Showing posts with label 2015'te almadım. Show all posts
Showing posts with label 2015'te almadım. Show all posts

December 15, 2015

Müzik, Kitap, Alışveriş ve İki Adet Kara Burun

Leylak Dalı'nın düşünceli müdahalesiyle eve biraz yeni yıl havası geldi. Ben kendi kendime bir yerlere varamayacaktım.

Aralık ayının da ortasına gelmişiz, artık bütün sene ne yaptığıma dönüp bir bakabilirim bence.

Müzik konusunda tam bir sığır gibi yattığım sene oldu bu, doğru dürüst hiçbir şey dinlemedim. Başkalarının listelerine bakıyorum, bazı grupların adını ilk defa duyuyorum. 2015, teyzeliğe doğru dev bir adım attığım sene olmuş olabilir bu bağlamda.

Goodreads üzerinden tutuyorum okuduğum kitapların hesabını, orada da atarlanıp şalanja girmişim, "2015'te 75 kitap okurum" diye. An itibariyle 34 kitap okumuşum, 37 kitap gerisindeyim şalanjın. Şu anda güzel bir polisiye okuyorum, Yeraltından Notlar 8 aydır masamda sürünüyor, Daniel Pennac'ın Roman Gibi'si de neredeyse 2 aydır evin içinde oradan oraya savruluyor. Yazıklar olsun, hafta başına bir kitap bile düşmüyor.

Az miktarda kitap satın aldım bu sene; kitapçılardan da aldım, internetten de sipariş verdim. Uykusuz, Ot ve #tarih dergilerini düzenli olarak aldım. Bir de eve Solfasol Gazetesi geldi her ay, geçen sene abone olmuştum. Kitaptan dergiden kısmayı planlamamıştım ama gene de makul bir seviyeye inmiş alışverişlerim.

Kıyafet konusunda muvaffak oldum galiba, bir adet 20 liralık pantolon dışında hiçbir şey almadım bir senedir. Don, sütyen, çorap filan da dahil olmak üzere. Dışarıdan bağış kabul ettim, ben de evden bir miktar kıyafet çıkardım. Bir bilezik, bir miktar tel toka gibi bir avucu doldurmayacak bok püsür dışında takı, makı, aksesuar almadım. Krem mrem gibi şeyleri bittikçe aldım, en temel ihtiyaçlarımı aldım, onları da hayvan deneyi yapmayan markalardan aldım. Hala sabunla yıkanıyorum, sanırım iki orta boy kalıp kadar sabun harcadım bir senede, ikincisi bitmedi henüz. Makyaj malzemesi olarak bir adet rimel almam gerekti sadece, gerçi ben pek makyaj yapmıyorum, öyle bazmış pudraymış falan bilmiyorum hiç.

Bir sene sonunda yeni sütyen dışında hiçbir şeye ihtiyacım yok; bitince almaya, giyilemeyecek hale gelince yenisini almaya devam ederim diye düşünüyorum. Ha ne oldu ben bir sene alışverişi kısınca? Hiçbir şey olmadı, dünya bok gibi bir yer hala. Ben terbiye oldum. Zaten başka da bir amacım yoktu.

Bu arada Ali İsmail Korkmaz Vakfı'ndan ve Kazova Tekstil'den tişörtler aldım, iki elim kanda olsa alırım. İki tanesini kendime ayırıp geri kalanları arkadaşlarıma hediye ettim. Bu tip harcamaları zaten sokmamıştım şalanjın içine. Harcamalarımın en büyük kalemi kedi-köpek maması, aile içinde 4 köpeğimiz, onlarca kedimiz var. Ankara içinde iki ayrı yere de mama yolluyorum param oldukça. Aşağıda 20 liralık renkli teyze pantolonunu ve gene bu senenin yeni numaralarından Çomar'ı görüyorsunuz.


Üşütüp üç gün yatınca başımdan ayrılmayan Çomar, en asil duyguların Çomar'ı. İyi kalpli, ayıboğan yavrumuzu annem geçen bahar eve attı. Yuvarlanıp gidiyorlardı ki annem telefonlarda bir yavru köpekten bahsetmeye başladı. Bir gün tek başına mahallenin çöpünün biriktiği yerde beliren bu köpek, bir hafta içinde bir kalp ağrısı haline geldi. Çocuklar eziyet etti, büyük köpekler saldırdı, annem anlattı, ben dinledim. Nihayet bir gün şunu dedim, "Anne al o köpeği bahçeye. Bir gün ölüsünü bulacaksın, sonra vicdan azabından aklımızı kaçırıcaz. Anne bak, Hızır falan anne".

Beş dakika içinde bahçeye intikal etti çocuk, adı da Kapo oldu.


Ben göremedim Kapo'yu, annem fotoğraflarını yolluyor. Güdükmüş biraz ama çok akıllı bakıyormuş, kedilerle uyuyormuş geceleri. Bir yandan da annemin Urla'nın bütün kara burunlu köpenklerini toplamaya and içtiğinden şüpheleniyorum.

Neyse, müzik ve kitap konusunda hezimet yaşatırken köpenk konusunda bonkör davranmış 2015. Ben de kendime verdiğim sözlerden en azından bir tanesini tutmuş gibiyim. Bakayım başka neler var, bilahare yazayım.

October 8, 2015

Patlayan Kumbaram / Kirazlı Çorap / Medet Ya Ali

Buradan Başkent Gaz A.Ş.'ye seslenmek istiyorum, ocağıma incir ağacı diktin.

Bir süredir faturaların altına "TC kimlik numaranız sistemimize kayıtlı değil, öptük kib bye" diye mesaj bırakıyorlardı. Kayıtlı değil tabii çünkü abonelik eski ev sahibinin adına. Adeta bir eski sevgili vızıldamasıymış gibi duymamazlıktan geldim.

Ta ki bu ayın faturasında "GAZINIZI KESERİZ!" tehditini görene kadar. Çeşitli fotokopiler çektirerek yola koyuldum. Tecrübeli bir TC vatandaşı olarak yanıma kumbaramı da aldım. (Gerçekten bir kumbaram var, para biriktiriyordum bir süredir.)

Bütün tecrübeme rağmen abone bok püsür bedeli olarak 443 lira ödemeyi beklemiyordum. Bütün kumbaramı boşalttığım yetmedi, bir de cebimden 50 lira eklemek zorunda kaldım. Merkezi sistemle ısınıyor olsaymışız 87 lirayla yırtacakmışım, kombili evlere biçtikleri bedel buymuş.

30 yaşındaki kombimizi söküp Başkent A.Ş.'nin önüne fırlatasım var. Aç gözlü insafsızlar.

Dünün tek güzel şeyi Sevda'nın bana aldığı çoraplar oldu.


5 tanesi 5 liraydı, üstelik parfümlüymüş. İşportanın gözünü seveyim. Tamir edilemeyecek kadar patlak çoraplarımı atabilirim artık. "Alışveriş yapmama senesi" arkadaşlarımın da desteğiyle 10. aya kadar gelebildi.

Çoraplardan Nobel'e geçtiğime ben de inanamıyorum şu anda ama geçiyorum vallahi, Aziz Sancar'la o kadar gurur duydum ki gözlerim doldu haberleri seyrederken. Kanser çalışıyor ama acaba tam olarak ne yapıyor diye aranırken facebook'ta şunu gördüm.


Biliyorum bu "Aziz Sancar Türkmen midir, Kürt müdür, Arap mıdır" tartışmalarının yanında çok zararsız kalıyor ama o kadar saçma ki ayaklarım büzüştü. Aziz Sancar eminim ki biz facebook'ta paylaşmasak da çalışmalarına devam edecek ve milyonlarca insanın hayatını değiştirecek. Adam Nobel aldı yahu. Keşke bu kadar lüzumsuz şeyleri üretip yayacağımıza mesela "Acaba Türkçe'yi doğru yazabiliyor muyum?" diye kendimize dönsek. Ya da Aziz Sancar'ın çalışmaları tam olarak neyi hedefliyor, bir okusak filan.

Aziz Sancar maalesef bizim değil, North Carolina Üniversitesi'nin profesörü; biz hastalığın, sağlığın, trafik kazalarının, iş cinayetlerinin allahın takdiri olduğu bir ülkede yaşıyoruz. İyice moralinizi bozduysam gidiyorum ben. Evdeki halıları kilimleri yıkamaya ve tamire vermiştik, yıkamacı Medet Bey biraz önce arayıp toplam fiyatı söyledi, biraz da o fiyatı düşünüp ağlayacağım.

Ekim ayı, ne istiyorsun benden anlamıyorum. Sıradaki videoyu Medet Bey'e hediye ediyorum.



September 17, 2015

40 Liralık Patlak / İçinizden Birinin Alnından Öpmem Lazım

Hatırlıyor musunuz bilmiyorum, yılbaşı öncesi "Bu sene kıyafet bok püsür almıycam!" diye atarlanmıştım. Hiç sormuyorsunuz nedir vaziyet. Gerçi satın almadığım için yazacak bir şey de olmuyor. Neyse, ufak bir yazlık hezeyan geçirdim, onu itiraf edeyim hemen.

Urla'da patlak verip mahallemizin butiğinden 20 liraya şal desenli, ince kumaştan bir teyze pantelonu aldım, neredeyse her gün giydim. Çeşmealtı'ndan bir adet saç bantı, bir adet de deri bileklik aldım, onlar da toplam 20 lira civarı tuttu. Geride kalan 8 ayın bilançosu bu yani. Bileklik de hayvanlıydı, o yüzden dayanamadım.


Kendi kuyruğunu ısıran yılan için şuraya bakabilirsiniz, belki oralardan daha iyi yazılara atlarsınız.

8 ay süresince kıyafet ve eşya trafiği oldu arkadaşlarımla aramızda. Bir türlü kullanamadığım blender mesela, şu anda yeni evinde cayır cayır milkşeyk yapıyor, çok seviniyorum. Hala vereceğim bir yığın eşya var, 2016'ya girmeden halletmeyi umuyorum. Velhasıl olabiliyormuş, Mango indirimine kapılmadan da yaşamak mümkünmüş. Hayat karşıma bir tane daha hayvanlı bilezik çıkarmazsa ben de bu seneyi alnım ak çıkaracağım.

Kitaptan kısmadım ama gene de azalmış kitap alışverişlerim. İki tane kitap okudum bu yaz, ben bunları kendi kendime bulmadım, hanginiz tavsiye etmişti kurban olurum bir ses edin?



Tavsiye alabilen biri değilim, "Ay evet evet!" diye heyecanlanıyorum ama asla uygulamaya geçmiyorum, daha fazla kötü kitap okumama konusunda da çok kararlıyım. Ama bu ikisini kim önerdiyse alnından öpmek istiyorum, çok beğendim. Şu yan tarafta da benim okuduğum kitaplar görünüyor, ne olursunuz çok kaale almayın, ben kitap kötü de olsa bitiriyorum.

BÜYÜK yayınevlerinin BÜYÜK editörlerinin -herhalde uyku sersemi- edit edip piyasaya sürdüğü kitaplarla itişip kakışırken araya bir kitap sokup okudum ki normalde hayatta almazdım, annem çok okumak istemişti, öyle aldım. (Annemi 36 senedir sonsuz bir şüpheyle süzüyorum, ilişkimizin temeli buna dayanıyor.)

"Ay Lupo mupo, ne biçim, pfff. Kesin çok dandik" diye okumaya başladım, elimden bırakamadım. Lupo Efendi, Cenovalı bir hırsız/kürek mahkumu/asker, Osmanlı'ya esir düşüyor, girmediği çıkmadığı yer kalmıyor, önemli isimlerle tanışıyor filan; maceralar, maceralar. Bayağı savaş meydanlarının tozunu, henüz Osmanlı olmamış İstanbul'un sokaklarını, Osmanlı'nın taşrasının kokusunu falan içime çeke çeke bitirdim.

Ve inanmazsınız, KİTAPTA TEK BİR İMLA HATASI YOKTU. Gözyaşları içinde teşekkür etmek istiyorum yazara, düzeltmene, eli metne değmiş herkese.

Lupo'nun maceraları bir seriymiş, bu ikinci kitapmış, farketmedim bile okurken. İlk kitabı da alıp içine gömülmeyi iple çekiyorum. Kapağı da çok güzel değil mi?

Çok güzel.

Bu yazın güzel kitaplarından bir diğeri de Marquez'in hayatını anlatan bir çizgiromandı; çok özlediğim biriyle oturup konuşmak gibiydi, asla yeni bir kitap olmayacağı gerçeği bir tokat gibi çarptı, o arada aklıma bir dövme fikri geldi. Evden çıkmam gerekiyor böyle şeyler için, evden çıkma taraftarı değilim. Mesela iki gündür twitter'a da bakmadım, hayat çok sıradan ve normalmiş gibi geliyor.

Şu anda masadan kalkıyorum, sıradan ve normal işler yapmaya gidiyorum. Eveth.

February 1, 2015

Özgür Kazak / (6) Bana Güç Veren Bir Şarkı

Ay şöyle bir dönüp okudum, gene bıraksanız tek başıma devrim yapacak hale gelmişim. Hiçbir şey yaptığım yok oysa ki. Demin markete gidip geldim.

Gıda dışında köpeklere kemirme kemiği aldım bu hafta. Bir de 50 liralık posta pulu sipariş ettim, bayağı idare eder beni. Ocak ayını böylece kapatıyorum, giyim kuşamdı, kozmetikti, kırtasiyeydi filan elimi sürmedim. Duş jeli bitince yenisini almadım, alıp alıp asla kullanmadığım yeşil sabunlarla yıkanıyorum.

Satın almama iddiasında bir istisnai konu var, o da destek-dayanışma alışverişleri. Bunu gücüm yettiğince yapıyorum; bazen ajandalar, kazaklar falan birleşip iyi şeylere sebep oluyor.


Aylarca maaş ödemeyen ve nihayetinde fabrikayı işçilerin üstüne kapatıp tüyen patrona karşı efsanevi bir mücadele veren Kazova Tekstil işçileri, açtıkları davayı kazandılar, haczedilen makineleri de satın aldılar. Şimdi bir harç ödemeleri gerekiyor, bu akşam Ankara'da Eski Yeni'de, İstanbul'da da Leyla Teras Bar'da dayanışmak üzere toplanılıyor.

Ankara'ya 30 tane kazak yollamışlar, yetişirsem kazak alırım; yetişemezsem sonra internetten sipariş veririm. Önemli olan birarada olmak. (Facebook'ta şurdan ulaşmak mümkün: https://www.facebook.com/OzgurKazova )

Uzun zamandır biriktirdiğim sinirle bugünün meydan okuma şarkısını da aşağıya bırakıyorum, birleştikçe kazanacağımızı düşünmek bana güç veriyor.

Kaderin bir cilvesi sayesinde okulda canlı dinlemişliğim de olan Inti Illimani diyor ki, "Birleşen halkı hiçbir kuvvet yenemez".



(Bu yazıyı yollayıp çıkacaktım, internet gitti, yazı kaldı. Neyse, fırladım gittim, bir adet kazak almaya muvaffak oldum, biraz bira içip eve döndüm. Kazağımı da koyayım, gidip yatayım.)


January 13, 2015

Kendi Çapımda Hekır Gibi Birşeyim

Sabah kafamda "I know it's over" çalarak uyandım, nedense Jeff Buckley söylüyordu. Yazılıp söylenmiş en acıklı şarkılardan biri olduğu için günün geri kalanı nasıl geçer diye düşünüp ürperdim. Şuraya koyardım ama bilgisayarımda youtube açılmıyor.

Neden açılmıyor? Çünkü havaleli bir memleketiz, paşa gönüller bazen yasaklıyor, ben de her seferinde ekşisözlük'ten tavsiyeler alıp girmenin bir yolunu buluyorum. En son DNS ayarları falan da yasağı aşmaya yetmeyince host dosyasına bir şeyler ekledim. Öyle bir dosya olduğundan bile haberim yoktu ama işe yaradı, bütün "Bıbıcım? Nereye saklayayım bıbıcım?"ları dinledim. Hatta dev hoparlörlerimize aktardık, evin duvarlarını titrete titrete dinledik.

O dosyaya eklediklerimi silmem lazımmış şimdi. Sildim, gene de açılmıyor, fenalık geldi, olduğu gibi bıraktım. (Hallettim la hallettim. Meğer en sona bir boş satır eklemek lazımmış. Ne acayip şey bu kompüter.)

Şunu buraya eklemek farz oldu.


Geçen cumartesi annemlere kahvaltıya gittim, yarım saat içinde annemle kavgaya tutuşmaya muvaffak oldum. Car car konuşurken, oturduğum sandalye yavaşça kırıldı. Anahtar kelime "yavaşça", bir yandan kavga ederken bir yandan da usul usul yere düştüm.


Annem "Allahın sopası yok" dedi. Hala inanamıyorum, bir sandalye nasıl böyle kırılır? Allah ve sopasından emin değilim ama bence annem gizlice Yüksek Cadılık Enstitüsü'ne devam edip diplomasını almış bir ara.

Sandalyeyi ve gururumu oracığa bırakıp kaçtım evlerinden. Henüz geri gidebilmiş değilim.

Bu satın almama işine girmeden oturup bir neyim var, neyim yok bakmam lazımdı, tabii ki bakmadım. Geçen hafta Bilkent'e bir jüriye gitmem gerekti, biraz gerildim giyinirken. Hava eksi 15 dereceydi, tek başına bu bile beni mahvediyor. Bir adet siyah kadife pantolonum ve bir adet siyah yün hırkam var, ikisi de bayağı perişan haldeymiş. Neyse, zaten çocuklar da sınav-jüri haftası münasebetiyle biraz insanlıktan çıkmıştı, arada kaynadım. Herkesin projelerine iltifat edip eve geri döndüm. Kimseye not vermemişim, ertesi gün dersin hocasına telefonda "Ay o mavi gömlekli çocuğunki çok güzeldi, bir de şu öbür çocuğunki şiir gibiydi" falan diyebildim. Dersin hocası yabancı değil, zaten ben de bu kadar anlıyorum mimari tasarımdan. Giyim kuşama dönecek olursam, ne yaparsam yapayım dışardan böyle görünüyorum.


Kukuletalı damacana. Neden giyinmek için çaba harcıyoruz, bilmiyorum. Yün bere kardeşimin (7 tane daha bere var evde), eldivenler 8-9 senelik (5 çift daha eldiven var evde), paltoyu birkaç sene önce barbar kocam H&M'de indirim sepetinden aldı. Şişmanlıktan hiçbir paltomun önü kapanmıyordu, ağlaşıp duruyordum; meğer çözüm bu ilkokul çocuğu stayla laylon paltodaymış. Şimdi biraz bol geliyor, mesela Kudi'yi kendime bantlasam, paltoyu giyip fermuarını kapatabilirim. Ama olsun, bol daha iyi.

İki haftadır bir miktar gıda dışında bir şey satın almadım, bugün ailenin kedilerine mama ve kum aldım internetten. Henüz yoga falan yapabilmiş değilim. Onun yerine ütü yapacağım, ütüde de beni sakinleştiren bir şey var.

Giderken müzik bırakayım, arkadaşım sarıkafa geçen gün yolladı, kış havasıyla iyi gidiyormuş hakikaten. Allah cümlemize nordik sükunet versin, ne diyeyim.



January 5, 2015

Yılbaşı, Ganzınrozıs, Bir Yeni Yıl Kararı

Yılbaşı gecesi pek ne yapacağımızı bilemedik, bir ara Ankara'nın Bağları çalınca ilk ayağa fırlayıp oynamaya başlayan olmama hala inanmakta güçlük çekiyorum. Hayatımın büyük kısmını İzmir'de geçirdim, şimdi "Ah Ege ah, şevketibostan, çiğdem, klorak" falan diye ağlaşsam bana kim inanır?

Annem müziği çok gürültülü bulduğunu beyan etti, barbar kocama gözlerimi belertip "Kıs, sesi kıs, anneme fenalık geldi" dedim. "E ama annen senin arkanda dans ediyor, anlamadım ki?" diye cevap verdi. Annem gizli gizli şuna dans ediyormuş:



Babam "Ganzınrozıs" dedi. "Evet" dedik. Bu arada, bu ikisine "Akşamüstü gelin, 7 gibi gelin" dedim, 5'te kapıya dikildiler, kucaklarında bir kase sigara böreğiyle. Bornozla karşılamak zorunda kaldım. Arkalarından barbar kocamın abisi ve iki yeğen, bir arkadaşımız, ilerleyen saatlerde bir arkadaşımız daha geldi. Kudi herkese ayrı ayrı karşılama töreni tertip etti. Bir ara kapıyı açık görünce şüphelendim, Kudi'yi üç kat aşağıda, tanımadığım iki ergen oğlanla sarılıp öpüşürken yakaladım. Hızını alamamış salak.

Biz de hızımızı alamadık, saatler 12'yi gösterdiğinde kalkıp öpüştük. Böylece başladı yani 2015. Senden hiç beklentim yok 2015. Bak beş gün olmuş, aynı 2014 gibisin, değişik hiçbir şey yok. Olmayacak da büyük ihtimalle, o yüzden kendimle uğraşmaya karar verdim. Hemen izah edeyim.

İyi şeylerin havada süzülerek geldiği falan yok, yeni yıldan sağlık mağlık dileyebilirdim. Ama sigara içiyorum. Ama düzenli egzersiz yapmıyorum. Yani 35 yaşımın -artık ne kadarı kaldıysa- dinçliğinden yiyiyorum, hazırdan yiyiyorum. Yine 35 yaşın tecrübesiyle biliyorum ki sırf yeni yıl geldi diye sabahları yoga yapmaya başlamayacağım, yayvan biriyim, disiplinli değilim. İki hafta yapar, sonra sallarım.

Bu ahval ve şerait içinde et yemeyi nasıl bıraktım mesela? Hayatımda hiçbir şeye göstermediğim dikkati buna gösteriyorum, hiçbir alanda sağlayamadığım istikrarı bu konuda sağladım ve sebebinden çok emin değilim. Galiba vicdanımı yaralayan bir durum olmasından kaynaklanıyor. Zaten elimde sadece vicdan ve nereye musallat edeceğimi bilemediğim bir öfke var. Teşekkürler Türkiya!

Neyse yani, mıy mıy söylenip duruyorum, bari biraz icraat olsun dedim, 2015 boyunca hiç kıyafet almamaya, kendimi sınamaya karar verdim. Şuursuzca alıyorum, dükkanlardan alıyorum, internetten alıyorum ama nedense sürekli aynı 3-5 parçayı giyiyorum. Bir insanın kaç kot pantolona ihtiyacı var? Kaç tişört lazım? "Ay çok ucuaaz!" diye diye almışım, elimi attığım yerden tişört çıkıyor, aklımı kaçıracağım. Şu anda evde 6 tane palto, 3 tane deri ceket, 8 tane yağmurluk, 3 tane kot ceket, 2 tane pardesü var. Bir kısmını kardeşim burada bırakıp gitti ama insaf yahu. Sürekli aynı paltoyu ve aynı yeşil yağmurluğu giyiyorum; bu nasıl bir manyaklık bilmiyorum.

Ben bu hislerle kendimi yerken şöyle bir blog gördüm, almadim.blogspot.com.tr , yazarını tanımıyorum ama biraz cesaret verdi bana. Onunki daha kapsamlı bir "almama" macerası, benimki biraz daha korkak bir karar.

Şunları almamaya karar verdim; çorap ve don da dahil olmak üzere her tür giyim eşyası; toka moka, takı, güneş gözlüğü dahil olmak üzere her tür aksesuar; çanta ve ayakkabı. Var çünkü bunlar, allah biliyor ki birkaç kişiye yetecek kadar var. İncesinden yünlüsüne 60 civarı eşarbım var, 30'a yakın bez çantam var. Ayakkabılardan bahsetmek bile istemiyorum; bu ayakkabı-eşarp-bez çanta üçlüsü elele tutuşup çığrından çıkmış vaziyette.

Şunlara müsaade var; örmek, dikmek, eldeki kıyafetlere tadilat yapmak-yaptırmak, değiş-tokuş.

Bir diğer kalem de kitaplar. Çok merak ettiğim 2-3 kitap var, onları sipariş edip (belki de etmeyip, bilmiyorum) bu sayfayı da kapatacağım 2015 süresince. Kitap alışverişi konusunda da çok açgözlü davrandığımı düşünüyorum. Kütüphaneler var, arkadaşlarımın kitaplıkları var, kitapsız kalacağımı hiç sanmıyorum. Düzenli aldığım dergileri almaya devam edeceğim, ordan kısıntı yapmadım. Kırtasiye konusunda da biraz frenlersem kendimi ne güzel olacak, gene aynı soruya döneceğim bakın, bir insanın kaç kitap ayracına ihtiyacı var?

Kimseye bir faydası dokunmayacak ama umarım kendimi biraz terbiye etmeme vesile olacak yeni yıl kararım bundan ibaret. Hakkımda hayırlısı olsun.

Ergenliğimden beri tanıdığım bir arkadaşım var, Atıl. 14 yaşında falandık, bir süre çıktık, olmadı. Sonrasında birbirimize yapışık olarak hayatımıza devam ettik, başkalarıyla çıkıldı mıkıldı, o buluşmalara da beraber gidiyorduk ruh hastası gibi. Her gün görüştüğümüz halde mektuplaştık, bir ara kendimize birer televizyon dizisi karakteri seçmiştik, sanki o insanlarmışız gibi mektuplaştık. Zaman zaman ne kadar şizofren bir dünyamız olduğunu şimdi düşününce anlıyorum, gözümden yaş geliyor gülmekten. Biz yırtık kotlarımızla, patlak konverslerimizle falan çok alternatif yaşar giderken, Atıl'ın annesi bana okunmuş pirinç yollamayı hiç ihmal etmedi mesela. Ben de sınavlardan önce yutmayı hiç ihmal etmedim. Daha komiği, Atıl'la benden bir 10 tane falan daha vardı, sinema pasajında yaşayan bir ergen topluluğuyduk.

Atıl yeni yıl mesajı atmış, "Kaldırımlar biliyor, bir devir muhteşemdik. Mutlu yıllar!" diye. Düşündüm, ulan hakikaten hiç fena değildik. Eminim dışardan gerizekalı ergenler olduğumuz belli oluyordu ama o rakınrol kardeşliği içinde ne güzel varoldum ben. Hiçbir şeyimiz yoktu ama her şeyimiz vardı. İnternet yoktu, cep telefonu yoktu, bakın icat edilmemişti diyorum bunlar ahahhahha! Pek paramız da yoktu. Ama iki gözüm önüme aksın, hiç eksiğimiz yoktu çünkü canla başla doldurduk hayatlarımızı, hem kendimizinkini hem de birbirimizinkileri.

Kaldırımları yalancı çıkarmak istemiyorum. O, itlikten kopukluktan tek dişi kalmış "muhteşemliği" yeniden yakalamak istiyorum. Eşyalardan kurtulmak, gerçekten önemli şeylere yer açmak lazım. Bakalım becerebilecek miyim?