Showing posts with label kütüphane. Show all posts
Showing posts with label kütüphane. Show all posts

January 10, 2020

Kara Köpekler, Kuru Otlar Ve Diğer Şeyler

Çay koyayım diye mutfağa giderken koridorda kafamı sola çevirdim, göz göze geldik:


Bebekken de yatak yapardı kendine, hepsi yapıyor zaten. Ama yaşlandıkça sanki daha konforlu tasarımlar görmeye başladık gibime geliyor. Kıçının altındaki şey koca bir çift kişilik yorgan.

Siyah hayvanlara bir de arkadan ışık vurunca böyle kara lekeler gibi çıkıyorlar. Seçemiyorsanız ben yardımcı olayım, "Hayırdır?" diye bakıyor. Dokuz senelik ömrünü, sorgulayarak ve edebildiği her şeyi manipüle ederek geçirdi.

Annemin bir süredir aradığı bir kitap var, baskısı yok. Çok da yana yakıla aramıyor aslında ama bana dert oldu. Aklıma geldi, bir baktım ki Urla İlçe Halk Kütüphanesi'nde varmış kitap. Anneme haber verdim, "O kütüphane nerede acaba?" dedi. Yeri tabii bulunur da anlaşılan pek hayat emaresi yok kütüphanede. Annemin de kütüphane alışkanlığı yıllar içinde ölmüş bana kalırsa.

Neyse, geçen hafta Urla'da sağa sola giderken gördüm, sağlık ocağı olarak kullanılan binayı restore edip halk kütüphanesini buraya taşıyacaklarmış. Valla çok sevindim, bizim eve de acayip yakın hem. Şöyle güzel, eski bir Rum evidir:


Kasım 2020 diye vermişler işin bitiş tarihini, heyecanla bekleyeceğim. Burası o kadar işlek bir yeri ki Urla'nın. Bu cadde sağlı sollu kafe ve bar dolu, inanamayacaksınız ama deneysel füzyon mutfağı da var. Bu işlek turistik yerin göbeğindeki bu güzel binayı başka bir şey yapmayıp kütüphane yapacak olmalarına inanasım gelmiyor.

Ben de gerçekten tam bir sahtekar gibi kütüphane övüp duruyorum, hâlâ gidip bir kitap ödünç almışlığım yok Kızılay'daki kütüphaneden. Evden çıkmıyorum, çıkabilsem Kızılay'a gidip salça da alacağım. Ovacık Koop dükkânına güzel salça gelmiş, bitecek diye endişeler içindeyim. Neyse, kütüphane kullanmak 2020'de yapmayı umduğum şeylerden biri.

Bir diğer umudum da sabitfikirli bir sinir küpü olmayı bırakabilmek. Örnek veriyorum; Ada'nın bir ders için yazdığı final ödevi.

Yazıp yolladı, hızlıca okudum. Ödevde bir şey yok, yazmış çocuk naapsın. Geriye kalan her şeye sinirlendim. Önce ödevin konusuna sinirlendim; düşünün Osmanlı Tarihi dersi almışsınız, final ödevinizin konusu şu, "Osmanlı tarihini yazınız."

1000 kelimeyi geçmeyecekmiş ödev. 1000 kelime dediği şey, 2 sayfa filan ediyor. Bunlar zaten okuyan yazan bir nesil değil. Bu duruma da sinirleniyordum ama yapacak bir şey yok, kuşak farkı var. Bambaşka bir hayata doğdular ve öyle büyüdüler. Ama üniversite yahu bu.

Yani bu hoca 5 tane obje/eşya/alet bir şey koysaydı bunların önüne, deseydi ki "Birini seçin, tarih boyunca nereden nereye geldi bu obje, yazın" deseydi, bunlar bari biraz çalışmış, düşünmüş filan olacaktı. Hoca bunlardan bir sömestrelik dersi iki sayfayı geçmeyecek şekilde özetlemelerini istemiş.

Bu çocuklar aptal değil, neden aptallarmış gibi ödev veriliyor?

Tabii kendimi durduramadım, psikopat gibi hocayı filan da gugılladım gözlerimi kısarak. Neye yaradı bütün bunlar? Hiçbir şeye yaramadı. Bunu yapmayı bırakmak da yine 2020'de becermeyi umduğum şeylerden biri. Bu harlı sinir, lüzumsuz nefret, fil gibi kin gütmek filan insanı insanlıktan çıkarıyor.

İnternetlerden çeşitli kuru otlar sipariş ettim, kedi otu ve sarı kantaron çayları anksiyeteye iyi geliyormuş. Hızımı alamadım, bir de "İyi uykular çayı" aldım. Barbar kocam "Tam olarak neye endişeleniyorsun? Gelecek kaygısı mı?" diye sordu geçenlerde. Anksiyete deyince aklına anca gelecek kaygısı gelebildi.

Gelecek kaygısı da duyuyorum tabii, alt-kategorileri de var, hepsine ayrı endişeleniyorum. Hiçbir şey yoksa ortalıkta, gece kafamı yastığa koyunca "Dışarısı çok soğuk, evler soğuk, insanlar ne yapıyor bu soğukta, kediler köpekler ne yapıyor, o köpek videosu ne korkunçtu..." diye alıyor başını gidiyor. Yav ben hâlâ yüksek seslere dünyanın sonu gelmiş gibi sıçrıyorum, saniyesinde ter içinde kalıyorum. Ne bileyim, barbar kocam neden her şeye endişelenmiyor, buna da şaşırmıyor değilim.

Ay o arada kargo geldi, paketin üzerinde içindeki bütün otların listesi var. Keşke "BUHRAN VE BASUR TEHLİKESİ!!!" diye etiket yapıştırsalarmış, kargo şirketinde çalışan ve otlardan anlayan biri olsaydım meh meh diye gülerdim benim kargoyu görünce. Çoban çantası otu çayı komşular, poposal problemlere iyi geliyor diyorlar.

Gelmiyor da olabilir tabii. Bitkilere inanmakla inanmamanın tam ortasında duruyorum, çok inanmak istiyorum ama bir yandan da modern tıp diye bir şey var. Neyse.

Gidiyorum, iyi hafta sonları temenni ediyorum.

September 26, 2013

Ufak Tefek Şeyler

Bir yerden yazmaya başlamam gerekiyor sanırım, yoksa burası böyle kalacak. Eğrilen boynum, sızlayan dizlerim gibi masada oturmaktan kaynaklı arızaları geçiyorum. Mühim olan önümüzdeki güzel günler.

Teras da bitkiler de iyice bakımsız kaldı bu yaz, bir baktım yapraklar kızarmaya başladı. Patates saksısında fesleğen çıktı, en heyecanlı şey bu oldu. Ayırıp başka saksıya diktim, hala yaşıyor, mutfaktan her geçtiğimde makas alıyorum.

Geceleri yatmadan 3-5 sayfa da olsa kitap okudum bütün yaz. Kendimi tamamen Leylak Dalı'nın kitap tavsiyelerine ve arkadaşım S.'nin "Oku bunu bak!" diye verdiği kitaplara bıraktım.

Hala bir yığın okunacak kitap var evde, bu ara Chuck Palahniuk'un Invisible Monsters'ını okuyorum, olaylar olaylar.

Bugün S. ile gidip Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi'ne üye olduk, kitapları karıştırdık, hiç de fena değilmiş.


3 kitabı 15 günlüğüne ödünç veriyorlar, sabah 09:00'dan akşam 19:00'a kadar açık kütüphane. Açık raf sistemiyle çalışıyor ve güzel kırmızı deri puflar var oturmak için. Evdeki okunacaklar bitsin önce diye bir şey almadan çıktık. Bir dahaki gidişimizde içeriyi güzelce gezip dışardaki bahçeye de oturmaya karar verdik.

Bilgisayara bilgilerimizi girdiler, bize de birer boş üyelik kartı verdiler. Üşenmeden fotoğrafımı falan yapıştıracağım, kütüphane kartı, en asil duyguların kartı çünkü. Ayrıca üyelik kaydımı yaptırırken email adresimi yüksek sesle söylemek zorunda kaldım, belki de adım ve soyadımla insan gibi bir adres alma zamanım gelmiştir, bilemiyorum.

Şimdi biraz evi toplayıp, toz falan almak lazım. Mektup yazmak, ekmek yapmak, yeni müzikler dinlemek lazım.

Haydi bakalım.