March 22, 2018

Benim de Yengem Var Ve Diğer Bazı Şeyler

Masamın üstünde biriktirdiğim kartların yarısına cevap yazıp dün postaladım. Bugün de Postcrossing'ten bana kalan tek mektup arkadaşıma, bir de Elizabeth yengeme yazacağım. Elizabeth, dayımın eski karısı, 70'li yaşlarında, o kadar güzel müze ve sergi mergi geziyor ki anlatamam. Hem New York'taki havalı sergilerden hem de küçük kasabaların tuhaf müzelerinden kart atıyor, arkalarına da uzun uzun tarif ederek yazıyor gördüklerini. Eski fotoğraf koyayım:


Ayaktakiler Elizabeth ve dayım, herhalde 1960'lar filan.

Ay Hande Fırat'ın saray mutfağı yazısını okudum, vanilyalı zencefil tarifine baktım. Yarım kilo bal ve bir kilo taze zencefille kaç kişilik içecek yapacağız anlamadım ben. Yazının devamında yaz geliyor diye paniklediğini ve yürüyüş yapmaya başladığını yazmış, o yarım kilo ballı içecekten 3 bardak içerek bir yere varmak mümkün olmayabilir. Yani her yere varılır tabii o şekerin vereceği enerjiyle ama "İnce giyineceğim, denize gireceğim, ben ne yapacağım?" gibi dış görünüşle ilgili endişeler varsa çözümü saray vanilyalı zencefilinde değil.

Çözüm olarak Eymir'de ve ODTÜ ormanında yürüyüş yapıyormuş Hande Fırat. Ne diyeceğimi bilemedim. Genelde savcılara seslenmekten hoşlanan gazeteci bu sefer Ankara'daki yetkililere seslenmiş, dip dibe binalar ve avmler yapmaktan vazgeçilsinmiş. Bu cesur muhalif çıkışı ve dev araştırmacı mutfak gazeteciliği başarısından ötürü ben de kendi Pulitzer ödülümü Hande Hanım'a takdim etmek istiyorum.

Bence önemli olan iç güzelliği, denize girebilmek için tek lazım şey ise uygun bir mayo. Ya da şort mort, artık nasıl rahat ediyorsanız.

Doğan Medya'nın satılması haberlerini de boş gözlerle okudum, herhalde aylar sonra ilk defa Hürriyet'e tıklayıp bir yazı okudum, "Neymiş ayol bu vaniyalı zencefil?" diye. Kimseyi işinden etmezler umarım ama zaten bir yaraya merhem olduğu yoktu. Ya da ne bileyim, şaşırıp endişelenecek hal kalmamış olabilir bende. Dağıtım işi için de endişe etmeliyiz yazmış insanlar. Geçenlerde bir yazı okudum; The Guardian, New York Times gibi gazeteler online abonelik ile kara geçmiş ilk defa, belki çözüm budur. Cumhuriyet, Birgün ya da Evrensel gazetelerinden biri belki size göredir.

Geçen hafta Mara'nın kendini sokaklardan bizim eve atmasının ikinci sene-i devriyesiydi. Bu sabah yolladıkları fotoğrafı şaapayım hemen:


Kör gözü, olmayan dişleri, kronik sistiti ile gelip kalplerimize yerleşti puantiyeli kıç.

İki tane filme atlayarak devam ediyorum. Biri şu:



Natalie Portman'dan bir hayli bıktım, o cılızcacık kollarından, koca kafasından, herrr rolde herr yerlerde olmasından filan. Sanırım Black Swan ile başlamıştı bu gıcık kapma halim, aradan zaman geçip kızın oynadığı filmleri seyretmeyince sönmüş biraz sinirim. Neyse, filmi çok beğendim, gayet derli toplu ve sonuna kadar merak içinde izleten bir film olmuş. Ne zamandır bir bilim kurguda gördüğüm en tuhaf, en kötü kabuslardan fırlamış sahneyi barındırdığı için ayrıca tebrik ediyorum. Bilim kurgu, gerilim seviyorsanız seyrediniz. Sibel yazmıştı, ona link vereyim.

Diğerini de dün seyrettim, The Broken Circle Breakdown. Başka Sinema'da oynamıştı, birkaç sene oluyor. Bir türlü denk getirip seyredememiştim. Aklıma düşünce bulup seyrettim, çok beğendim.



Ağlamaklı oldum bir kaç yerinde, film acıklı ama karakterler o kadar sevilesi ki insan ne yapacağını şaşırıyor, öyle dut yemiş bülbül gibi seyrettim bu çiftin hikayesini, iyi günlerini ve kötü günlerini. Kurgusunu da ayrıca beğendim, bu kadar karışık bir zaman örgüsü belki başka filmde bunaltırdı, burada bunaltmamış. Tam tersi tempo katmış filme. (Ay tempo mempo, örgü. Elimden geleni yapıyorum, kusuruma bakmayın, bu kadar çıkıyor.)

Ellerimi arkama bağlayıp mutfağı dolandım, buzdolabında taze zencefil unutmuşum. Çay filan yaparım diye almıştım, küflenmiş. 94 gram taze zencefil, külliye değil ufak bir çatı katı olduğumuz için anca 94 gram. Yarım kilo bal da iki sene filan gidiyor, benden başka yiyen yok. Hep yazıyorum çapım dar diye, bugün daha da dar.

Vay canına, ne zamandır bu kadar daldan dala atlamamıştım yazarken. Usulca kalkıp gidiyorum, bir yere bağlayacağım da yok zaten meseleleri. Haydin öbtüm.

12 comments:

  1. Yaşasın Elizabeth Yenge ve onun gibi yetmişlerinde müze müze gezenler:) Süper süper!
    Hiç okumam kendisini, bazen CNN'deki programına bakarım ama Vanilyalı Zencefil yazısını bugün el mecbur ben de okudum. Ne diyeyim bilemedim, sen iyi bağlamışsın:)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Yav bir de New York'ta oturuyor olmanın dev faydaları tabii, her şey elinin altında. Çok özeniyorum :)
      Kendimi tutmasam daha da yazarım, badem sütü denen şeyin 250 mililitresi 8 lira markette, litresi 32 liraya geliyor oha gerçekten.

      Delete
  2. Erkek olsan aynı dayın olurmuşsun, hoş Elizabeth yengenin de biraz havası var senden :) Büyüyünce Elizebth yengeye ucundan benzeyeceğim gibi geliyor, hadi işşallah dizlerim o zaman iyice su koymazsa :)
    Son filmi 2-3 yıl önce Zeren bizdeyken birlikte izlemiştik, birbirimize çaktırmadan ağlayarak, çok etkilenmiştim.
    O zencefilli zımbırtıyı ben de okudum, aynı yere takıldım. Kadın tüm saray halkı için yapılan tarifi bize tavsiye etmiş. Kışlık tarhana gibi, mevsimlik vanilyalı zencefil. Yarım kilo bal ocağa ve göbeğe incir diker be. 1 gram vermeden diyete devam ediyorum ama o kadar sıkıldım ki az önce komşunun sinirlenerek getirdiği pişiyi yedim. Apartman ölü apartmanı imiş, kimse yokmuş, kadın kuaför dönüşü beni yakaladı ve kafama atar gibi tutuşturdu pişiyi elime ölü apartman diye. Yav millet çalışıyor evde yok, karşısı öğrenci okulda, alttaki Alamanyalı, önceden haber vereydi biryere gitmez beklerlerdi. Neyse işte ben daha fazla kızmasın diye yidim o pişiyi, pişi bişi yapmaz diye düşünüyorum, kafiyeli nasılsa. Hem yemesem de bişey değişmiyor, belki şaşırır bünye yiyince kilo verilcek sanır. Ayrıca kandilmiş, yemesem günah da olurdu, di mi :) Hihi pişisel gelişim. Öbdüm senin deyiminle...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Zaten annanem iyice yaşlanıp kafası bulandığı dönem bana "Ahmet!" diye seslenirdi, erkek olsam dayım olacağımı o zaman anlamıştım. Yingemin de sağı solu su koyveriyor, geçenlerde kalça ameliyatı oldu, yeni kalça kemiğinden çok memnunmuş :)
      Ay apartmana yapabilirim 1 kilo zencefil ama bizim apartman da ölü. Ölü apartman :) Bazı kat maliklerini görmeyeli 2 sene filan oldu, bazılarından kaçıyorum, gerçi pişi verseler yerim. Veren yok. Aşure de olmuyor, gelenek görenek filan kalmamış. Kendi kendime çay yaptım, kraker buldum, onu yiyiyorum.

      Delete
  3. Bayılıyorum böyle yaşlanan insanlara, keşke yurdum insanı da aynı yaşta müzelere gitmeyi düşünebilse diyeceğimde daha gençlerin çoğu da gitmiyor ki.
    Hande Fıratı hiç okumadım ama çapına uygun yazmış bence. Sadece o küççük muhalefetini yakıştıramadım kendisine :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bizde anca zorla okul gezisi filan oluyor müzelere, pek kültürümüzde yok. Keşke olsa dediğin gibi.
      Hande Hanım için "Aydın Doğan'ın prensesi" diyorlarmış, merakla bekliyorum Demirören'in patronluğunda nereye varacak kariyeri. Valla bu Doğan Medya'nın bu çok bilinen isimleri hep aynı formülle çalışıyor, "Öv, öv, öv. Arada küççük bir muhalefet yap. Sonra gene öv, öv." Muhalefetten kastım da "Aaa ama bu kadar da avm olmaz ki!" "Aaa lütfen kadınları öldürmeyelim!" filan işte.
      Ay ne zaman düze çıkarız acaba ya? Valla her gün bunu düşünüyorum.

      Delete
  4. Müze gezen ve bunu şevkle aktaranlar gözümde bir farklı mertebede. İmrenerek yazıyı okudum. En azından ilk kısmı :D Natalie Portman konusunda da hemfikiriz.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay benim de öyle, başka türlü bir insan cinsi gibime geliyor müze gezicileri/aktarıcıları.
      Nataliportmın konusunda hemfikir olmamıza da ayrıca seviniyorum şu anda :D

      Delete
  5. Ay ben neye yorum yapacağımı şaşırdım. :)
    İlk önce yengeye selamlar lakin dayının Pedro Alanso tipi var ( halen daha la casa del papel etkisinde)

    O puantiyeli kıçın sene-i devriyesini kutladığınız için çok mutlu oldum. Biz de Efki'nin 1. yılını kutladık geçen " Kesin başkaları da var bizim gibi " diye annemle birbirimizi telkin ettik.

    Zencefilli olan kısma yorum yapamam . Ama Natalie Portman sevdiğim hatundur inkar edemem.

    Köpenkleri öpüyorum , patilerinin üstlerinden .

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay hala seyretmedim bu diziyi, sohbetlere giremiyorum, zor durumda kalıyorum :D
      Nisanda evdekilerin doğum günlerini kutlayacağım daha. Kafamda pasta tasarlıyorum, ortaya patates püresi koysam, etrafını salam dilimleriyle sarsam, en üste de köpek püsküütü saplarım bir miktar.
      Natalie Portman'la ilgili en büyük sıkıntım şu sanırım, filmde bir karakter değil de filmde bir Natalie Portman varmış gibi geliyor bana. Bu bilim kurguda da öyle oldu, eski asker-biyolog bir kadın değil, Natalie Portman bizzat ormanlara girdi, ateş etti sağa sola filan. Böyle bir şey işte :)
      Ben de Efki'yi öpüyorum, nice senelere beraber :)

      Delete
    2. Aile fotosu değil film karesi yeminlen :))

      Ahahhah ay Berlin dayı :D

      Delete
    3. Mad Man haltetmiş sanki :D
      Yaaa Berlin de diziden di mi? Şehir isimleri varmış, gördüm. Şafak'la pazarlık edeyim, belki bu hafta başlarız.

      Delete