April 26, 2018

17. Hafta

Ay haftalar nasıl da süratle geçiyor, şalanj sayesinde sayıyorum, 17. haftaya gelmişiz bile. Bu hafta kendimizle ilgili sevdiğimiz şeyleri yazmamız lazım, halbuki insanın kendini eleştirmesi daha kolaymış.

Valla şu yazacaklarımı da çok seviyor değilim ama en azından sevmediğim taraflarımı dengelediklerini düşünüyorum. Yeni şeyler denemeye dair tekliflere kafa üstü atlıyor oluşumu seviyorum. Çünkü stabil bir tıkaç gibi yaşamama mani oluyor bu huyum. Atladıktan sonra bir yandan şikayet ederken bir yandan da denemeye devam ediyor oluşuma seviniyorum. Bu hem nefret edip hem de çabalamayı bırakmama hali sayesinde bugünleri görebildim ben. Her zaman da işlemiyor bu sistem, işleyince seviniyorum.

Eskiden sevmezdim ama zamanla yavaşlığımı da kabullendim. Çünkü öbür türlüsü bende başa çıkamadığım bir anksiyete yaratıyor. Anksiyeteyi bırakın, gerginlikle bile başa çıkabilen biri değilim, anında çöküyorum. Hem dengemi koruyup hem de hayatın içinde iyi kötü varlık gösteren kendi halinde bir birey olabilmemin yolu yavaşlık. (Ama planlı bir yavaşlık. Bana altyapı lazım, yoksa hiçbir şey yapmadan seneler geçiyor.) Zaten benim hayatımda yavaşın süratliden bir farkı olmadı neticeler açısından, hatta bazen yavaşlığıma şükrettiğim oldu.

Yavaş ya da süratli, hep kitap okuyan biri oldum. Annem sayesinde oldu bu, hakkını yiyecek değilim. Ev kitap doluydu, ikisi de düzenli kitap okuyan insanlar. Böyle olmasalardı bilmiyorum ben kendi kendime bu alışkanlığı edinir miydim. Kitap okumak beni sakinleştiriyor, dünyayı biraz "her şey mümkün" hale getiriyor, iyi kitapları sanki kendim yazmışım gibi gururla bağrıma basıyorum, edebiyatın evrenselliği bana umut veriyor.

Çünkü allah biliyor ışık hızıyla ruhen göçebilen biriyim. Fakat aynı hızla umutlanabiliyor oluşuma çok seviniyorum. Ay aklıma başka da bir şey gelmiyor. Kendimle bir alıp veremediğim yok çoğu zaman, yuvarlanıp gidiyorum. Ha bir de her yerde, her koşulda uyuyabilen biriyim. Bence bu da iyi bir şey.

Bu hafta hayatımda ilk defa pilates dersine gittim, salı günü. Ebru Şallı'ya kaş-göz deviriyordum, hala oturup kalkamıyorum, inleyerek yürüyebiliyorum, merdiven inip çıkmak bir azap haline geldi. Ve 6 aydır haftada 3 gün spora gidiyorum ben, bu hamlık nasıl olabiliyor bilmiyorum. Bacak ve popo çalışmamışım demek ki yeteri kadar.

Neyse, pilates salı sabahı olduğu için haftalık programımızı değiştirdik; pazartesi-çarşamba-cuma yerine salı-perşembe-cuma oldu. Ve tabii ki herhangi bir değişikliğe patates kadar ayak uydurabilen bende hemen kaos hasıl oldu, hangi günde olduğumuzu çıkaramıyorum. Dünün perşembe olmadığını anladığımda akşam olmuştu.

Bugün perşembe, bir yandan da Ali Ekber Çiçek'in sene-i devriyesi. Çok içten bir sevgiyle anıyorum, devri daim olsun. Zaten aksi ne mümkün.



6 comments:

  1. Ebru şallı dvdleri benimle tamamen özdeşleşti. Sürekli de esprisi oluyor, Zihin bak senin egzersizler ehi ehi ehi falan :/ Nereden geldi yapıştıysa... Sağlıklı beslenip spor yapıyorum diyedir. İnşallah .D

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ahhahhhah :D Ya ama kadın nasıl marka yaratmış kendinden, ne acayip.
      Keşke bana da Ebru Şallı yapışmış olsa, barbar kocam Rus halterci kadın videoları yollayıp duruyor :/

      Delete
  2. İnanır mısın Mina, az önce başka birinin on-onbeş dakikasını alacak bir işi bir buçuk saatte yaptım.(raporda düzenleme işiydi) Tabii o başka biri farazi ama aşırı canımı sıktı.Kendime çok kızmıştım, sonra geldim senin yavaşlığı kabullenme cümlelerini okudum içime su serptin. umarım ben de o seviyeye gelebilirim bir gün. Yazılarını çok seviyorum. Spor yapma azmine hayranım.
    Köpeklere selam *.*

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay ya çok teşekkür ederim <3 Spor azmi vardır umarım gerçekten, bir türlü emin olamıyorum kendimden.
      Ya valla herkesin kendine göre bir ritmi var. O ritmin dışına çıkıp da iş yapmaya kalkınca zaten verim alamıyorum, stresten çıban içinde kalıyorum, reflüm azıyor, kabus görüyorum. Hiçbir şey bu kadar mühim değil bence :)
      Söyleyeyim köpeklere selam, adını verip rencide etmek istemediğim bir tanesine sıcak çarpmaya başladı bile, çarpı şeklinde yatıyor parkenin üstünde :)

      Delete
  3. Ebru Şallı'ya bende kaş göz devirmiştim ama şimdi görsem üstadım derim zira yaptığı iş ne biliyim 100 mt koşmaktan daha öte bir performansmış.Halbuki o öyle poposunu kıvırıp kollarını sallıyor sanmıştım:)değilmiş.Bende hamilelik sonrası yapmaya başlamıştım.24 kilo alıp neredeyse bir yıl karnımı sakındığım için bir gün yataktan tutunmadan doğrulamadığımı farketmiştim felaketti.Sonra yaptıkça yanan kaslar burda bizde varız diye bağırdılar.Acı geçince zevk almaya başladığımı farkettim.24 kilo gitti sıkılaştım.üst bedenimi alt bedenime yapıştıracak kadar esnedim.Plates sporun Müslüm Babasıdır bence

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay inanılmaz takdir ediyorum seni, 24 kilo ne demek! Bu bedenin de iki yarısı birbirine yapışır umarım sonunda, çok isterim öyle esnemeyi :/ Hala kas ağrılarım var, ya salı günüydü ders, ayak bileklerim bile sızlıyor, pes!
      Gerçekten çok haklısın, gerçekten sporun Müslüm Babası bu ahhahhhha :D

      Delete