Showing posts with label ev arayan köpek. Show all posts
Showing posts with label ev arayan köpek. Show all posts

January 19, 2017

(3) Ehemmiyetsiz Serüvenler

Hayatım bir film/kitap olsa türü ve adı ne olurdu?

İşte Benim Stilim yarışmacısı kızlar gibi soruyu tekrarlayarak nereye varmaya çalışıyorum bilmiyorum. "Bu kombinimle nereye gidiyoruuuuum? Beni istemeye geleceklermiiiş, evde söz kesilecekmiş."

Havalı bir şeyler yazabileyim diye yine dünden beri haldır haldır cevap düşünüyorum. Kompüterin başına oturalı bir saati geçti, oradan oraya atlıyorum. Kitap tanıtım yazısı okudum demin, "....yazarın saftirik yapıtlarında bir yeniden doğuş...". Satirikmiş meğer. Bazı günler ne yapsam olmuyor.

Neyse, kitap olsa İhsan Oktay Anar yazsın isterdim, nasıl olsa "Höst!" diyen yok. Bütün bu saçmalığın içinden ne güzel çıkardı Anar, hem belki birileri gece yatakta okurken kahkaha atardı. "Mina Nam Bir Zat: Ehemmiyetsiz Serüvenler"

Film olsa ne olurdu bilmiyorum ama müzikleri ne tuhaf olurdu, yıllar içinde nerelerden nerelere geldim. Mümkün olursa eğer, olmadık insanlar, olmadık şarkıları coverlasın isterdim. Ne bileyim mesela Erdal Erzincan bir Pearl Jam söylesin, Eddie Vedder gelsin "Diyarbekir yoluna le Diyarbekir yoluna" diye halaya girsin. Musa Eroğlu ile Miley Cyrus düet yapsın. Şimdi böyle yazınca bir boka benzemiyor ama olabiliyor böyle şeyler.

Ne Müslüm Gürses dinlerim ne de Bülent Ortaçgil ama bakın bu var:



Şalanjdan gene köpeğe geçeceğim, bu geçen gün Kudi'nin bebekliği diye koyduğum fotoğraftaki yavrular ev arıyor. O tweet'i ekleyeyim buraya:



Annelerinin fotoğrafını gördüm, bunlar ufak tefek olacak büyüyünce, Kudi gibi azman değil.

Boğazım ağrıyor, kafam zonklamaya başladı, gidiyorum ben. Adaçayı filan yapayım.

December 12, 2013

Gürbüz ve Deniz

Bu fotoğraftaki kara kütlenin adı Gürbüz. Bir aralar yazmıştım, bir arkadaşım vahşi yaşam araştırmalarında kullanmak üzere eğiteceği bir köpek arıyor diye. Aslında ödünç almak istiyordu ama olaylar farklı gelişti, ev arayan bu çocuğu gidip İstanbul'dan aldı, evlat edindi. İyi de yaptı. Gürbüz inanılmaz uyumlu, sessiz, sakin bir köpek çıkmış. İlk keşif gezilerine de çıktılar geçenlerde.

Gürbüz, orman seslerinden korkup arkadaşımın arkasına saklanmış zaman zaman, bir de vaşak kakası yerine kurt kakası bulmaya meyilliymiş. Familyasına bağlı çocuk diye güldük.

Bağlı durduğu boktan bahçeden kurtulup tanıdığım en iyi kalpli insanlardan birinin evine ve bilimsel araştırmalarına dahil oldu, aynı şansı tüm ev ve ilgi arayan köpekler için diliyorum.

Bu son arazi macerasında fotokapana bir sürü hayvan yakalanmış, çok güzel fotoğraflar var ama ben en çok şunu beğendim.


Kameraya çok yaklaşmayıp gene de fosforlu iki küçük nokta olarak yakalanan temkinli vaşağa çok güldüm. Onun dışında çakallar var, geyikler, kurtlar ve domuzlar, yer yer tavşanlar.

Yaptığı iş çok ilgimi çekiyor bu arkadaşımın, biraz da arazi hayatına özeniyorum, geceleri derme çatma kulübelerde kalıyor, gündüzleri yürüyor; ağaçlar, dereler, yere inen bulutlar, içim gidiyor. Bu son arazi seferinde Gürbüz'le donmuşlar gece, ıslanmışlar ve kuruyamamışlar falan. Bir kere de şikayet ettiğini duymadım, sürekli pozitif, hep güleryüzlü. Bir kaç kişi merak ediyoruz diye fotoğraflar koyar, bütün sorulara uzun uzun cevap verir. "Ya ben bir kuş gördüm, kuyruğu şöyle, renkleri böyleydi, cıyırk cıyırk diye ötüp kendi etrafında dönüyordu, ne bu?" diye telefon açarsınız, ona da cevap verir.

Doktora için Almanya'ya gidiyor yakında, Gürbüz'le beraber. Tüm kalbimle en harika şeyleri diliyorum ikisi için, gerçekten hakediyorlar.

Arkadaşımın adı Deniz, Antakyalı'dır, hem yakışıklı hem merhametlidir, tanıştığımıza çok memnunum.


October 7, 2013

Urla Havadisleri

Gittim Urla'ya ve dün döndüm. Natürmort zamanı gelmiş, annemin nar ağacının da fotoğrafını çekecektim, unuttum. Yanda bahçenin mamüllerini görmektesiniz.

Hava soğukça ama güneşli ama rüzgarlı ama bir tuhaftı. Vaktimi gazete okuyarak, köpekleri severek, peynir yiyerek, annemin peşinden Urla'nın çeşitli yerlerine sürüklenerek geçirdim.

Annem, ekmek fırınlarından birinin köşesinde sadaka taşı bulmuş, onu gösterdi ve ben onun da fotoğrafını çekmedim çünkü ekmek alıyorum diye aklımı kaçırmıştım. Artık başka zaman bahsedeceğim bundan mecburen.

Barbar kocam apar topar Ankara'ya döndü, babası kalp krizi geçirdi çünkü. Hala yoğun bakımda tutuyorlar, durum "Bakalım. Bekliyoruz"dan öteye geçemedi henüz. Türk tebabetine güvenmekten başka yapabileceğimiz bir şey yok. Dualar, dualar.

İçimizdeki tek şoför Ankara'ya dönünce Kahve'nin yeni evine taşınması da mümkün olmadı. Bu yeni talip nedense bir araba bulup gelip alamıyor hayvanı bir türlü, ben biraz tuhaf olduğunu düşünüyorum oğlanın. Şüpheler, şüpheler.

Netice itibariyle Kahve'yi, annemlerin köpeğine yapışmış uyurken bıraktım. Tabi ki babanemden kalan oymalı kabusların kanepesinde. Bu arada sokağa kaçıp ölü bir kuş buldular, eve sokmaya çalıştılar, Kahve yemeye kalktı ve bütün gün kustu falan, daha fazla bahsedemeyeceğim sanırım bundan. Böyle masum uyurken hatırlayalım en iyisi bu gerizekalıları.


Annemin kedileri komando hayatı yaşıyor, köpeklerin gazabından kaçmaya ve mama saatinde ortalığa çıkmaya evrilmişler. Aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz Grek esintili Hobbit kulübesi aslında hobi alanı olarak tasarlanmıştı evin bahçesinde, sonra depo oldu, en sonunda da kedi evi haline gelmiş. İçinde mama kapları, minderler, kutular falan var.


Damdaki kedilerden sağdakinin adı Duygu, soldaki Geberik. Geberik, yıllardır kronik bir solunum yolları enfeksiyonuyla yaşayıp etrafına salyalar ve tükürükler saçıyor, bir türlü iyileşmediği gibi ölmüyor da. Duygu'nun adı neden Duygu hatırlamıyorum. Diğer kediler arasında Sürmeli, KeytMos, Arabişko, Pastel falan var. Hepsinin adını bilmiyorum ben, annem soyağaçlarını biliyor.

Dönerken çantama bir adet kek kalıbı (onların fırınına sığmıyormuş), taramam için bir adet eski fotoğraf (silinmeye başlamış çünkü) ve bir adet de keten gömlek (onlar giymiyormuş) sıkıştırdılar, öyle kalkıp geldim. Gelecek planlarım içinde zaman zaman delirsem de annem ve babamla daha çok vakit geçirmek var. Mesela annemin "Ay saça çok iyi geliyor, bak dene bir!" diye elime tutuşturduğu bıttım (bıttim?) sabunuyla duşa girdiğimi, tam kafamı sabunlamışken sıcak suyun bittiğini, dakikalarca haykırdığım halde beni duymadıklarını, en sonunda o halde merdivenin başına kadar gidip aşağıya anırdığımı, annemin gelip hiçbir şey yapamamasını, babamın "Kız çıplak" diye banyoya girmeyi reddetmesini, "Baba havlu var üstümde, ne bu yeni demokrasi paketi mi?!" diye ağlamamı, annemin beni iterek kullanılmayan banyoya sokmasını, orda örümceklerle yıkanmamı falan hep unutabilirim. Aile böyle bir şey.

October 2, 2013

Ev Terliği ve Ev Köpeği

Bu yandaki saçma şeylere yıllar içinde bir tür bağımlılık geliştirdim. Bir önceki çift giyilmeyecek hale gelince bunları sipariş verdim. Sipariş verene kadar da bir içsel hesaplaşma yaşadım çünkü ota boka para harcamamak için çabalıyorum. Ayaklarım sürekli donduğu ve neticede bir çift terlik olduğundan kelli bastım satın al düğmesine. Kargo bedavaydı, kartta birikmiş puanı kullanayım falan derken 6 liraya almış oldum, biraz içim rahatladı.

Barbar kocamın ayakkabıları yırtılmış, ona yenisini aldık. Bütün "sana da alalım" ısrarlarını reddettim, ayakkabıya ihtiyacım yok. İmelda Marcos gibi özenle biriktirmişim zaten, her okazyona ayakkabı var, biraz da utanmıyor değilim. Ayrıca aylardır aynı 2 çift ayakkabıyı giyiyorum dönüşümlü olarak, bu çarpık tek taraflı ilişkiyi herhalde böylece çıkardım hayatımdan.

Yarın sabah Urla'ya gidiyoruz, Kahve'ye aylar sonra talip çıktı, onu teslim edeceğiz. Hiç inanasım gelmiyor, şüpheler içindeyim ama bir deneyeceğiz.

Petarkadaş diye bir internet sitesi var, oraya ilan verince İstanbul'dan bir adam aradı önce, çok istemeler, hayvan nakil aracı ayarlamalar falan. Küçükçekmece'de bahçeli bir evde oturuyorlarmış, çocukları varmış, onlar çok istiyormuş. "Ben bir köpeği kurtarmak istiyorum" deyince iyice umutlandık. Derken "Isırır mı?", "Bahçemde çok nadide çiçekler var, onlara bir şey yapar mı?", "Karım çok titiz benim"ler başladı. Benim için o çok titiz karısı zaten kırılma noktası oldu, bunu dedirten bir kadınla aynı eve hayvan girmesi mümkün değil. "Sizin karınız çok titiz, biz hayvan bakan diğer insanlar kendi kakamızda yuvarlanmaktan hoşlanıyoruz" diyebilmeyi çok isterdim ama ne gerek var böyle histerilere ve aslında hijyen standartlarımız arasında bir fark var gerçekten. (Bir ara koltuklarımızın halini anlatmak istiyorum ama çok korkuyorum.)

Neticede vazgeçti bey'fendi ve titiz karısı. Belki de Kahve'nin çok yüksek sesli ve oldukça kokulu gaz çıkardığını da ilana eklemek lazımdır. (Çok ciddiyim, hayatımda böyle bir şey görmedim.)

Sonra Tire'de oturan bir ailenin üniversite öğrencisi oğlu aradı. Kahve'nin av köpeği kırması olduğunu görünce istemişler, avcılık yapıyormuş baba-oğul. Hoşlandığım bir şey değil avcılık, ne düşüneceğimi bilemedim. Çağatay Bey'in ava gittiği fotoğrafları hatırladım sonra, kedilere falan karşı ne kadar merhametli olduğunu. Bu ailenin daha önce de köpekleri olmuş, gidip evi ve bahçeyi görmemizi de istediler. Böyle bir ümitle yola çıkıyoruz bakalım. Ben gene de en ufak bir sıkıntıda bizi aramalarını, hemen gelip geri alacağımızı söyleyeceğim. Bu kadar zamandır bakıyoruz, kışın da gider ben otururum Urla'da Kahve'yle ne yapalım. Gerizekalı biraz ama kader bizi karşılaştırdı bir kere.

May 14, 2013

canavar cenifır ve kahve

bi gece kalmalığına urla'ya gittim yanıma arkadaşımı da alıp. yaz gelmemiş ama kış gitmiş ama hava ısınmış mı n'oolmuş, bi tuhaftı.

bu aşağıdaki yavruyu mahallenin çocukları getirmiş, sokakta tek başına debelenirken bulmuşlar.


geldiğinde 1 haftalık olduğunu tahmin ediyoruz, şimdi 5 haftalık olması lazım. biberonla falan besleniyor 2 saatte bi. sağlıklı görünüyor bayağı, annem adını cenifır koymuş, canavar ile kafiyeli olarak. annemi arayıp ne yapıyor diye sordum biraz önce, "abileriyle bahçede koşturuyor" dedi. abileri kudi ve kahve'yle tuhaf bi şekilde yuvarlanıp gidiyorlar.

kahve'yle gençsel fotoğraf çekeyim dedim, pek muvaffak olamamışım. kahve memnun hayatından, sarmaşıkların üstünde yuvarlanıyordu. bahçede pek bitki kalmamış bu yuvarlanmaların neticesi olarak.


bi ara da babaanemden kalma oymalı kabusların kanepesinde uyurken yakaladım. babaanem görse kalp krizi geçirirdi herhalde.


cenifır'ın bi videosunu çektim, arka ayağını ne yapacağını bilemez vaziyette saçmalarken. urla'da durumlar böyle.


April 18, 2013

kahve'nin yolculuğu (ordaydık, şimdi burdayız)

köpekli hayatın gerçekçi yüzü konulu bi yazıya daha hoşgeldiniz. bildiğiniz üzere sokakta yaralı ve baygın bi köpek bulmuştum, biraz bakıp iyileştirirsem insanların almak için birbirlerini ezeceğinin hayallerini kurmuştum. olmadı tabi.

kahve kaldı bizde. sonra olaylar gelişti, mahalleliden ültimatom aldık. eğer köpeklerimiz susmazsa polis çağıracakları bilgisi kulaktan kulağa, en sonunda da bize ulaştı. neden gelip bizle konuşmuyorlar da 4. elden duyuyoruz bunları, bilmiyorum. neden polis çağırmakla tehdit ediliyoruz da sokakta çevirip rahatsızlıklarını anlatmıyorlar, onu da bilmiyorum. sokağın iki ucundaki türkü barların yaz-kış, haftanın her günü sabah 4'e kadar canlı yayın yapmasından, müşterilerinin arabalarını bahçelerimize park etmesinden, sarhoş kavgalarından rahatsızlık duyulmuyor, 3 ayda bi başlayan işhanı inşaatlarından, sabah 6'da apartman yıkılmasından gocunulmuyor. bizim alt katta, karşı apartmanın zemin katında, üç apartman ilerde terasta olmak üzere bütün gün pencerelerden falan havlayan köpekler olmasına rağmen neden biz mahallenin sabrını taşırdık, o konuda da en ufak bi fikrim yok.

koko zaten havlayan bi köpek değil, kahve de arada sokaktan geçen köpeklere havlıyor. o zaman kahve'yi mangalda pişirip mahalleye dağıtalım, "ŞİMDİ MUTLU MUSUNUZ??!!!" diye bağırıp kaçalım falan diye planlar yaptık. netice itibariyle de nevrotik mahallelinin utangaç aşık gibi mesaj yollamasının ertesi günü bi araba kiraladık. annemi, annemin köpeği kudi'yi, bi miktar eşyalarını ve kahve'yi atıp urla'ya doğru yola çıktık. babam sığmadı arabaya, ona da uçak bileti aldık.

kahve yol boyu korkudan titredi, araba da tuttu tabi ki, vites koluna kustu. çok acıklıydı hali. annem 4 saat falan naylon torba tuttu kafasının altında.


afyon'da durduk, çıkıp biraz ot falan yedi. afyon-izmir arasını da bi eli barbar kocamın dizinde gitti.


urla'da da eşe dosta sorduk, kimse istemedi kahve'yi. halbuki ben 70 metrekare evde baktıysam ormanın içinde oturan, dönümlerce bahçesi olan insanlar seve seve bakar diye düşünmüştüm, çok gerizekalıyım.

neyse yani, tüm bu ahval ve şerait içinde herkesi urla'daki eve atıp döndük. son bıraktığımda kudi'yle depar atıyorlardı bahçede. (yani kahve ve kudi depar atıyordu, annemle babam depar atabilemez.)  annem ve babam her gün arayıp durum raporu veriyorlar. annem bütün çiçeklerinin ezildiğinden şikayet ediyor, babam kahve'nin bizde kalmasına içten içe sevindiğini söyledi.

aslında haklı babam, çünkü biraz travmalı bi köpek kahve. merdivenlerden korkuyor, bayağı yere yapışıp titremeli, altına işemeli korkuyor. insanlara sokuluyor, yanında biri olsun istiyor. çok acıkıp çok susuyor. bu haliyle ne sokakta yaşayabilir ne de köpek tecrübesi, sabrı ya da vakti olmayan birinin evinde barınabilir.

hala ara ara "allahııııım neden biz?" diye soruyor olsam da kahve'yi seviyorum. o da urla'yı ve bahçeyi sevdi. önümüzdeki kış tekrar organize olmamız gerekene kadar ikametgahını urla'ya aldık. köpek dediğin kuş misali.


April 5, 2013

infilak eden yastık

dün dünya sokak hayvanları günüydü, evimizdeki kutlamalardan kareler paylaşmak istedim.



neler öğrendik dün?
1. öyle 10 dakika duşa gireyim falan gibi lükslerimiz yokmuş, patilerimizi yalayarak hijyen sağlamalıymışız.
2. odaların kapılarını kapatmayı unutmayacakmışız ki hayatta en nefret ettiğim şeylerdendir hayvanlar yüzünden devamlı kapılar kapatılan ev.
3. kuştüyü saplandığı yerden çıkmazmış.
4. aynı anda hem ağlamak hem gülmek mümkünmüş.
5. kahve bundan böyle hem gerizekalı hem güdükmüş.

sonra "niye kimse istemiyoooaaaa" diye ağlaşıyorum, niye istesin insanlar? köpekli hayat gerçeği bu işte maalesef, yastıklar patlayabilir, ayakkabılar kaybolabilir, koltuklar yenebilir. ondan sonra da saklandığınız yerde gelip sizi bulurlar, böyle masum masum yüzünüze bakarlar. allahım sen aklıma mukayyet ol!

March 6, 2013

sonunda bu da oldu

facebook'ta hep görürdüm "bu köpek yuva arıyor" ilanlarını. sonunda bizim de başımıza geldi. nasıl bi durum olduğunu artık biliyorum.

bu yandaki çocuğu 10 gün kadar önce apartmanın önünde yarı baygın yatarken bulduk. evden tasma getirdik yürüyerek veterinere götürelim diye ama ayağa kalkamıyordu, arka patisinin altı kan içindeydi. kardeşimi başında bırakıp en yakın veterinere gittim.

bu noktada, veterinerin önünde çay falan içen 7 adama 3 saniye kadar boş bakıp "aranızda veteriner olan var mı?" diye sorduğumu da bilhassa belirtmek isterim. sosyal becerilerim en az botanik bilgim kadar yerlerde sürünüyor. 7 adamın yedisi de veterinermiş, onu da tahmin edemezdim herhalde.

1 adet veterinerin arabasına atladık, çocuğu kucaklayıp kliniğe getirdik. patisinde derin bi kesik varmış, diktiler. elleri değmişken kısırlaştırdılar bi de. serumdu, antibiyotikti, geceleri veterinerde kaldığı için pansiyon parasıydı falan; veteriner, sokak köpeği olduğu için yarım tarife ve hatta daha azını aldığı halde geçen pazar çıkardık klinikten. zira ben maaşımı patlattım bu kahverengi kütle sayesinde.

eve getirdik ve evde kıyamet koptu, kopmaya da devam ediyor. koko neffffret etti bu çocuktan. sokak kedilerini yalayıp temizleyen köpeğimiz nedendir bilmiyorum bu sefer istemiyor yaklaşmak. sürekli bi gerginlik var evde, koko da ayıboğan ebatlarında bi köpek biliyorsunuz, kaşla göz arasında bi fenalık çıkacak diye diken üstündeyim. pazar gününden beri evden çıkmadım, yalnız kalmasınlar diye.

o arada kahverengi kütle eve yerleşti, dışarı çıkartalım gezsin azıcık dedik, dört ayağını dört istikamete doğru uzatarak yere yapıştı ve bi paspas haline getirdi kendini. kesinlikle evden çıkmak istemiyor. koltukta çok mutlu.


facebook'ta sağa sola ilan verdik "kahve ev arıyor" diye, çok çaresiz durumdayız. sizin de aklınızda olsun, nakliye masrafları bizden olmak üzere ev arıyor bu çocuk. hatta barbar kocam 2 aylık mama da ekleyecekmiş yanına. çocuğu da anlatayım biraz:

3-4 yaşlarında, erkek, kısırlaştırıldı, aşıları yapıldı. kızıl-kahve kısa tüylü, koca patili. av köpeği kırması, orta boylarda. sokulgan, neşeli, oyuncu ve insan canlısı. başka köpeklerle anlaşıyor. "otur", "gel" ve "yerine git" komutlarını anlıyor.

komik bi köpek aslında, hayallerimdeki bahçeli evde yaşıyor olsaydık hiç ev mev aramak için uğraşmazdım. ama maalesef burası küçücük bi çatı katı ve koko eninde sonunda atlayacak üstüne zavallının.

bi fotoğrafını daha koyayım da öyle gideyim.