January 11, 2018

Minidram / Geçen Sene 6 / Kara Kızıl Bir Gölge

Rewhat'ı ilk defa Aşıkdurduran karikatürleriyle keşfettim, Instagram'da takip ediyorum. Dün çok güzel bir kısa hikaye koydu, siz de görün istedim.

A post shared by Rewhat (@rewhatarslan) on

Geçen senenin hadiselerinde mayıs ayına intikal ettik, daha önce yüz kere yazdığım üzere mayısta Nadire'nin köye gittik. İmam Amca'dan kaçıp sigara içecek yer ararken çektiğim bir fotoğrafı koyayım:


Yağmurlu bahar günleri kadar güzel ne var şu hayatta bilmiyorum. Asi bir inek olduğu için gün içinde peşine düşmek gerekiyor Zoze Gülbahar'ın. (Gülbahar adını ben ekledim, kısmen kabul gördü, isim annesi sayılırım.)

Hazır kırmızı arabamız da görünüyorken fotoğrafta, şu türbe hırsızlığını yazayım.

Küçük yerlerde hayatın temposu yavaş ve tuhaf, insanı kısa sürede içine çekiyor ve allah biliyor çok seviyorum o tempoyu. Urla'da uzunca kaldığımda da aynı şey oluyor, herkesi susturup camiden okunan selayı filan dinlemeye başlıyorum. Datça'da kazıda belediye anonslarını takip ediyorum. Dersim'de köyde de aynı şey oldu.

Çılgın bir telefon ağı vardı köyde, o ev telefonu susmak bilmedi bir hafta boyunca. Nadire tek başına gidince ben de 2-3 günde bir arayarak dahil oluyorum artık, insan aramak istiyor. Bayağı arayıp teker teker herkesi soruyorum, "O nasıl? İyi mi? Bu nasıl peki, o da iyi mi?" Bu oluyor arkadaşlar, içimizde var. Telefonlu haber ağının yanında bir de yolda gördüğünüz insanlardan topladığınız informasyon var. Türbe hırsızlığı meselesine böyle dahil olduk.

Bir gün bahçede çay içerken telefon geldi, yakınlarda bir köydeki Sultan Hıdır türbesini soymuş birileri. İlk bilgilere göre akşamüstü kırmızı bir araba yanaşmış türbeye, hastaları olduğunu söyleyip gece türbede yatacaklarını ifade etmişler. Köy halkı sabah bakmaya gittiğinde türbe tamtakırmış, kırmızı araba da basmış gitmiş. 

Buradan sonrası kaos. Çünkü arabanın plakası için önce Adana dendi, sonra Çorum, sonra Ankara; plaka değil ama gelenler Ankaralıymış, hayır değilmiş filan. Türbeden ne çalındığı konusu da karışık, çok eski şahmeran varmış duvarda, o gitmiş dediler. Çok eski bir kılıç ya varmış ya yokmuş, ya çalınmış ya da hiç var olmamış, bunu bir türlü tespit edemedik. Bir kaç gün evde otururken, yürüyüşe çıktığımızda, arabayla bir yerlere giderken durmaksızın bu hırsızlıktan bahsettik. Sonra bir gün Burhan Abi ve Görüş bizi evde bırakıp kasabaya indi, dönerken yoldan bir amcayı almışlar arabaya. O amca olaylara bambaşka bir boyut getirdi.

Hırsızlığı polise/askere haber vermişler, komutan gelmiş türbeye. Polislerden birine "Çık sandukanın üstüne, bak neler var!" demiş. Polis abi "Yapamam edemem, ben buranın insanıyım, sandukaya çıkamam!" diye itiraz etmiş. Çıkarsın, çıkamazsın, derken çıkmış sandukanın üzerine ve düşüp bayılmış. Ayıldığında ne olduğunu sormuşlar. "KARA KIZIL BİR GÖLGE GELDİ, BENİ ALDIĞI GİBİ YERE ÇALDI," diye anlatmış olanları. 

Kara kızıl gölgenin ortaya çıkmasıyla yeniden dahil olduk türbe hırsızlığına, o arada Nadire de başka bir türbe ziyaretimiz sonrası çarpılıp kaynar suyla haşlanmıştı, bundan başka bir şey konuşamaz olduk. Derken başka bir kaynaktan daha eski bir türbe hırsızlığıyla ilgili bir tanıklık ulaştı bize. 

20-30 sene oluyormuş, hırsızlar köyden bir genç adamla anlaşmış. Bu genç türbeden eşyaları alıp hırsızlara teslim etmiş, kendisine söz verilen parayı da alamamış hırsızlardan. Sonra ortadan kaybolmuş. Yıllar sonra birileri bu genci uzak bir köyün pazarında görmüş, AYAKLARI YOKMUŞ! Sebebini söylemeyi reddetmiş, çok pişman olduğunu ama bir faydası olmayacağını belirterek uzaklaşmış. 

Tam bu ara Hozat tarafında bir köyde cinayet işlendiği için dikkatimiz dağıldı biraz, türbe meselesini çözemeden de tatilimiz bitti, Ankara'ya döndük. Birinin bunları yazması, kaydını tutması lazım. Ben gönüllüyüm aslında ama uzakta yaşıyorum, bir sürü ayrıntıyı kaçırıyorum. Türbe soymak herhalde bütün hırsızlıklar içinde bile aşağılık bir iş, çözmesi de polise düşüyor. Orada yaşayan insanların anlattıkları o kadar ilgi çekici ki işin bu adli kısmını unutuyor insan, bayağı mitolojik bir durumun içine çekiliveriyor. 

Bir dahaki gidişimde kaldığım yerden devam edeceğim, allah bilir neler oldu kaç aydır. Haberin linkini de bırakayım, kara kızıl gölge eksiğiyle olan biten ayniyle vaki: http://www.dersim-haber.com/sultan-hidir-turbesine-hirsiz-girdi-16597h.htm

Bunu aradan çıkardığıma göre geriye Nadire'nin haşlanması, Hozat'taki cinayet ve yeşil leğen efsanesi kalıyor. Umarım yıllar geçmeden onları da yazacağım.

(Ay yahu bu 5. deneyişim, bir türlü yollayamıyorum yazıyı. İki kere elektrikler gitti, kapıya gelen giden bitmedi, bir defa daha deniyorum. Yemin ederim ödüm patlıyor bu memleketin kara kızıl gölgelerinden abavvv!) 

5 comments:

  1. sandukaya çıkılmadığı gibi türbe yazısı da yazılmayacaktı belki de... neyse öğreniriz bi'kaç güne. :P

    ReplyDelete
    Replies
    1. Benden haber alamazsan Nadire'ye haber ver. Ama ona da güvenme, ablasını arasın. Ablası biliyor ne yapılması gerektiğini. Yapılması gerekenler yapılırken de Nadire'yi yanınızda götürmeyin. Her şeyi o mahvetti zaten. Bu işe yaramazsa Rızık Dede var, bi de ona sorun.
      Çok gerginim şu anda.

      Delete
    2. Bi'şey olmadı ama ben yine de Datça deneyimlerime dayanarak Nadire'nin ayak izlerini takip edeyim. zira #nadirenederseo euheuheuh :D

      Delete
  2. Rewhat'ın hikayesi çok hoşuma gitti, paylaştığınız için pek teşekkür ederim. ^.^

    ReplyDelete
    Replies
    1. Yaaa rica ederim, ne güzel yazıp çizmiş, eline sağlık Rewhat'ın.

      Delete