May 2, 2018

Filmler ve Kitap

Yarın İşçi Filmleri Festivali başlıyor, şuradan festival sayfasına gitmek ve il il programlara bakmak mümkün. Bana yürüme mesafesindeki belediyenin Çağdaş Sanatlar Merkezi'ne dadanmaya karar verdim, oradan çıkıp 20 dakika yürüsem Kızılay'dayım ama allah biliyor Kızılay'a her gittiğimde içim ölüyor biraz; insan denizi, trafik, dönerci, toma filan. Mahallemden takip edeceğim festivali. Gerçi merak ettiğim birkaç kısa filmi cuma günü Mimarlar Odası'nda göstereceklermiş, belki koşarak gider dönerim.

Yarın şu ikisine niyetlendim:



Bir anda hava kapandı, şangır şungur yağmur yağdı burada. Şimdi de güzel bir serinlik var. Bilmiyorum bunlar hala bahar yağmuru mu yoksa canına okuduğumuz iklimin kafa karışıklığı mı, gene de seviniyorum yağmur yağınca. Sardunya ekmiştim, bir saksı kekik aldık, bir de köpenkler yesin diye çim ektim. Teras biraz yeşerdi, güzel oldu. Daha çok kuş geliyor şimdi, camdan onları seyrediyorum çaktırmadan. Lavanta alayım diyorum, arılar da seviyormuş hem. Ama yaşatır mıyım, öldürür müyüm emin olamıyorum. Zor bir şey mi lavanta acaba?

Şunu okudum:


Guillermo Rosales, 1979'da Küba'dan kaçıp Miami'ye yerleşiyor ama Küba'da bulamadığı huzuru Miami'de de bulamıyor. Şizofreniden de çekmiş hayatı boyunca, Miami'de bir takım bakımevlerine girmiş çıkmış. 1993'te intihar etmiş, daha 47 yaşındayken. Felaketzedeler Evi için kısmen otobiyografik demişler; çaresiz, umutsuz, kimsenin istemediği bir grup insanın kaldığı bir bakımevinde geçiyor. Aşağı yukarı 100 sayfaydı kitap ama ağırdı, insanın içi burkuluyor okurken. Bir ara biraz umut kırıntıları belirdi, onlar da kısa sürede yok olup gitti.

Bir yandan da bütün bu şiddet, kenara itilmişlik ve sıkıntının içinde o kadar nefis espriler var ki, özellikle göçmenlikle ve Küba ile ilgili, kitabı bir anda alıp bambaşka bir yere taşıyor. Mesela anlatıcı karakterin rüyasında Castro'nun öldüğünü görmesi; bir tabutun içinde getiriyorlar Castro'yu, bir anda dikilip "Eee kahve içmeyecek miyiz?" diye soruyor. Rosales, Küba'daki rejimin geldiği yerden de Miami'deki Kübalılar'dan da nefret ediyor, sanırım genel olarak insanlıktan pek hazetmiyormuş.

Biraz gugıllayıp okudum Rosales'in hayatını. Küba'dan Miami'ye göçen bir hayli çok yazar çizer varmış, burada kendi edebiyat çevrelerini oluşturmuşlar, bilmiyordum. Rosales'i ayakta tutmaya çalışan, yazdıklarını yayınlatması için uğraşan başka yazarların anlattıklarını okudum, çok dokunaklı hatıralar. Yazdıklarının neredeyse hepsini yok etmiş Rosales, geriye bir bu, bir de sanırım bir roman daha kalmış.

Bu kitap, Bizim Büyük Challenge'mızın 25. maddesine tekabül ediyor, "İntihar etmiş bir yazarın bir kitabı." Ay yazarken bir tuhaf geldi bu madde, çelınca sokmak için kendini öldürmüş yazar aramadım, kitabı zaten okuyacaktım. Hay allah, şuursuz gibi oldum. Yani bazen şuursuzum hakikaten ama bu sanki biraz acayip oldu.

Daha fazla uzatmadan gideyim, zaten akşam oldu. Zaten Kudi yanıma dikildi ve burnuyla dürtüyor. Zaten ütü yapacaktım, hiç öyle bir an gelmedi. Zaten kitap okusam daha iyi. Zaten çay yapacaktım, bir saattir kalkıp çay yapacağım. Gideyim çay yapayım.


No comments:

Post a Comment