Showing posts with label postcrossing. Show all posts
Showing posts with label postcrossing. Show all posts

June 12, 2014

Sürprizli Kart

Aşağıdaki kartı posta kutusunda buldum, bir heyecan, bir heyecan!


Aşağı yukarı diyor ki, "Mina, bu beyaz etiketlerin altında saklı bir sürpriz var. (Umarım öyledir.)" Kaldırdım efendim etiketleri teker teker.


Altından bu Poe kağıt bebekleri çıktı!


Meğer elinde bir kitap varmış böyle, edebi şahsiyetlerin kağıt bebekleri. Gidip fotokopi çektirmiş. Aklımı kaçırır gibi oldum sevinçten. Poe'ya ayrı sevindim, hiç tanımadığım birinin uğraşıp bunu yapmasına ayrı sevindim.

Postcrossing profilimde çok bir şey istemiyorum; turist kartı olur, hayvan olur, şarkıcı olur, ne seviyorsanız olur falan yazdım oraya. Ama eğer varsa diye üj-bej isteğim var. Günün birinde elbet Kolombiya'dan ya da Meksika'dan kart atacak biri, belki iyi kalpli biridir de gidip bana bir Marquez kartı alır diye küçük hesaplar yaptım. Stockholm'da yaşayan biri üşenmeyip Nobel Müzesi'ne kadar gidebilir, Almanya'nın küçük ve güzel kasabasında yaşayan biri "Aaa, şurda bir dobermanlı kart vardı, onu yollayayım" diyebilir, biri Roald Dahl'ı benim kadar seviyordur, kimselere yollamaya kıyamadığı o Dahllı kartı bana yollayabilir. Bunlar hep olabilir.

Ki oluyor da, istemeden bilemezdim.

Poe'nun altından da Roma imparatoru Cladius çıktı, Cladius'u da bağrıma bastım. Romalılara genel olarak gıcığım ama olsun.


Pullara da bayıldım, Elvis, James Dean ve kelebek. Ay bir de Poe damgası var. Zaten kartı yollayan, kauçuk damga üreticisiymiş, pullar için de "Elimdeki en güzel pullar bunlardı, bayağı da eskiler aslında, sana yollamak istedim" yazmış.


Cevap yazıp adresini isteyeceğim, içimden bir kutu lokum falan yollamak geliyor.

December 9, 2013

Rüya İçinde Rüya

Bugün geldi Postcrossing'le, Edgar Allan Poe. Benim yolladığım kartlar tıkandı kaç haftadır, yılbaşı trafiği herhalde.



Hemen Poe'nun bu şiirini hatırladım, merdivenlerden hoplaya hoplaya çıktım. Orijinal versiyonunu yazacağım, bendeki Türkçesi kütük gibi çünkü, Poe çevirmeye de kalkacak değilim.

"I stand amid the roar
Of a surf-tormented shore,
And I hold within my hand
Grains of the golden sand-
How few! yet how they creep
Through my fingers to the deep,
While I weep-while I weep!
O God! can I not grasp
Them with a tighter clasp?
O God! can I not save
One from the pitiless wave?
Is all that we see or seem
But a dream within a dream?"

Aaah ah bu melankoli, bu geçmeyen hüzün, çok beğeniyorum. Pek Poe'lu bu ara postalar, ne güzel. 

November 28, 2013

Sanatlı Mektup, Derya Apartmanı, Pasta Dükkanı

Bugün gelen postanın haddi hesabı yoktu, 9 kart, 3 mektup, bir miktar da kebapçı broşürü. Dün gece çeşitli ülkelerin posta servislerine çemkirdiğim için özür dilerim. Aşağıdaki Tuğba'dan gelen zarf, görünce küçük bir çığlık atmışım. Gelen kartlardan birinde de "The Raven"ın sözleri vardı, kağıttan küçük tesadüfler.

Dümdüz beyaz bir zarftan bu kadar güzel bir şey yarattığı için siz de görün istedim, üşenmeyip taradım.


Günün bir kısmı annemin peşinde dolanarak geçti. Annem boş binaların kapılarından içeri baktı. Bir gün başımıza bir iş gelecek, 34 yıldır bu huyuyla gerim gerim geriliyorum.


Derya Apartmanı Tunus Caddesi'nde, komünal hayaller kuruyoruz her önünden geçtiğimizde. Yıkarlarsa ağlarım. Çok da güzel bir arka bahçesi var, eski güzel Ankara apartmanlarından.


Gene Tunus üzerinde Pasta Dükkanı var, geçerken görürdüm, bugün oturalım dedik. Annemin çay içmesi gerekiyor çünkü. Açık çay.


Ne yalan söyleyeyim böyle uçuk pembeleri beyazları sevmem ben, eski ahşap severim; o çok süslü cupcake'ler falan da pek çekici gelmiyor bana. Ama bir çarşamba günü kasveti içinde şu beyaz banklara oturasım geldi çok. Pişman da olmadık. Hayatımda gördüğüm en temiz dükkandı burası, daha da önemlisi HAYATIMDA GİRDİĞİM EN TEMİZ TUVALET de burdaydı. Bakın bunu iddia ediyorum, yerlere yatılır, o kadar temiz.

Günlük pastalar, kurabiyeler falan var. Bir damla sakızlı-cevizli rulo, bir de şeftalili cobbler söyleyip paylaştık, ikisi de çok lezzetliydi.


Servis falan pek kibar; bu iki tatlı, kahve, çay ve su karşılığında 22 lira ödedik, Tunalı civarına göre ucuz bile. Salak gibi gidip durduğumuz başka bir yerde dandik bir dilim elmalı paya 18 lira verdiğimizi farkedince masayı yakasım gelmişti gaz döküp. 18 liraya küvete elma doldurur içine girerim.

Anneme bir Bob Dylan havası geldi, bahçedeki gülleri yanlış budamışlar, hemen müdahale etti. "Peçeteye yazıp gönder doğru budama şeklini" dedim, hiç üstüne alınmadı.


Hava dışarda oturmak için fazla soğuk olmaya başladı, allahtan güve gibi evde oturmaktan hoşlanıyorum. Gel gör ki annem aylar sonra Ankara'ya dönünce nükleer reaksiyona girdi, her türlü aktiviteye dahil olmak istiyor. Bugün aynı cümle içinde 8 kere AST dedi, çok korkuyorum.

November 18, 2013

Gandalf Geldi!

Yeni Zelanda'dan kart geldi, bu ön tarafı, çeşitli çılgın aktiviteler.


Esas hazine arkasında, Hobbit serisinden Gandalf'lı pul! Ne sevindim anlatamam, ikinci film gelse de gitsek. Pullara şurdan bakabilirsiniz, yeni seri de çıkmış.


November 8, 2013

Çok Şükür!

Postcrossing'de kartları kaybolan arkadaşlarım! Umudunuzu yitirmeyiniz!

Zavallı kartım ben postaladıktan 194 gün sonra Ukrayna'ya ulaştı bugün. Bu Ukrayna'da, Rusya'da falan sanırım bozayılara yüklüyorlar postayı, ayıcıklar artık ne zaman bulursa adresi.


October 26, 2013

Bir Kartpostalın Tuhaf Yolculuğu

Dün posta kutusundaki bir demet kartı alıp eve çıktım. Aralarından bu yandaki kart çıktı. Felix'e yazılmış, Helsinki'den Avusturalya'ya postalanmış ama nedense benim Ankara'daki posta kutumda bulmuş kendini!

Bu kartın postaya verildiği gün gene Helsinki'den bir kız bana kart atmış, birbirlerine mi yapıştılar ne oldu bilmiyorum ama çok güldüm. Oturup Felix'e durumu anlatan bir mektup yazdım, kartı da koydum içine, pazartesi postalayacağım.

Kart da Moomin kartı, allahtan meraklısı değilim yoksa ellerim titrerdi yollarken.

October 11, 2013

Geç Kalmış İki Kart ve İştar Kapısı

Ben tezle mezle debelenirken gelen kartlardan ikisini yazayım dedim buraya. İkisi de uzun zamandır kartlaştığım iki postcrossingçi.

Güzel Varşova manzarası hevimetalci üniversite talebesi Michal'dan.


Michal yine taşınmış, yeni adresini vermiş falan. Ben yaz ortalarında bir kart atıp "Oha Türkiye'de neler oluyor, gösteriyor mu Polonya televizyonları?" demiştim, ona da cevap vermiş, her şeyden haberi varmış. Bir de "Bir şeye ihtiyacın olursa, bir derdin olursa haber ver" diye email adresi eklemiş, duygulandım hemen. Kimsem yoksa mektup ve kartpostal arkadaşlarım var şu dünyada ehehhe! Polonya pulları da her zaman çok güzel.


Diğer kart da Susanne'den, hep uzun yazar, güzel yazar. Bu sefer kartın yanına müze broşürleri de eklemiş bir demet, kart da bir sergi kartı zaten.


"Eşyaların ilahi kalbi", Amerika'nın Kolomb öncesi döneminden eserler aslında bir özel kolleksiyonun parçasıymış, aile Köln şehrine bağışlamış, o zamandan beri de bu müzede saklanıyormuş. 1985'ten beri ilk defa da halka açılmış bu sergiyle. Köln'e gitmeye kalksak bile kaçırmışız zaten.

Bu da zarfı:


Sağ üstteki pula dikkatinizi celbetmek istiyorum. Berlin Müzesi'ndeki meşhuuur İştar Kapısı, mavi fayansları, aslanları ve ejderhaları aşağı yukarı 1996'dan beri "görsem de ölsem" listemdeydi. Gördüm çok şükür, biraz maceralı oldu tabi ki ama önünde fotoğrafım bile var.


Berlin Müzesi tadilattan geçiyordu, tabi ki benim Berlin'de olduğum 5 gün süresince de Doğu Eserleri bölümü kapalıydı. Gitmeden email falan atıp ağladım, gittiğimizde de zaten ortalıkta kimse yoktu, yakınına gidebildim kapının.

İştar Kapısı'nın anavatanı  Babil, bugün Irak sınırları içinde kalıyor. Şehrin içine açılan kapılardan biri, MÖ 575 civarında inşa edilmiş. Başka kapılar da var, duvar panelleri falan; dünyanın dört bir yanındaki müzelerde bulmak mümkün, İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde bile görebilirsiniz bu mavi fayans üzerine yerleştirilmiş aslanları, ejderhaları. Ait olduğu topraklara dönse, o topraklara barış ve huzur da gelse, biz de gidip orda görsek. Temenniler, temenniler.

Neyse. Cevap yazdım bu kartlara, bugün postalarım. 2 ay kadar geriden takip ediyorum kart trafiğini, arayı kapatacağım umarım kısa zamanda.

October 2, 2013

Bir Geyik, Bir Çift Vaşak, Bir de Johnny Cash

Hooyyyt. Kart, pul falan, unuttum zannetmeyin. Bu ikisini yazayım hemen ki eskisi gibi yazmaya devam edebileyim.

Bu kartı Leyla Münih'ten atmış, çok sevindim. Allahaaaaşkına ama, harika bir fotoğraf değil mi? Fotoğrafın tarihi 1909, Münih-Nymphenburg-Hirschgarten yazıyor arkasında ki Nymphenburg Bavyera'da Barok bir saraymış. Hirschgarten da bayağı "geyik bahçesi" manasına geliyor, baktım hala çalışan bir bira bahçesi.


Arkasında da doktora tebriği, İstanbul'da kutlama teklifi ve bu güzel vaşaklı pul var.


Bu aşağıdaki postcrossing'den geldi, kartın önünde arkeolojik bir yer var, çok üşeniyorum onu yazmaya, o yüzden pulları koyuyorum. Pullar daha heyecanlı zaten.



Kelebek de çok güzel ama Johnny Cash!

Şunu dinleyelim madem, ben de işime gücüme geri döneyim. Johnny'den June'una.



July 30, 2013

Adriyatik

Kartpostal arkadaşım Adi'den geldi 2 hafta falan önce galiba, yemin ederim hiç kafa kalmadı bende. Neyse evet, Adriyatik'te deniz feneri. Pulları da çok beğendim, ayılı ve kalpli. Ankara'da sıcak bir yaz gününü yaşıyor olabilirim ama Adriyatik'te deniz feneri hayal etmeme engel değil bu.

"Olanları her gün okuyorum, iyi misiniz ailece?" diye sormuş Adi, iç güveysinden halliceyiz diye cevap yazdım, yollarım bugün. Bu arada geçen ay, Portekiz'den çok acayip bir kart geldi, ağladım okuyunca, sonra yazarım belki. Ya da yazmam bilmiyorum, korktum şimdi Portekizli kardeşimin başına gelebilecekler yüzünden ahahah!

Kolaj yapayım dedim, eni-boyu bir tuhaf olmuş ama baştan başlayamayacağım, ders çalışmaya dönüyorum. Şu anda deniz kenarında olanlarınıza da çok gıcığım, bari dipten kum çıkarın benim için.



April 13, 2013

kartpostallar, panoya asmalık küçük hazineler

güzel kartlar geldi bugün, ilki en süper postcard-pal'im adi'den, pulları o kadar beğendim ki evde gezdirip herkese gösterdim. (thank you so much adi, you're always the best! these stamps are beautiful! so, what you're saying is, they won't let me build a tiny house there in brijuni, am i right? :)


brijuni, hırvatistan'da bi milli parkmış, bi tane de küçük hayvanat bahçesi varmış. yalnız yüzmek yasakmış, adi öyle yazmış. bu aralar gelen kartların hepsinde ortak bi soru var, "bahar nerde?", hala diz boyu kar var diye sızlananlar, yağmur durmadı diye söylenenler, ne olacak hakikaten bu havaların hali?

bunlar da pullar:



bu kart da rusya'dan, ivan shishkin'in "çam ormanında sabah" resmiymiş, hemen başka resimlerine de baktım, çok beğendim.

bu aşağıdaki de ressamın bi portresi, bunu da çok beğendim hemen.


saçaklı'nın organize ettiği ve kendi aramızda panolarımıza asacak bi şeyler yolladığımız etkinliğin ilk zarfları elime ulaştı,onlar da ayrı duygulandırdı beni.

önce hülya'nın zarfı geldi.


hülya blog yazmıyor ama dehşetli bi okuyucuymuş, ben bunu anladım. kendi kendime zarf yollasam herhalde içine bunları koyardım! çok teşekkür ederim, hala şaşkınlık içindeyim, çok beğendim hepsini.

sonra cezayir postası geldi ve süper de hızlı geldi. gene zarf biraz tırtıklanmış sağından solundan ama neyse artık, zorlu bi yolculuk çünkü bu.


koko'lu anahtarlığım var artık! kıyamam ben onu anahtarlık yapmaya, panoma astım, zaten bi tarafa doğru eğilmişti pano, dengeyi sağladı tekrar koko'nun silüeti. sağdaki kartpostal casbah'tan bu arada. o yüzden hemen uygun şarkıyı koyuyorum aşağıya ve gidiyorum.

April 6, 2013

kokulu pul muuu?

postcrossingçi arkadaşlarım!
almanya kokulu pul yapmış! bu meyveli serinin pullarına böyle parmağınızı biraz sürtünce meyve kokusu geliyor. kart geldikten günler sonra farkettim ama olsun, çok heyecanlandım. çileklisi falan da varmış, bana bu aşağıdaki limonlu geldi geçenlerde.


March 8, 2013

bizim gibi yufka yürekliler / kartpostal daveti

pek kıymetli blogger arkadaşlarım, 

blog komşum çağatay bey'in trafik kazası geçirip yoğun bakımda yattığını yazmıştım, haberlerini aldım bugün, konuşulanları duyuyor ama cevap veremiyormuş. şöyle bi şey düşündük, hemen anlatıyorum.

daha önce KOAH hastası tom amca için yapmıştık, dünyanın bi ucuna kartpostallarımızı yollamıştık, hatırlıyor musunuz? o yazımı tekrar okurken çağatay bey'in yorumunu gördüm, demiş ki : " f.d. hanım, not aldım, datça'ya inince ben de atayım, nolur nolmaz yarın ben de onun durumuna düşerim, sizin gibi yufka yüreklilerden kart beklerim.."

şu an, çağatay bey'in tom amca'ya attığı kartı fazla fazla geri alma zamanı. biz blog yazıcılarının desteğini hissetmesi, moralinin düzelmesi ve bi an önce ayağa kalkıp pek sevdiği datça'daki bahçesine ve dünya güzeli kedisi karakız'a kavuşması için bi kart yazmaz mısınız? 


güzel bi kartpostal olur, geçmiş olsun kartı olur. şiire ve resme meraklıdır kendisi, aynı zamanda pul kolleksiyonculuğu da var. adresi yazıyorum aşağıya, bence biz bunu çok güzel yaparız.

Gökhan Bozkurt
19 Mayıs Üniversitesi Hastane Binası Kuru Pelit Kampüsü
Samsun Merkez,
Samsun

February 21, 2013

kartpostal kardeşliği

postcrossing üzerinden bulduğum 4 tane kartpostal arkadaşım var, düzenli olarak kartlaştığımız. biri hırvat bi oğlan ve dünyanın en güzel şehrinde yaşıyor. biri çok komik alman bi kız, çok uzun yazıyor, hoşuma gidiyor okumak. finlandiya'dan hevimetalci bi ergen var, konserlerden bahsediyoruz. bi de kaliforniya'da müzik eğitimi alan piyanist bi japon kız var, en son machu picchu'dan kart attı, aklımı kaçırıyordum sevinçten.

demem o ki, değişik insanlardan kart almak güzel ama düzenli kartpostal arkadaşlığı daha güzel. kısacık da olsa bi sürü şeyden bahsedebiliyorsunuz, hatır sorabiliyorsunuz. yani ady olmasa hırvatistan'da rovinj gibi bi yer olduğunu nerden bilecektim? bakınız rovinj:


blog komşularımdan delikitap bi etkinlik düzenlemiş, katılanlar birbirleriyle eşleşecek ve her ay birer kart atılacak. detaylar için şuraya bakabilirsiniz. hemen yazdırdım kendimi, sizin de haberiniz olsun istedim.

January 9, 2013

anno domini

bu manhattan harita kartpostalı dün geldi, yıllar önce kaybettiğimiz kuzenimin annesinden. manhattan'ın 1950'lerdeki halini gösteriyormuş. elizabeth, bu haritaya bakınca kendini küçük bi kız gibi hissettiğini yazmış. "new york sürekli değişiyor" demiş en sonunda da.

new york'u hiç görmedim, kuzenimi de göremedim. ondan geriye emailler kaldı, şarkı ve kitap tavsiyeleri, son emailinde yazdığı ve hiç unutamadığım bazı cümleler. ALS diye korkunç bi motor nöron hastalığına yakalandı, 30'larının başındaydı öldüğünde. ALS ile ilgili wikipedia sayfasına burdan gidebilirsiniz.

kuzenimin arkasından hepimiz farklı yolları denedik. annesi elizabeth ki 66 yaşındadır, her sene "ALS farkındalığı yaratma günü"nde maraton koşuyor. benim annem kutular dolusu gazete kesiği biriktirdi yıllar içinde, rusya'nın bi köşesindeki alternatif tedavi merkezlerinden tutun da kök hücre tedavisindeki son gelişmelere kadar her şeyden haberi var.

ben, kardeşim ve bi diğer kuzenimiz, pasif-agresif ve de ölesiye melankolik tipler olduğumuz için dövme yaptırdık anısını yaşatmak adına. adının baş harfleri, A ve D. ben birinde görsem "anno domini" zannederdim, hani milattan sonra yazarken kullanılan. "in the year of the lord" manasına geliyor latince, "tanrının yılında" yani. isabetli aslında, hayatımı ikiye bölmek için uygun bi yer orası, öncesi ve sonrası.

dün bi yandan da stephen hawking'in doğum günüydü, ALS hastalığıyla en uzun yaşayan adam. kocam the barbarian bayılır fizikti, astrofizikti, kozmolojiydi. dün akşam belgesel seyrederken isyan ettim içimden, "fizikçiler de insansa ben neyim?!" diye. ayakkabılarımı bağlayıp dolmuşa falan binebilmeye yetiyor çok şükür zeka yaşım.

insanın motor nöronları neden bozulur, uzay nasıl bükülür, kafamın basmadığı ne çok şey var. şimdi gidip diplomalarımı bulmam lazım, küçük bi proje için bürokratik işler. ben almadım bile okuldan diplomalarımı, ne lüzumsuz kağıt yığınlarıyla dolu hayat. kartpostalları tenzih ederim, onlar bana iyi geliyor.

December 6, 2012

bi şey soracağım

önce şu geçen yazdan kalma, tombul arılı posta kutusu fotoğrafını ekleyeyim. sonra da derdimi anlatayım.

dün postaneye gittiğimde çalışanların yine değişmiş olduğunu gördüm, çok bozuldum. tam alışmışlardı bana, güle oynaya anlaşıyorduk ki yok oldular bi anda.

çok meşguldü dün postane, yeni gelen çalışanlar da pek neşeli değildi. amerika'ya kartpostalların 2.15 tl'ye gittiğini söylediler. ben aylardır 2 liralık pulla yolluyordum? bunu da söyledim, "çalışanlar yanlış almıştır, maaşlarından kesilmiştir." diye bi de üzdüler beni. umarım öyle bi şey olmamıştır.

amerika'ya kaça yolluyorsunuz zarfsız, açık kartpostalı? merak ettim.

bu arada geçenlerde tohum isteyen hong kong'lu bi postcrossing üyesine turp ve domates tohumları yollamıştım, varmış eline. kesin yolda imha ederler diye düşünüyordum, zarfı sallayınca fışır fışır ses geliyordu çünkü ahhahahah! umarım güzel güzel büyür turplar ve domatesler, kız da "seni arkadaş yapabilir miyim?" diye mesaj yollamış. "of korz" diye cevap yazacağım birazdan.




December 3, 2012

yılbaşı kartı yolluyoruz!

yılbaşı kartı yollayalım birbirimize ve tanımadığımız başkalarına diye merakla bekliyordum, banu ilan etti geçen gün, bu sefer o organize ediyormuş. şurdan duyuruyu okuyabilirsiniz, 7 aralık'a kadar posta adresinizi banu'nun emailine (birazsoylebirazboyle@gmail.com) göndermeniz gerekiyor, ben yazdırdım hemen kendimi. geçen bayram çok güzel kartlar gelmişti, hele taa bodrum'dan gelen karta iliştirilmiş begonvilleri hala unutamıyorum, çok duygulanmıştım.

bu etkinliği düşünüp son ingiltere'ye gidişimde bi kutu kart almıştım, çok hazırlıklıyım anlayacağınız.


November 12, 2012

şimdi de buna kalkıştım

yani için için biliyordum bu kartpostal meselesi başka şeylerin de yolunu açacaktı, görmemezlikten geldim.

filateli blogları falan okumaya başladım önce, yurtdışından gelen bazı zarfların pullarını ayırmaya başladım sonra, atmaya kıyamadım. derken postcrossing üzerinden 5 adet dobermanlı pul geldi, hediye olarak. nihayet barbar kocam, babasının kolleksiyonunu teklif etti bana. bu teklifi de "yazık, bi kenarda unutulmuşlar, en azından defterlerini yenileyelim" falan diye düşünerek yan cebime koy usulü kabul ettim. yanda defterleri görüyorsunuz, dün gidip aldık. (bu arada en iyi barbar koca, karısının türlü saçmalıklarını kalpten destekleyen barbar kocadır. gittiği yerlerden kartpostal getiren, benimle oturup toz içinde pul ayıklayan conan'a teşekkürü borç bilirim.)

benim de vardı pul kolleksiyonum, babamla başlamıştık. bi süre uğraştım, sonra paten kaymaya sardım, sonra mikroskop istedim, sonra allah bilir nelere sardım, pul defterim şu anda nerde bilmiyorum.

kayınpedro bey'in pulları öyle süper kıymetli şeyler değil diye tahmin ediyoruz, çoğu arap ülkelerinden. ama çok güzel pullar var, güzel renkler, güzel desenler. bi de ne kadar kişisel bi şey aslında pul koleksiyonu. neyse, ben de onun bıraktığı yerden devam etmeye karar verdim. şimdi bana yeni defterler ve bi pul cımbızı lazım. şöyle bi strateji belirledim kendime; kendimi paralamayacağım ama düzenli olarak uğraşacağım pullarla. azıcık fotoğraf koyayım hemen.









October 6, 2012

defteri dürüp yollayınız

bugün d&r'da dolanırken gördüm bunu. moleskine, katlayıp yollayabileceğiniz, kendinden zarflı not defterleri yapmış. uzun uzun yazmak isteyenler için.

October 3, 2012

uçan hollandalı, 2 kadeh ouzo, bi karnaval

meh meh meh, postacı apartman kapısını açtırıp tüydü, ben de aşağı koştum hemen.

bu seda'nın yunanistan'dan attığı kart, ouzo'lu. kart gelince otomatik olarak sirtaki de yapmaya başladım, yunan kartlarının öyle bi özelliği var, sirtakili ehihiihi.

seda bi de şu aşağıdakini yollamış, çok heyecanlandım, arkasına yazdıklarına da güldüm, allah hepimize zihin açıklığı versin! bu dünya güzeli bykris kartpostallarını sinem yazmıştı geçenlerde blogunda, şurdan okuyabilirsiniz. 

bu ikisi de banu'dan. arkalarında çıkartmalar bile var, çok sevdim ikisini de, çıkartma peşinde koşarken yalnız değilmişim şu hayatta, şükürler olsun! çok beğeniyorum kitap kapağından kartpostal fikrini, insan sırf bunları biriktirebilir.

bu sonuncu da "kartpostal arkadaşı olalım mı?" talebiyle beraber hırvatistan'dan geldi. adi'yle daha önce de değiş-tokuş yapmıştık, hemen atladım teklifine. kart da güzel, pulları da. rijecki karnavalı her yıl düzenleniyormuş, son gününde de "pust" dedikleri bi kuklanın yüzüne karşı o yılki suçları ve günahları okunup bi salla denize yollanıyormuş, denizin ortasında da ateşe veriliyormuş. pust'u genelde politikacılarla özdeşleştiriyorlarmış. 

karnaval ocak ve şubat aylarına yayılıyormuş, geçen sene pust 17 ocak'ta ortaya çıkmış, 19 şubat'ta da yakılmış. güzel seyahat planı olur bu aslında.



October 1, 2012

urla, çok acayip bi yersin

anneme kart atmıştım, dün arayıp bahçede 8 parça halinde bulduğunu söyledi. niye bahçede yahu diye düşündüm bikaç saniye, sonra posta kutularının çalındığını hatırladım. benim gördüğüm urla böyle bi yer, bahçe duvarından posta kutunuz çalınır, evin numarası çalınır (evet evet, o saçma sapan teneke plakadan bahsediyorum), kapıya sıkıştırılan kartpostalı yırtıp bahçeye atıverirler. bunları deneyimlemek için urla'nın içinde oturmak gerekiyor, yoksa haftasonları iskele'de katmer falan yerken hayat çok güzel. allah insanı yaban kasaba hayatıyla sınamasın, çok fena.

bu aşağıdakileri son gelen posta yığınından seçtim.

geçen haftanın en beğendiğim kartı. mucha'nın la fleur'ü almanya'dan geldi.

sarı kafalar rusya'dan.

bu da son zamanların en perişan kartı, endonezya'dan 28 ağustos'ta başladığı yolculuğu bi kaç gün önce bitti. çok hırpalanmış yollarda. ama volkanik kayalar, yeşil sakin sular, insan daha ne ister hayattan?