Dün için çok güzel plan yapmıştım, akşamüstüne doğru Kızılay'a inip terziye uğrayacaktım, ordan da arkadaşım S. ile trans mahpuslarla dayanışma gecesine gidip hapishane işi boncuklu anahtarlık filan alacaktık. Barbar kocambeyler meyhaneye gideceklermiş meğer, köpekler yalnız kalıp ulumasın, komşular polis çağırmasın diye gece çıkmaktan vazgeçtim. Meyhane grubuna "Allahınızı severseniz bir uğrayın, bize anahtarlık alın" diye ağlaştım, bilmiyorum giden oldu mu dayanışma gecesine.
Gece çıkma işi yatınca, annemin gündüz planına dahil oldum, S. ve sarıkafayı da alıp İsmet İnönü'nün Pembe Köşk'üne gittik. Annem yarı yolda gözlerini kırpıştıra kırpıştıra "Ay Köşk bugün açılıyor ziyarete, belki sadece vi-ay-pi ziyaretçi kabul ediyorlardır, size söyleyemedim" dedi. Neyse ki yokmuş öyle bir durum, kapıdan girerken güvenlikçi abi "Hoşgeldiniiiiiiiz!" diye karşıladı, o "i" uzadıkça seviniyorum ben. 24 Mayıs'a kadar ziyarete açık; eski mektuplar, kıyafetler filan sergileniyor. Köşkün kendisi de güzel, pek Ankaralı. Güllü tül perdeler hepimizin favorisi oldu.
Her şeylere bakıp gezmemi bitirmiştim ki annem ve sarıkafanın şık bir han'fendiyle sohbet ettiklerini gördüm, gidip yanaştım. Bir süre kafamı sallayıp onaylaya onaylaya dinledikten sonra yemek masasını gösterip "İşte Atatürk şu uca otururdu, biz çocuklar da bu uca otururduk, bir mesele olunca önce herkesin fikrini sorar, en son kendi fikrini söylerdi" diye anlatmaya başlayınca uyandım, meğer İsmet İnönü'nün kızı Özden Hanım'la konuşuyormuşuz.
Özden Hanım bizi uğurladı, çıktık. Annem bir fotoğraf çekilelim istemiş İnönü'nün kızıyla, sormaya çekinmiş. Ben de çok başarısızım bu konuda, iki gece önce çok CHP'li bir akşam yemeği yedim, biraz selfi çeksek ne güzel olurdu ama utandım söylemeye. Neyse, Pembe Köşk'ün ziyaret saatleri ve başka detaylar için İnönü Vakfı'nın sayfasına bakabilirsiniz.
Şu anda şiddetle kompüterin başından kalkmak istiyorum. Halbuki anlatacak şeylerim var, haftaya artık. Fragman kabilinden şunu koyayım, annem bu aralar çok acayip mesajlar atmaya başladı:
Çarşema Sor, Kızıl Çarşamba demekmiş, çok şükür dil bilen eşimiz dostumuz var. Annem de sonra facebook'tan herkesin Çarşema Sor'unu kutladı. Ezidiler'in bayram kutlayacak hali kaldı mı bilmiyorum; geçtiğimiz birkaç bin yılı düşününce, dünyanın bu tarafında nasıl hala bayram kutluyoruz, onu da bilmiyorum. Hayat sürsün diye herhalde.
Gitmeden bir de yeni şalanjj haberi vereyim, Zihnin Arka Sokakları bizi son kez maceraya çağırıyor, bu sefer sinemalı, filmli. Ben yarın başlıyorum, belki siz de gelirsiniz. Hayat sürer.
.jpg)


















