialarının bir önem taşımadığını söyledi," yazdı. Valla ağladım bir süre.

Bu sondu, bu özel mahkeme kendini imha edecek kısa süre içinde, yargılanacak kimse kalmadı. Haklarında verilen kararları temyize götürenler var ama Bosna'da işlenen savaş suçlarının hesabı görüldü sayacağız yani. Bosna'da Sırplar, Hırvatlar ve Boşnaklar birbirleriyle yaşamak zorunda. Dün iki tane sokak röportajı seyrettim. Birinde karar açıklanmadan önce Sarajevo'lulara ne beklediklerini sormuşlar:



Hiçbir şey beklemiyoruz diyolar, diğerleri gibi ölüp gidecek diyorlar. Adil yargılansın, 40 yılsa 40 yıl, olursa müebbet olsun diyorlar. "Bizim aradığımız adalet bir gün sağlanabilir mi emin değilim ama adil yargılayan biri var," diyor o beyaz saçlı, yaşlı kadın.

Emin olun bu videodaki insanların her biri ya kuşatmayı yaşadı ya da kaçmak zorunda kaldı, ailesinden, sevdiklerinden kayıplar verdi. Benim gibi oturdukları yerden belirtmiyorlar fikirlerini. Bu sükunet benim 20 hayat yaşasam varabileceğim bir yer değil.

Diğer röportajda karar sonrası Sarajevo'nun doğu kısmında, Sırp Bölgesi içinde yaşayanlara fikirleri sorulmuş:



Olan hep Sırplara oldu, o bizim için bir efsane, karar tam bir rezalet, sanki hep Sırplar mı öldürdü? Peki o zaman bizi kim öldürdü? Herkes beraat etti, sadece biz Sırplar etmedik. O bir kahraman, o bizim liderimiz. Ratko Mladiç kimseye bir şey yapmadı. Srebrenica'da soykırım yapıldığına inanmıyorum. Mladiç suçsuz, o büyük bir adam.

Gazetecilerin böyle cevaplar almaları kesin olan bir mahalleye gittiklerine de eminim. Belki bir kişi bile olsa aklıselim laflar eden de oldu ama videoya eklemediler. Ya da gerçekten kime uzattılarsa o mikrofonu, bunları duydular. Bütün ihtimaller berbat.

22 sene geçmemiş gibi, bütün taraflar için capcanlı duruyor o kabus.

Neyse, demek ki insanlığın kabaca iki hali var. Biri cehalet ve nefret olarak paçalardan akıyor, diğeri Bosna Kasabı için bile adil bir yargılama istiyor. En umutsuzu bile "En azından allah adil yargılayacak," diyebiliyor.

Günün bilgisi: Sarajevoluların içinde ne varsa bize de biraz bulaşsın çok isterim. Ben öyle olamıyorum. Dün karardan sonra bile geçmemişti kuduzluğum, Nadire mesaj atıp "Mladiç'e uzun bir ömür diliyorum" dedi. Sustum ve hak verdim. O daha iyi biliyor kime nasıl beddua edileceğini çünkü annesinden öğrenmiştir, annesi de kendi annesinden.

Barbar kocamla Sarajevo'da bir savaş müze/sergisine girmiştik. Belgeler, videolar, röportajlar. Birkaç saat sonra çıktığımızda benim yaşayacak halim kalmamıştı; 5 sene geçti aradan, hala kelimesi kelimesine hatırlıyorum bazı tanıklıkları, anlatılanları. Bazı kısacık hatıralar insanı öldürmüyor, yıllarca yerlerde süründürüyor. O arada barbar kocam yolun kenarındaki katedrale bağırmaya başladı, "Bu niye burada? Bu yıkılsın! Kardeşlik mi kalmış, barış mı kalmış? Allah belasını versin Sırpların da dinlerin de!" diye.

Bütün intikamcı kuduzluğumla dönüp baktım, gene de onaylayamadım kocamı. O katedral de adeta bir Sarajevolu gibi çile çekmiş kuşatma boyunca, duvarlarında kurşun izleri var. Ben o şehri olduğu haliyle, geldiği haliyle, içiyle ve dışıyla çok seviyorum.

Bir sonraki gidişimizde kurşun izleri yamanmış, duvarlar yeniden sıvanmıştı. Umarım dünkü karar Bosnalıların iyileşmelerine katkı sağlar biraz da olsa. Asla tam olarak iyileşemeyecekler ama belki bu acı nesilden nesile zıplamaz, o günleri yaşamamış çocuklar taşımasın bari bu yükü. Pek umudum yok ama gene de umuyorum işte.


12 comments:

  1. 4 sene önce ( sanırım ) Yolun Başında diye bir belgesel filmin özel gösterimine gitmiştim.
    Hem Türkiye'den , hem de Ermenistan'dan öğrencilerin barış için attıkları adımı anlatıyordu. Filmin ilk yarısı Türkiye'de Ermenilerin kaçtığı köylerde araştırma yapmak , diğer bir yarısı da Ermenistan'a göç etmek zorunda olanları bulmakla geçiyordu. Ermenistan'da kaçanları , kaçarken yanlarına sadece İncil alabilen teyzeleri izlerken ağlamıştım.
    Ya da eskiden bir Ermeni ailesinin oturduğu evde oturan ve Türkçe bilmeyen bir teyzenin , çocuklara yoğurt verip yemelerini izlemesine de ağlamıştım.
    Gitmek ve kalmak zorunda olanların affettiğini görmüştüm. Hepsi minnetle , sevgiyle anıyordu Türkiye'yi ve Ermeni komşularını. Ama çocuklar , araştırmaya gidenlerde sadece bitmeyecek bir öfke vardı. "Sen güldün, sen gül atmadın ,ben anıta giderken yemek sordun" diye eften püften şeylerle birbirleriyle kava ettiler.
    Geriye sadece nefreti bırakıyoruz , yada sadece nefret etmek istiyoruz gibi geliyor. İyileşmek için affetmek gerekiyor , ve sanırım bunu yapamıyoruz. ( ben de yapamıyorum )

    ReplyDelete
    Replies
    1. Yaşla birlikte bir tekamül mü geliyor acaba? Bilmiyorum ama gençlerin daha öfkeli olması çok enteresan.
      Sarajevo'daki savaş tanıklıkları videolarından birinde yaşlıca bir kadın anlatıyordu, o da evden çıkarken sadece Kuran alabilmiş yanına. Srebrenica'dan başka bir kampa, oradan oraya derken her şey bittiğinde sadece Kuran varmış elinde, bütün ailesi yok edilmiş. Ben inançlı biri değilim ama belirsiz bir dehşete doğru giderken eline kutsal kitap alan kadınların o hali beni çok etkiliyor. O gün dinlediğim savaş hatıraları içinde bir türlü unutamadıklarımdan biri bu kadın.
      Bana affetmek unutmak gibi geliyor sanırım, doğru değil tabii bu ama biraz da o nefrete tutunuyorum. Bosna'da yaşasam belki başka türlü düşünürdüm. Gerçi burada yaşıyorum ve burada olanları da affedemiyorum hala.

      Delete
  2. Ben de dün birtakım "ah"ları ardarda sıralayıp kolye yaptım boynuma taktım. Umarım her birini tek tek yerinden çıkarmak nasip olur...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ahların tutması kadar istediğim bir şey yok şu hayatta. Birimizinki bile tutsa razıyım <3

      Delete
  3. Şu konularda ileri yaş veya hastalıkları bahane edip şirin ayaklarına yatmaya kalkmıyorlar mı... Savaşta binlerce çocuğu sakat ve ruhen hasarlı kılan adamların hastalıkların arkasına saklanması... "Hastasınız" evet. Savaş çocukları ve savaş suçları müzelerini mutlaka gezin diyeceğim de insanın içi gitmiyor gezerken. Hele ilkinde ciğerimiz soldu. Kupkuru bir sessilik hakim bütün binaya. Arap memleketlerinden olduğunu düşündüğüm bir kadın gezerken onunla göz göze geldik. Sonra devirdik yere gözlerimizi. Ne diyeceğimizi bilemedik çünkü. Karşımızda ölen, yaralanan, ailesi paramparça olan çocukların hikayeleri var çünkü. Çok berbat.

    Yaşananlar sırasında Sırpların da başına gelenler ortada. Bazıları onları görmek istemiyor ve sanki bütün Sırplar, Miloseviçgillerdenmişçesine suçlanıyor, ki değil. Fanatikleri vardır. Onlar ayrı. Mostar tarafında Hırvat topçularının yaptıkları neden göz ardı ediliyor bunu çözemedim. Nasıl bir hınçla köprüleri ve binaları yoğun bombardıman atışına tuttuklarını görmek istemiyor bazı dünyalılar. Şaşırmıyorum da çünkü insanoğlu kolaycıdır aslında. Mesela ikinci dünya savaşını da sadece hitlere yıkıp diğer leş yöneticileri aklama çabalarındalar. Nasılsa var günah keçisi.

    Bu pisliği görünce aklıma hep istemsizce Godspeed You Black Emperor geliyor. Savaşın dehşetini anlatmak namümkün ama savaş atmosferini yaşatıyorlar bence. Son albümlerini ufak bir dipnotla -no export to Israel- ile çıkarmaları da ayrı olay. Kanada'nın anarşikleri :p

    https://www.youtube.com/watch?v=RXdF9uhVrI0

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay gelmiş 74 yaşına, 20 sene önce işlenmiş suçtan yargılanıyor, tansiyonu yüksek çıkmış diye car car car. Yani avukatının da yapacak çok bir şeyi yoktu herhalde, işini yaptı o da kararı oyalamaya çalışarak. Hakim hiç prim vermedi ama bunlara, son derece sakindi ve çatır çatır okudu her şeyi.
      Çocuk müzesi ben son gittiğimde henüz açılmamıştı, çok istiyorum görmeyi. Gene kendimi kesecek hale geleceğim allah bilir ama olsun. Bilmek iyi bir şey.
      Bir miktar Hırvat ve Boşnak da yargılandı diye biliyorum, bakıcam şimdi kimler ne ceza almış diye. Yani en azından Mostar'da olanlar için birileri hüküm giymiştir diye düşünüyorum. Srebrenica toplu imha, Sarajevo kuşatması 4 sene sürdü, bunlar diğerlerinden ne daha az ne de daha çok korkunç ama işte demek ki ilk bunlar geliyor herkesin aklına. Bir de çok video görüntüsü var, ateş altında koşan Sarajevolular kazınmış herkesin aklına.
      Valla haklısın, Bayer ve Hugo Boss nasıl hala varlığını sürdürüyor mesela hiç anlamıyorum. Üst düzey asker masker de yargılandı o Nürnberg Mahkemeleri'nde ama bu alkış tutucular, üniforma dikiciler filan yaşayıp gitmiş. Buna da bakayım bi.
      Grubu biliyorum ama şarkıdan hiç haberim yoktu. Oha hemen dinliyorum!

      Delete
    2. Çamurlu pis ellerini silip yola koyuldular. Yüzsüz insanlar.

      Tanrı onlardan yaş alsa da bunlara keşke eklese. Ne güzel bu adamlar <3 https://www.youtube.com/watch?v=sSBoIXitsm0

      Yüzüncü dinleyişte dahi ürperiyor insan bu şarkıda sanki.

      "Now in darkness, world stops turning
      Ashes where their bodies burning
      No more war pigs have the power
      Hand of God has struck the hour
      Day of Judgement, God is calling
      On their knees, the war pigs crawling
      Begging mercy for their sins
      Satan, laughing, spreads his wings
      Oh Lord, yeah!" <3

      Delete
    3. Barbar kocam son anda gördü ya bunları sahnede, için için kıskanıyorum. Ozzy ile ojelerimiz aynı bugün diye sevinip her şeyi sulandırarak gidiyorum :)

      Delete
  4. Bu ne kadar mantıklı bilmiyorum ama sürgün yaşayan, soykırıma maruz kalan halkların bu yaşadıklarının, yaralarının yani bir şekilde nesillerce aktarıldığını düşünüyorum. Yani bu anıların paylaşılması, dededen dinlenen korkunç anılara falan sahip olmak da değil, bunu hiç yaşamamış ve bu konuda hiçbir şey duymamış da olsa insanlar yaralı doğuyor, yaralı büyüyor sanki nesillerce, sonra bu kötülük her yere yayılıyor, bir noktada tüm insanlığı esir alıyor, böyle hissediyorum.

    Sen o kadar sakin karşılayamazdım diyorsun. Acı, iyi insanları dinginleştiriyor sadece bence. Birebir bunları yaşamış olsaydın, üzerinden 20 sene geçtikten sonra muhtemelen böyle karşılardın. Kendi küçük dünyandaki irili ufaklı felaketleri düşün, hangisinin sorumlusuna kastedebilirsin ki? Söylediğin en kuduz şey "ölürse mezarına beton döksünler istiyorum, ben de baş ucunda halay çekeceğim" falan oluyor, çok çılgın temennilerin yok, sen iyi bir insansın.

    Dünyadaki bütün kötülükler, altı asla doldurulamamış egodan kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Götüne girenleri hazmedemeyen insanlar bir tür kibir geliştiriyor o da yıkıcı bir kibir oluyor, sonra aptallıkla birleşince sonsuz bir kötülük doğuruyor. Halbuki herkes insan olduğunu kabul etse hiç olmayacak bunlar, birileri insandan daha fazlası olmak istiyor, canavara dönüşüyor. En sonunda yüzleştiği de aslında hiçbir şeye değil, sadece daha sefil bir insana dönüşmüş oluşu oluyor herhalde, kabul etse de etmese de.

    Dünyayı kaplayan tüm kötülük ve karanlık içinde küçük mutluluklar, huzur, sevgi falan çıkarmalıyız bir yerlerden, bütün bunlar ancak böyle temizlenebilir bence.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Evet sanırım anca betonlu mezara tükürme seviyesine kadar gelebildim. Çok büyük laflar etmek bende iyi neticeler yaratmıyor zaten, dar bir çapım var, onun içinde kalınca daha dengeli bir insan oluyorum. Aslında istiyorum daha korkunç biri olayım, bence o potansiyel var bende. Bakalım, belki biraz ilerleme kaydederim, şu anda akacak mecram yok.
      Ya kesin onlarca çalışma var bu travmaların nesilden nesile aktarılmasıyla ilgili, hiç okumadım, biraz bakınayım ben neler var.

      Delete
  5. ilk olarak o saatlere kadar aç kalmak iyi değil.

    ikincisi bence herkes elindeki imkan kadar faşist. Ya da hiçbiriniz değilse bile ben öyleyim. Bok olduğunu düşündüğüm şeyleri içimden lanetliyorum ama başıma bir şey gelmeyeceğini bilsem vuracak en az üç-beş kişi bulurum gibime geliyor. Üstelik sadece ben öyle düşünmediğim için... Kim bilir onlar kendilerince ne biçim haklıdır!

    Bi de üçüncü ve son olarak beddua ile insan gözü yamultmuşluğum var, hatırlatmak isterim!

    ReplyDelete
    Replies
    1. Başladığımda saat o kadar geç değildi, bitirmeden yedim bişiyler :)
      Ay tabii canım, ben ırkçı faşistlerden bahsetmişim, böyle ayırsam daha mantıklı olacakmış. Yoksa iş yerini cehenneme çeviren müdür yok mu hiç? Zeynep'in şu çalıştığı danışmanlık şirketi var, masadan kalkmak yasaktı, perdeleri açmak yasaktı. Niye? Çünkü şirketin sahibi öyle arzu ediyor ve camlı odasından çalışanları gözetliyor ayağa kalkıyorlar mı diye. Bu adamın ağzını burnunu kırdığımı çok hayal etmiştim o dönem.
      Şiddet hayal ediyorum hep, hayal ediyorum ama sadece :) Yav şu beddua işini bi öğretin o zaman kurban olurum, nası yapçaz tam olarak?

      Delete