Aralık ayının da ortasına gelmişiz, artık bütün sene ne yaptığıma dönüp bir bakabilirim bence.
Müzik konusunda tam bir sığır gibi yattığım sene oldu bu, doğru dürüst hiçbir şey dinlemedim. Başkalarının listelerine bakıyorum, bazı grupların adını ilk defa duyuyorum. 2015, teyzeliğe doğru dev bir adım attığım sene olmuş olabilir bu bağlamda.
Goodreads üzerinden tutuyorum okuduğum kitapların hesabını, orada da atarlanıp şalanja girmişim, "2015'te 75 kitap okurum" diye. An itibariyle 34 kitap okumuşum, 37 kitap gerisindeyim şalanjın. Şu anda güzel bir polisiye okuyorum, Yeraltından Notlar 8 aydır masamda sürünüyor, Daniel Pennac'ın Roman Gibi'si de neredeyse 2 aydır evin içinde oradan oraya savruluyor. Yazıklar olsun, hafta başına bir kitap bile düşmüyor.
Az miktarda kitap satın aldım bu sene; kitapçılardan da aldım, internetten de sipariş verdim. Uykusuz, Ot ve #tarih dergilerini düzenli olarak aldım. Bir de eve Solfasol Gazetesi geldi her ay, geçen sene abone olmuştum. Kitaptan dergiden kısmayı planlamamıştım ama gene de makul bir seviyeye inmiş alışverişlerim.
Kıyafet konusunda muvaffak oldum galiba, bir adet 20 liralık pantolon dışında hiçbir şey almadım bir senedir. Don, sütyen, çorap filan da dahil olmak üzere. Dışarıdan bağış kabul ettim, ben de evden bir miktar kıyafet çıkardım. Bir bilezik, bir miktar tel toka gibi bir avucu doldurmayacak bok püsür dışında takı, makı, aksesuar almadım. Krem mrem gibi şeyleri bittikçe aldım, en temel ihtiyaçlarımı aldım, onları da hayvan deneyi yapmayan markalardan aldım. Hala sabunla yıkanıyorum, sanırım iki orta boy kalıp kadar sabun harcadım bir senede, ikincisi bitmedi henüz. Makyaj malzemesi olarak bir adet rimel almam gerekti sadece, gerçi ben pek makyaj yapmıyorum, öyle bazmış pudraymış falan bilmiyorum hiç.
Bir sene sonunda yeni sütyen dışında hiçbir şeye ihtiyacım yok; bitince almaya, giyilemeyecek hale gelince yenisini almaya devam ederim diye düşünüyorum. Ha ne oldu ben bir sene alışverişi kısınca? Hiçbir şey olmadı, dünya bok gibi bir yer hala. Ben terbiye oldum. Zaten başka da bir amacım yoktu.
Bu arada Ali İsmail Korkmaz Vakfı'ndan ve Kazova Tekstil'den tişörtler aldım, iki elim kanda olsa alırım. İki tanesini kendime ayırıp geri kalanları arkadaşlarıma hediye ettim. Bu tip harcamaları zaten sokmamıştım şalanjın içine. Harcamalarımın en büyük kalemi kedi-köpek maması, aile içinde 4 köpeğimiz, onlarca kedimiz var. Ankara içinde iki ayrı yere de mama yolluyorum param oldukça. Aşağıda 20 liralık renkli teyze pantolonunu ve gene bu senenin yeni numaralarından Çomar'ı görüyorsunuz.
Üşütüp üç gün yatınca başımdan ayrılmayan Çomar, en asil duyguların Çomar'ı. İyi kalpli, ayıboğan yavrumuzu annem geçen bahar eve attı. Yuvarlanıp gidiyorlardı ki annem telefonlarda bir yavru köpekten bahsetmeye başladı. Bir gün tek başına mahallenin çöpünün biriktiği yerde beliren bu köpek, bir hafta içinde bir kalp ağrısı haline geldi. Çocuklar eziyet etti, büyük köpekler saldırdı, annem anlattı, ben dinledim. Nihayet bir gün şunu dedim, "Anne al o köpeği bahçeye. Bir gün ölüsünü bulacaksın, sonra vicdan azabından aklımızı kaçırıcaz. Anne bak, Hızır falan anne".
Beş dakika içinde bahçeye intikal etti çocuk, adı da Kapo oldu.
Ben göremedim Kapo'yu, annem fotoğraflarını yolluyor. Güdükmüş biraz ama çok akıllı bakıyormuş, kedilerle uyuyormuş geceleri. Bir yandan da annemin Urla'nın bütün kara burunlu köpenklerini toplamaya and içtiğinden şüpheleniyorum.
Neyse, müzik ve kitap konusunda hezimet yaşatırken köpenk konusunda bonkör davranmış 2015. Ben de kendime verdiğim sözlerden en azından bir tanesini tutmuş gibiyim. Bakayım başka neler var, bilahare yazayım.





