December 19, 2017

Hangi Güzel Topraklar?

Valla ne yazacağımı bilemedim şu saate kadar, bir yandan da çalışıyordum. Ajansı alayım diye twitter'a girdim, şunu gördüm:


Kılıçdaroğlu'nun tweetleri herhalde üzerinde düşünülüp atılıyordur, bir ekip vardır filan. Ne kadar özenle seçmişler kelimeleri. Katliam lafı yok, kaybettiğimiz insanlar olmuşlar. Biz niye kaybedelim, öldürdüler o insanları? Çok sesliliğin güzelliğinin sonu gelmez bayatlığı. Çoklu ses kalmış gibi, ağzımızı açabiliyormuşuz gibi.

Bunlar gerçekten çok boş laflar ve böyle osuruktan argümanlarla hiçbir yere varılmıyor. Mesela cemevleri ibadethane sayılmıyor, mesela sadece sünni bayramları resmi tatil, mesela çamaşır makinemizi tamire gelen Haydar Usta "Bizden nefret ediyorlarmış? Biz ne yaptık onlara?" deyiveriyor makinanın başında karşılıklı sigara içerken. Ben Haydar Usta'yı aksine ikna edemedim.

Aleviler bu toprakların çok sesli güzelliğine sanırım sadece aşure ile katkı veriyor. Ermenilerin dahli de topik olabilir aynı bağlamda. Aman katliam matliam, şimdi durduk yere tadımız bozulmasın.

Maraş Katliamı davasındaki üç müdahil avukatın üçünün de öldürüldüğünü biliyor musunuz? Bana da annem hatırlattı geçenlerde. Düşünün artık nasıl bir organize suç örgütü, öldürdükleri insanların avukatlarını da öldürdüler. Sonra kardeşlik, vicdan borcu, güzel Türkiye, cart curt. Maraş'ta anma toplantısı düzenlemek yasaklandı. Ya da mesela Kızılay'ın bir köşesinde durmayı deneyin elinizde bir pankartla, bakalım kaç saniye dayanabileceksiniz yere yapışmadan.

Kemal Bey adeta paralel evrenden sesleniyor bize. Ve sanırım ne şiş yansın ne kebap prensibi bu, ne katilin adı var ne de öldürülen masum insanların. Ne oldu, Maraş andık.

Bahsettiğim avukatlardan birinin yeğeni Bülent Şık, dayısını yazmıştı gazeteye. Bülent Şık, Ahmet'in de abisi olur.

Günün bilgisi: Bir adım yol alamamışız.

2 comments:

  1. O günleri birebir yaşayan biri olarak; böylesine iğrenç provakörlerin ülkemizin her yanında ve her an iş başında olduklarını hep görmek, hep yaşamak ne kadar incitici, anlıyorsun zaten. Oysa kimsenin kimseden şikayeti yoktu, gül gibi geçinip gidiyorduk. Küçük bir çocuktum ve en yakın bir kaç arkadaşımın ailesi de katledilmişti, ne onların ne de bizim hiç bir sorunumuz yoktu, sadece halâ acısını hissettiğim korkunç ötesi bir sızı bıraktı, gitti, unutuldu. Halbuki unutmamak lazımdı evet çünkü ders alınmalıydı, beylik laflar evreninden, gerçekten sızlayan yüreklerimize geçiş yapılmalıydı, olmadı ama bir gün mutlaka anlaşılacaktır. Merminin, silahların, yangınların ne demek olduğunu öğrendiğim o gün... dönüm noktasıydı dönemediğimiz....

    ReplyDelete
    Replies
    1. Çok üzüldüm, gerçekten çok üzgünüm. Benim bu felaketi senin anladığın gibi anlamama imkan yok, ancak tahayyül etmeye çalışabiliyorum. O bile insanı mahvediyor.
      Çok haklısın, ne ders alınmış ne de bir yerlerden dönülebilmiş. Maraş'ta hala havada asılı duruyor kötü bir his gibi, bana öyle gelmişti en azından. "Bir daha asla" da beylik laf mesela ama gene de bir fark yaratırdı. Almanya'da toplama kamplarındaki anıtların üzerinde yazıyor hep, birkaç dilde. Bir daha asla. Ha Naziler gene hortladı her yerde tabii, Nazili ya da Nazisiz bütün dünya koşarak lağımlara doğru gidiyoruz ama olsun, insan elinden çıkma felaketlerle hesaplaşmanın bir yolu var. Orada ölen insanların hatırası var, insanlık onuru var, toplumsal hafıza var, ne bileyim.
      Zaten hiç öyle "Bir daha asla yaşanmayacak böyle bir şey" gibi bir hava da yok ortalıkta.
      Hiçbir şey açık açık konuşulmuyor, ana muhalefet partisi bile bu kadar anabiliyor, bu laflarla ancak. Gerçekten çok acıklı.

      Delete