Showing posts with label dövme piercing. Show all posts
Showing posts with label dövme piercing. Show all posts

July 6, 2017

Kitaplar, Dövmeler, Leblebiler, Emayeler

Araya iki kitap ve biraz leblebi sokacağım müsadenizle.


Tunalı'da yürürken YKY'nın vitrininde gördüm bunu, içeri koşup aldım. Sanırım hiç böyle koşarak kitap almamıştım. Geleneksel dövmeler yıllardır aklımın bir köşesini işgal ediyor, biliyordum eninde sonunda biri oturup herkese ulaşacak şekilde yazacak bu konuyu, çok sevindim.

Yıllardır aklımda dediğim, tam olarak 2001'den beri, Urfa'ya ilk ayak bastığım sene. Dövmeler de dahil bir sürü şey hakkında susmak bilmediğim için annesi köyden gelince beni de çay içip kek yemeye davet etti Fatoş Abla. Artık yabancı ve kadın olduğumdan mı, bir-iki dövmem var diye mi yoksa yavşaklığım sebebiyle mi bilmiyorum, bayağı üstümüzü başımızı sıyıra sıyıra dövmelerimizi gösterdik birbirimize. Benimkiler kedi osuruğu gibi kaldı, Fatoş Abla'nın annesinin yüzündeki dövmeler bir yana, alt çenesinden boynuna, oradan da göğsüne motifler iniyordu. Ay hayatımda gördüğüm en etkileyici şeydi yemin ederim.

O gün de anlattılar, göçebeler yapardı, eskide kaldı, gençler yaptırmıyor diye. Bebekken hep hastaymış, bir kısmı hastalığa karşı yapılmış, bazısına süs demişti. Kitapta da okudum bunları.

Kitabın havası bilimsel makale gibi, bir halkbilim çalışması. Dövmenin kısa bir tarihçesi ile başlıyor; ikinci bölüm dövme sahipleri ile yaptıkları çalışmanın sonuçlarını içeriyor, kim bu insanlar, ne zaman dövme yaptırmışlar, nasıl yapılmış, neden yapılmış filan. Konuştukları biri, mürekkep yerine geçen karışımın en az bir gece beklemesi gerektiğini söylemiş, sebebi sorulduğunda da "Yıldızları görmesi lazım" demiş. Bunu okuyunca biraz aklımı kaçırır gibi oldum, allahım!

Üçüncü bölüm dövmelerin sınıflandırılması ve anlamları üzerine. Kitabın sonunda da motifler katalogu var.

Ben çok beğendim kitabı, iki şeye takıldım sadece, biri hemen hemen bütün kaynakların Türkçe olması. Ya Türkçe yazılmış ya da Türkçe'ye çevrilmiş ve bu çeviri olan kitaplar (genelde tarih ve mitoloji ile ilgili başvuru kitapları) çok güncel yayınlar değil. Yazar, kitabın başında dil sorunu nedeniyle kaynak konusunda çok açılamadığını belirtmiş, bu samimi açıklaması da hoşuma gitti. Dil sorunu olmasa o "dövmenin tarihçesi" bölümü daha kapsamlı, daha çok fikrin ve daha çok coğrafyanın tartışıldığı bir bölüm olabilirdi. Arkeoloji mesela, inanılmaz süratle güncellenen bir alan. 10 sene önce basılmış kitapta okuduklarınız bugün geçerliliğini kaybetmiş olabilir, 10 sene içinde harika yeni fikirler paylaşılmış olabilir. Türkçe'ye aynı süratle çevrilmiyor yayınlar.

Bir diğer şey de kitap boyu çok uzun alıntıların olması. Yazar kendisi anlatırken konuyla ilgili kitaplardan alıntılar sokmuş araya ki zaten bu bilimsel yazma işi böyle yapılıyor. Fakat alıntılar olduğu gibi aktarılmış kaynaklardan ve yer yer yarım sayfayı buluyor uzunlukları. Alıntı olduğu farkediliyor, tırnak içinde ve italik yazılmış, sayfanın altında dipnot var. Ama sizin niyetiniz o olmasa da bu kadar uzun alıntı intihal kapsamına giriyor uluslararası bilimsel yazı yazma işinde. İntihal olmasın diye "paraphrase" denilen şeyi yapmanız gerekiyor, kaynak kitapta okuduğunuz o fikri kendi cümlelerinizle aktarıyorsunuz. Sonra cümle sonuna dipnot verip yazarını, kitabı, hangi sayfadan alıntı yaptığınızı belirtiyorsunuz.

Bir yandan da okurken tıkıyor bu uzun alıntılar çünkü bir anda anlatım dili değişiyor, kabile kabile diye okurken bir anda boy demeye başlıyor aynı şeye. Çok büyük bir ilgiyle okudum, çok da takdir ettim, etmesem bunlara takılmazdım zaten.

Tabii yazarın defalarca altını çizdiği bir durum var ki bu geleneksel dövme çalışmalarının sanırım en büyük sorunu, vücudunda dövme olan insanların yaş ortalaması 70. Arkadan gelen kuşaklar yaptırmıyor, bu gelenek yok oluyor yani. Hal böyle olunca da acilen belgelenmesi daha ağır basıyor.

Memleketin güneydoğusunun bir zamanlar gökyüzüyle olan ilişkisini, bu ilişkinin her türlü müdahaleye rağmen dövme suretinde nasıl da usul usul varlığını sürdürdüyor olabileceğini okumak çok acayipti. Mezopotamya binlerce yıldır hem kendini yiyiyor hem de durmaksızın dayak yiyiyor ama hep ilham veriyor, hala veriyor.

İkinci kitap da bu. Sevda uzun zamandır peşinden koşuyordu, nihayet yeniden basıldı, okuyup bana verdi.

Tanıtım yazılarında sürekli "Kafka akla geliyor" filan diyordu, ne bekliyordum bilmiyorum, Kafka geliyormuş hakikaten insanın aklına. Yarabbi, her yer kum, okurken beni de sanki zımpara kağıdıyla ovdular.

Bir ağustos günü bir adam böcek toplamaya gidip ortadan kayboluyor, sonrası tonlarca sıcak kum, çile, gidip gelen akıl, gece mi gündüz mü belli değil.

Kitabın tam orta yerinde kumdan derin bir çukur var, çıkılamıyor o çukurdan sayfalar boyu.

Çevirisi de düzgündü. Yani Japonca bilmediğim için bu tespitim tam manasıyla gerizekalılık tabii ama dili düzgün yani, onu demeye çalışıyorum. Okuduğuma memnun oldum, bir süre mumyalı cinayetli polisiye okuyup kendime gelmeye çalışacağım.

Son kitap siparişimi de eganba'dan verdim, güzel güzel geldi kitaplar. Fiyatlar diğer yerlerle aynı aşağı yukarı, Doğan Grubu'na verdiğim paralar yetmiştir herhalde artık diye düşünüp buraya transfer ettim kendimi.

Bu kültür fırtınasını leblebiyle taçlandırarak bitireyim. Ağın leblebisi.


Nadire bundan başka leblebi yemiyordu, Elazığ'dan aldık bir miktar, bir bildiği varmış, kısa sürede tükendi evde. Ben çok sevdim bunu, sıcak kumla filan kavruluyormuş, öbür leblebiyi yiyesim gelmiyor artık. Güvenlik'teki bir kuruyemişçide bulup aldım. Aynı dükkanda karadut kurusu da vardı, ona da bayılıyorum. Bu ikisiyle ara öğün yapıyorum kendime. Bu miktarda değil tabii, çok bu. Fotoğraf çekeceğim diye boca ettim.

Ay bu arada, bazen dönüp eski yazılarımı okuyorum, kendimden sıklıkla tiksiniyor olmamın yanında verdiğim tavsiyeler de bok gibi arkadaşlar. Şu fotoğraftaki Refikadan marka emaye kaseleri satın aldığımda yazmışım. Aradan bayağı zaman geçti, bir kere daha yazayım, ben bir daha almam Refikadan. Emayesi incecik, elde yıkadığım halde dış yüzünün siyah boyası soldu filan. Üstelik pahalıydı, şimdi baktım web sitesine, benim üçlü kase setinin aynısı yok ama daha küçük üçlü emaye saklama kabı var, 79,90 lira. Öyle üçlü bir seti marketten 19 liraya aldım ve tepe tepe kullanıyorum.

Gene buralarda övdüğüm mahalle zeytincisi de Sevda'ya küflü tereyağı satıp geri almamakta direndiğinden beri hayatı sorguluyorum. Öpüyorum. Gidiyorum.

January 15, 2013

adem efendi

şu saatten sonra dövme yaptırmak istediğimde gideceğim tek yer adem'in dükkanı. ha böyle adem falan yazıyorum diye sanmayın ki "dövmecim ve ben yaneee çok samimiyiz" gibi bi durum var, kesinlikle hatırlamıyor beni. bana 2 dövme yaptığı, bizzat ona yolladığım bi arkadaşımın bütün kolunu ve sırtını kapladığı halde üstelik. hatta ben ilk gittiğimde ankara'ya yeni yerleşmişti, saatlerce sohbet etmiştik, bütün hayat hikayesini biliyorum. ve fekat olmuyor olmuyor, yüzüme boş bakıyor adam.

geçenlerde birine şu aşağıdakini yapmış, çok beğendim. belki çiçekler falan renkli olsun isterdim ama "batsın bu dünya" çok güzel!


bi takım planlarımız var, eğer kardeşim, sarı kafalı soulmeytim ve aşağı ayrancı düşesi S. von den mandala birlikte gidersek o dükkandan içeri girebilirim diye düşünüyorum. adem'in dükkanı "storm tattoo", tunalı hilmi üzerinde, facebook sayfası da şurda.

September 24, 2012

burnunda metalle Devlet memurumu olacakmış

başlığı olduğu gibi aldım, milliyet gazetesi okuyucu yorumudur. haberin kendisi de şurda. bi adayı, burnunda hızma var diye kpss sınavına almamaya kalkmışlar. resimden anladığım kadarıyla da minik bi nokta kızın burnundaki, öyle halka falan da değil. haberin bi kısmı bu zaten, araba anahtarı var diye sınava giremeyenler de olmuş.

yorumu yazan kardeşimle karşılıklı çay içerek konuşmak isterdim. "devlet"i büyük yazmana gerek yok ama soru ekini ayırman lazım diye başlardım. akabinde de çok sıkılırdım herhalde konuşmaktan. daha düşünürken sıkıldım.

haberin resmi bu aşağıdaki, milliyet'ten aldım. kız, hızmayı çıkarıp girmiş sınava. ben çıkarmazdım, zaten nasıl çıkaracağımı da bilmiyorum, vidalı midalı bi şey. fotoğrafa bakarken aklıma kardeşimle gittiğimiz kürtaj yasası protesto mitingi geldi. üzerimi arayan kadın polis iki göğsümü de avuçlamıştı. "n'ooluyoruz?!" diyebildim sadece, kolumdan tutup itti beni miting alanına doğru. üst arama prosedürü böyle midir bilmiyorum ama taciz böyle bi şey, onu biliyorum.


August 9, 2012

güzel dövme

çok beğendim dövmeleri, ne zamandır bu kadar kendine has bi tarz görmemiştim. (bu "tarz" lafından da kusturmuşlar, gene yazarken farkettim.) dövmecinin adı xoil, fransızmış, burdan facebook sayfasına gidebilirsiniz.
gece gece oğlan gövdesi görmüş olduk hem.





May 8, 2012

burun.piercing.gözyaşları

slash, rakınrol kontenjanından ilk büyük aşkımdır. çok hastasıydım, hala da kalbimde yeri var. böyle bilezikler takardım, kareli gömlek falan. burun halkası da sanırım bu noktada hayatıma girdi. teoride tabi, pratikte değil.

oysa dövmeye genç yaşlarda başladım ahhahahah! ben 17'ydim, dövmeci sarhoştu, şimdi olsa arkama bakmadan kaçarım ama o gün o dövme yapılmazsa ölürdüm herhalde. 50 alman markı vermiştim o dövme için. berlin duvarı yıkılmıştı, o kadar da yaşlı değilim.

ama piercing'ten bu yaşıma kadar uzak durdum nedense, kulaklarımda 4er delik vardı falan, onlar saylanmaz. uzun yıllar boyu hep burnumu deldirmek istedim, bi türlü olmadı.

nihayet geçen mart kardeşimin yanına brighton'a gittiğimde girebildim bi dükkandan içeri. o da kardeşimin ittirmesiyle oldu biraz. yoksa benim elim ayağım titredi heyecandan.

benim kıpırdamadan durmam gereken anlarda kafam titrer, bunu piercingçi adama da çok akademik bi dille ifade ettim. "olsun, ben kafanın titremesine ayarlarım kendimi" dedi, içim rahatladı. adam genel olarak inanılmaz sevimli ve şefkatliydi zaten. bittikten sonra kağıt havluyla gözyaşlarımı kuruladı kibar kibar.

acıyor mu diye merak ediyorsanız, acıyor evet. böyle çok ani ve çok keskin bi acı. lakin toplam 3 saniye sürüyor, şimdi deldi, şimdi durdu, şimdi halkayı geçirdi, şimdi de topu taktı diye bitiveriyor. gelelim tavsiyeler kısmına;

1. iyi bi yere gidin gözünüzü seveyim, iğneyle delen bi yere. tabanca falan, burun hassas bi yer, yavaşça delinmesinde fayda var, tabancanın travmasıyla şişen ve inmeyen burunlar gördüm.
2. ingiltere tarifesi 20 paund, ankara'da iyi bi dövmecide 80 lira demişlerdi.
3. ben yaptıralı tam 8 hafta olmuş bugün, hala biraz hassasiyet var, uzun bi süreç iyileşmesi.
4. halka biraz dertli oldu bu süreç içinde, elim çarptı, havluya takıldı falan. toplu minik bişey daha sorunsuz olabilir. ha pişman mıyım, değilim, halka istiyordum, halkam var.
5. bakım için iki yol var, yurtdışında tuzlu su solüsyonu veriyorlar. pamuklu çubuğu onunla ıslatıp deliğin etrafını ve halkayı temizliyosunuz günde 2 kere.
burnunuzu tuzlu suya daldırmak da iyi geliyor. ben salak gibi grip oldum arada, halka dönmemeye başladı. aktardan deniz tuzu aldık, bi fincan kaynamış suya bi çaykaşığı deniz tuzu karıştırıp su ılındığında fincana burnunuzu daldırıyorsunuz. 5 dakika öylece bekliyorsunuz. duşta ılık su tutmak da rahatlatıyor.
türkiye'de ise yara merhemleri veriyorlar.
ben hiç merhem sürmedim. deliği tıkar, yaranın etrafında birikir, en iyisi olanca vahşiliğiyle iyileşmeye bırakmak.
6. son olarak da, burnunuzu çarpmayın, ellerinizi iyice yıkamadan dokunmayın. gece usturuplu uyuyun. tamamen iyileşmesi en az 2 ay sürecek, kendinizi hazırlayın.

haftasonu çiçek dikerken koko koşarak üstümden geçti, o arada kafa attı burnuma, ağladım acısından. siz kendinize kafa attırmayın.
aşağıda kocam the barbarian'ı kendi piercingini kendi yapmışken görmektesiniz.