March 8, 2018

Bükreş / 10. Hafta

Bükreş'e gidip döndüm ben, Instagram hesabımdan da anlayacağınız üzere 2 kare fotoğrafla taçlandırdım seyahatimi. Kötü şöhretli saray binası ve Rumen birası. Saray gözümüze küçük bile göründü, biralar çok güzeldi.

Ya çok soğuktu, insanlık dışı soğuktu ve kar ve buz vardı. Kafamı kaldırıp etrafıma bakamadım, süvenir alamadım, kart atamadım, sadece donmamaya çalıştım. Ben pek seyahat yazısı yazabilen biri değilim, üzerime bir haller geliyor seyahatte. Ecnebi damadımız "Neden bu kadar pozitifsin sen?" ve "Neden herkes sana iyi davranıyor?" diye ayrı ayrı üzerime çullandı. Çünkü omleti soğuk geldi, yok efendim tezgahtar boksuratlıydı, taksici beş dakika geç geldi filan. Ben öyle biri değilim, omleti soğuk yediğimi farketmem bile.

Bükreş, güzel havalarda gidilirse, sevilecek bir yer. Medeniyet işaretlerine bakıyoruz hep bir yerlere gittiğimizde, bazı şeyler medeniyet işareti çünkü. Bükreş'te müzelerin tertemiz, yenilenmiş olması, sergilerin içeriği, hafta içi bile çocuklarla dolu olması işaretlerden biriydi. Okul gezisiyle zorla getirilmiş çocuklar değil, aileleriyle hoplaya zıplaya müze gezen çocuklar. Doğa Tarihi müzesinde evrim bölümü vardı, onu ayrıca yazdık bir kenara.

Bükreşliler yiyiyor ve içiyor, bu da bir başka medeniyet işareti. Çoluk çocuk akşam yemekleri, genci yaşlısı kafelerde oturmalar filan. Eksi 15 derecede bile hayat vardı yani. Rumen şarapları çok güzel, fiyatlar bizim burası gibi, süper ucuz bir yer değildi. Fakat iki şey tuhaf şekilde ucuzdu; taksiler ve kokteyller. Dünyayı gezip kokteyl içen biri değilim, ancak burayla karşılaştırabilirim ama 13-15 lira gibi fiyatlara gelsin mojitolar, gitsin long island ice tealer diye coştum 4 gün, içtiğim her şey nefisti. Havaalanından şehir merkezine 30 lira tutuyor taksi, tabii insan evladı taksici bulabilirseniz. Rumen taksicilerin berbat bir şöhreti var. Bu derdi de Über'e benzeyen bir uygulama indirip bertaraf ettik. Barbar kocam teker teker bütün şoförleri "Hagi?" diye taciz etti. "Futbol oynamıyordu, şiir yazıyordu!" diye, "He is a poet. A POET!"

Eski binalar duruyor, üzerlerine küçük plakalar çakmışlar, tarihini anlatan. Bir medeniyet işareti de bu. "Aoov neo-gotik, oooovv neo-klasik!" diyerek birbirimizi dürttük. Bir de grafik tasarım işi dikkatimi çekti; üzerinde yazı çizi olan her şey, işte peçeteden tutun da kafe menülerine, eski dükkan tabelalarına filan, çok özenliydi tasarımlar. Yani komşunun 17 yaşındaki oğluna yaptırmıyorlar kafenin logosunu. Sonra anlattılar, Romanya bütün dünyaya grafik tasarımcı ve internet teknolojileri uzmanı ihraç ediyormuş. Rumenler de bilmiyor neden, "Herhalde eğitim sisteminde bir şeyi düzgün yapıyoruz hala" dediler.

Çavuşesku'dan 1989'da kurtuldular, dışardan bakınca sanıyoruz ki tamamen kurtulmak mümkün, halbuki Çavuşesku'nun o dönem etrafındaki politikacılar hala siyaset yapıyormuş. Rüşvet, yozlaşma, çürüme var dediler. Bükreş de şehir olarak biraz perişan, biraz ihmal edilmiş görünüyordu.

Kardeşim bir fotoğrafımı çekti, Devrim Meydanı'ndaki anıtın önünde.


1989'da öldürülen insanların anısına yerleştirmişler buraya, eskiden Komünist Parti binası olan büyük binaya bakıyor. Çavuşesku'nun sık sık çıkıp konuşma yaptığı balkonunda son bir defa görünüp meydanı dolduran halka dehşet içinde baktığı, sonra da bir helikopterle kaçtığı bina. Şimdi bir bakanlık binası olarak kullanılıyor, anıtın etrafında da alçak bir duvar var, üzerinde hayatını kaybedenlerin ismi kazılı.

52 haftalık şalanjın 10. haftasında dünyayı nasıl gördüğümüzü yazıyoruz. Nasıl görmek istediğimi yazayım.

Bükreş'teki ikinci günümüz doğum günüme denk geliyordu, kardeşimle damadın Moldovalı ama Bükreş'te yaşayan bir arkadaşı arayıp akşama bir parti olduğunu haber verdi. Komünist dönemde polis karakolu olan bir binayı kulüp yapmışlar, çingene müzikleri çalınacakmış. Süper steril bir mekanda folklorik bir gece bekliyordum, o kadar yanılmışım ki.

Mekanın ortasına yerleştirdikleri derli toplu bar dışında karakol hala karakoldu, bir de bahçesini güzel ışıklarla süslemişler. Tuvalete filan giderken bildiğiniz o devlet dairesi açık mavisine boyalı koridorlardan geçiyorsunuz. Erken gidip bir masaya çöktük, "BANA KOKTEYL ALIN!" dedim hemen. Yarım saat geçmeden ve ne olduğumu anlayamadan kendimi delice dans eden kızlı oğlanlı drag queenli bir kalabalığın ortasında buldum. Çingene müziği de bildiğimiz eller havaya pop müzikti, yer yer Ciguli şarkıları tespit ettik. Her memlekette olduğu gibi Romanya'da da bir azınlık olarak Romanlar o kadar itilip kakılıyormuş, o kadar görmezden geliniyormuş ki müzikleri de yasakmış televizyonlarda. Gençlik de böyle partiler düzenliyormuş tepki olarak, dj'ler Romanmış, meşhurlarmış Bükreş'te. Drag queen de meşhurmuş, bütün gece yakalayıp karşılıklı dans etmeye uğraştım, yakalayamadım. Üç kere kostüm değiştirdi.

39 yaşıma bu kimbilir ne acılar görmüş eski karakol binasında, özgürce dans edip öpüşen gençliğin içinde girdim. Valla bana bir iyi geldi ki anlatamam. Onların mekanı ve hayatı bu şekilde dönüştürmeleri bana tarifsiz bir neşe ve umut verdi.

Dönüşüme, değişime inanıyorum. Dünyayı özgür ve adil ve önyargılardan arınmış bir yer olarak görmek istiyorum, allah bilir asla göremeyeceğimin de farkındayım. Gereğinden fazla naif olduğumun da ayrıca farkındayım, belki gerzeklik gibi de ulaşıyordur karşı tarafa. Eskiden üzülürdüm gerzek sanılınca, artık pek umrumda değil, bu da benim maceram. Bu macerada cımbızla da olsa iyi şeyleri seçip övüyoruz. Kin biriktirmiyor değilim, allah biliyor filler gibiyim, hiç unutmuyorum. Affetmeyip unutmamakta bir sakınca görmüyorum ama kimi mesul tuttuğumuzun önemi var.

İyileşmenin mümkün olduğunu, düzenin değişebileceğini, hasarın onarılabileceğini düşünüyorum. Mücadelenin bir sonu yok, bizim kendi küçük hayatlarımızın sonu var çok şükür, o son geldiğinde de ne kadar mücadele etmiş olduğumuzun önemi var.

Valla gerçekten her şey bok gibi, insanlık ölmüş gibi, geriye dönüş yok gibi. Ama etrafımızda bir kişi, iki kişi, üç kişi bir şeyler için çabalıyorsa bizim kimin yanında durup hangi çabaya omuz verdiğimizin önemi var.

Hayat gelip geçici, ölürse tenler ölür, canlar ölesi değil; binalar boş kabuklar, içinde gençler dans ediyor mu edemiyor mu, onun önemi var.


Robert Montgomery'nin işi, günlerdir şiir gibi aklımda, içimden tekrarlayıp duruyorum, şuradan aldım fotoğrafı.

Evin içinde-dışında-başkalarının evlerinde emek veren, karşılığını alan ya da alamayan, başını dik tutup hayatın içinde yol alan bütün kızkardeşlerimin 8 Mart'ını tebrik ediyorum. Sen hariç Filli Boya. Sen fabrikalarında meslek lisesi öğrencilerini köle gibi çalıştırıp sonra gazlı reklam filmleriyle bizim yanımızdaymış ayağına yatıyorsun. Ne reklamları yiyiyorum ne sizin fabrikadan komada çıkıp hastanede hayatını kaybeden lise öğrencisi Oğuzhan Çalışkan'ı unutabiliyorum ne de ailesine "Vicdanımız rahat, bizim bir sorumluluğumuz yok" diye bağırılmış olmasını hazmedebiliyorum.

Reklamlara para harcayacağınıza staj koşullarını düzeltin fırsatçı vampirler.


11 comments:

  1. Hagi, hahaha.

    Benim romanyalı bir arkadaşım vardı ve daha yeni gitti memleketine :), beraber ev yapımı rakiyaları (rumenler ne diyor bilmiyorum, aynı olabilir) içtik ne güzeldi :).

    Doğum günün kutlu olsun, nice mutlu bol eğlenmeli gülmeli yıllara, yeni yaşında bahçenin kekikleri karşılasın seni :).

    Zamanında sana bir kart yollamıştım yılbaşı şeysiyle, aldın mı yollarda kayıp mı oldu bilmiyorum, kart deyince aklıma geldi, yine aynı kekikli dileklerle yollamıştım :)<3.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya valla Hagi. Kulakları çınladı kesin :D Rakiyadır herhalde, bak hiç gözüme çarpmamış. Bosna'da da rakiya ama ben kalkışmadım içmeye, kendime güvenemedim :D
      Çok teşekkür ederim, valla gidip alıcam bir saksı kekik, belki bir yerden başlamak lazımdır, sonra bahçe olunca toprağa transfer ederim. Kart da tabii ki geldi kekiklerle <3 Yılbaşına yetiştiremedim, dedim ki bari Sevgililer Günü vesilesiyle cevap yazayım, onu da beceremedim. Bükreş'ten de atamadım. O yüzden normal Ankara kartıyla devam edicem, ben Minayım, küçük düşüneyim, anca oluyor çünkü :D

      Delete
  2. oha bacaklar incecik kalmış! <3
    o arada ben de çaktırmadan üç kilo vermişim, yihha! :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Yihhhuuu 3 kilo! <3 <3
      Kız içimde termal tayt da var, iki uzun kollu penye üzerine ayı kazağı filan. Fakat hunharca yedim, spora da gidemedim, tartılmaya korkuyorum şimdi.

      Delete
    2. Yav ne kolay kilo veriyonuz aplam, ben 2 aydır bir gram veremeden diyete devam ediyorum. İlk baştaki 7 kilonun gazıyla ama o gaz nereye kadar yanar şüpheliyim, zira çok bıktım ot yemekten. Her akşam mööö, möö diye salataya dalıyorum, yivrenç :)
      Minacım bu arada yeni yaşın kutlu, mutlu, umutlu olsun, yeter gari biraz nefes alalım, gülelim, sevinelim hep beraber. Saçaklı ile birlikte kucaklıyorum sizi.
      Ha çelıncı da unutmuşum sayende hatırladım, o nedenle onurlandırıp blog yazımda zikrettim adınızı :)

      Delete
    3. Yaa çok teşekkür ederim <3 Valla alalım nefes, hep birlikte mutlu olalım.
      Benim kilo milo verdiğim yok, aylardır sabit vaziyette duruyorum burada. Ama diyet yapıyorum demeye de utanıyorum, çaktırmadan eve püsküüt filan almaya başladım ve devamlı çok açım :D
      Geleyim bakayım çelınçlı blog yazısına hemen.

      Delete
    4. ümitlerin kaybolduğu noktada, sporu bırakmamdan iki ay sonra verebildim ben de... bu vücut neye göre çalışıyor ben anlamadım. kendi kafasına göre iş yapıyor :))

      Delete
  3. Mer ha ba! Burayi cok ozledim. Gorseli gorunce hemen geldim yazina! Montgomery ile sergi acilisinda tanismitim Istanbul'da. Tatlisko ve cok mutevazi biriydi. Keske daha cok ve daha guzel islerle gelse ulkemize.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay ben de seni özledim <3 Ve ölücem kıskançlıktan, İstanbul ne biçim bir yermiş böyle tanışmalı filan ühüühüüh! Bir daha karşılaşırsan söyle, bu yaptıkları çok içime işliyor, ciğerim soluyor. Aynen bunları İngilizce söyle :)

      Delete
  4. Ben kaçırmışım bu yazıları, bu seyahati. Bükreş'i güzel havalarda gezenlerdenim, sevmiştim şehri. Grafik tasarimcilarının dünyadaki başarısını bilmiyordum.
    Yeni yaşına girdiğin ortam ve keyif çok hoşuma gitti. Umarım her doğum günün böyle keyifli olur. Yeni yaşını kutlarım.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya sevdin mi? Yaşasın demek ki teorim doğruymuş :)
      Çok teşekkür ederim, belki bu sene böyle girdiğim gibi geçer. Ne güzel olurdu :)

      Delete