Neyse. Aslında evimizin demirbaşı bu yeşil böceklerden bahsetmeye niyetliyim. Beraber yaşıyoruz ya da evimizi istila ettiler. Artık ne tarafından bakıyorsanız tabiat ve böcek hadiselerine.
Akvaryumun bu köşesinde bir filtre var, içi genelde bitki parçalarıyla dolu oluyor. Sanırım buna geliyorlar, bir ihtimal de parlak ışığa.
Zaman zaman suya düşenler de oluyor, her seferinde duyuyorum düşme sesini. Bir kurşun kalem uzatıyorum, hiç ikiletmiyor ve kaleme sevinçle tırmanıyor kazazede yeşil böcek birey. Kuru bir yere bırakıyorum. Hayatlarımıza devam ediyoruz.
Geçen akşam makarna yaptım, arttı, saklama kabına doldurup kaldırdım. Ertesi öğlen çıkarıp iki çatal aldım, makarnaların arasında bunlardan birisi beliriverdi. Can havliyle bir makarnaya tutunmuş, dehşet içinde donmuş. (Buzdolabında 12 saat geçirdiği için donmuş da olabilir, bilemiyorum.) Çok bozuldum, kabı tezgaha bıraktım, yeşil arkadaşımızın ısınıp çözülmesini bekledim. 1-2 saat sonra kendine geldi, tutunduğu makarnayı bırakıp çıktı saklama kabından. Sırtı, domatesli zeytinyağlı sos yüzünden pırıl pırıl parlıyordu.
Makarnayı da attım tabii. Geçen sene bu gerzeklerden birini görmeyip üstüne kahve demleyip içmiştim. O salatalık aromalı kahvenin anısı benimle yaşıyor, aklıma geldikçe fenalık geçiriyorum.
Böyle mevsim geçişlerinde daha hareketli oluyorlar, kış gelince bizi rahat bırakırlar, ben de tencerenin tavanın bardağın saklama kabının içini kontrol etmekten kurtulurum. Kış gelene kadar hayatta kalmalarına yardım edeceğiz mecburen.
Sonbahardan eskisi kadar nefret etmediğimi fark ettim, havanın bu hali hoşuma gidiyor. Kudi terasta dikilmiş inşaat seyrediyor, gidip eşlik edeyim, belki saksağanlara da havlarız.

Aynılarından Ankara'ya gelmeden Antalya'da bize musallat olmuşlardı. Balkona sarkan çınar ağacına yüklemiştik kabahati, oradan geliyorlardı herhalde zira bizde akvaryum yok. Demek tatları salatalık aromalı, hımm salatalık olmadığında salataya atılabilirler o halde :)))
ReplyDeleteNeyse saçmalamaya başladım, gidip Osman'a devam edeyim...
Akvaryum ilgilerini çekiyor, yoksa bizde de uzun zamandır varlar. Böyle salatalık ile taze biçilmiş çimen arası bir aroma :) Ama sen gene de salatalık al :)
DeleteResme baktıkça gözüm karardı :D Benzer bir başbelası da benim evde beliriyor: sinek. Nereden geldiklerini anlayamadım. Her pencere telli. Çöpler zamanında çıkıyor. Ama böyle kırmızımsı ufacık sinekler doluşuveriyor. Hep de banyoda yakalıyorum. Çıldıracağım. Eskiden ışığı yakayım da çıksın gibi insancıl yaklaşırdım olaylara ama şuan vurup geçiyorum. Ona rağmen sonu gelmiyor.
ReplyDeleteSonbahar bana Stephen King'i hatırlatıyor nedense. Her sonbaharda en az bir kitabını okumaya çalışıyorum. Çocukluğuma dönüyorum :D Kudi işini biliyor.
Ay bizde de var sinek! Bayağı geleneksel, kola bacağa yapışan karasinek, ben de çıldırmak üzereyim. Pencerelerde tel yok çünkü bu ayılar izin vermiyor ama bu kadar karasineği en son ne zaman gördüm hatırlamıyorum. Ay evde bir şey öldü de haberimiz mi yok?! Allahım :/
DeleteZihnibeyciğim, bir haftadır içimde bir Stephen King okuma arzusu var ahhahhaha ay bak görüyor musun?! The Stand'i okuyacağım sanırım, çok heyecanlıyım.
Konser hayallerimiz ölmüş olabilir ahahaha :( :D
DeleteBen de Carrie mi okusam Outsider mı bilemedim. Bakışma faslındayım. The Stand'in ilk yarısı -bence- adamın yazdığı en iyi şey, baya bir solukta okumuştum (gerçi şimdi Covid günlerinde ne derece soluksuz okunur Allah bilir :D) fakat o sonu nedense hayalkırıklığı yaşatmıştı. Ki herkes sonunu çok sevmiş. Bilmiyorum. Okursan eğer sonunu konuşuruz :)
Issız adaya düşsem yanıma alacağım 3 King kitabı It (onun da sonu biraz sallapati gelmişti, 12 yaşında çocuklara orji yaptırmak nedir ey King?! ama tabii overall bakarsak süper kitaptı, korkmuştum), Cujo ve Pet Semetary olurdu herhalde. En çok onları seviyorum. Hele o ikincisinde baya ağlamıştım ahaha. Hayvan sahipleri için bir kabustu Cujo :/ Aklıma geldikçe psikolojim bozuluyor.
Ay tam bir covidli sonbahar okuması diye The Stand'e meylettim, barbar kocam bitirmek üzere, onu bekliyorum başlayabilmek için. Şimdi daha çok merak ettim ilk yarısıydı, sonuydu.
DeleteOutsider'ın gerzek gibi gidip dizisini seyrettim, kitap evde duruyor. Genelde kitabı daha çok beğenmiş millet ama dizi de fena değildi, Jason Bateman var, pek beğeniyorum.
Bak ben de ıssız adaya götürmek için eski kitaplarından seçerim. Yeniler kötü mü? Değil. Ama belki de ben bir karar mercii değilim bu konuda çünkü ne yazsa alıp okurum, kolaylıkla sevecek bir şeyler buluyorum kitaplarında. Cujo'yu okuyalı o akadar uzun zaman oldu ki yarım yamalak hatırlıyorum, demek ki tekrar okuyabilirim artık :D
Ay ona orji demeyelim de bir sevgi patlaması ahhahhhahhha ay :D
Evde Darth Vader gibi soluk alıp verdiğim bir 2 haftanın ardından bir süre salgınlı film veya kitapların adını bile duymak istemiyorum ahaha :D Şafak Bey'in geribildirimlerini merak ediyorum. Hayatımın en hızlı okumalarından biriydi. 600 sayfayı 2 günde okuduğumu hatırlıyorum. Bir de çok sinematik bir romandı. Aklım yanıltmıyorsa..
DeleteOutsider'ın dizisini benim de güvendiğim insanlar övmüştü. Bu iki oldu. Demek ki izlenebilirliği var :) Zaten iş Stephen King uyarlamasıysa çok bir beklentim olmuyor. Film ve dizi uyarlamalarının çoğu eksik aksak uyarlamalar. Mesela Cujo. Kitap olan Cujo ne kadar mükemmelse filmi de o kadar berbattı. Hem Bateman'ı ben de severim. Komik adamdır.
King'in bir dönem kafayı uyuşturucu ve alkolle kırdığının kanıtı bence. Şuuru kapalı vaziyette yazmış sevgi patlamasını ahaha :D Yeni kitapları bence de çok kötü değil. İnsanlar gereksiz yere gömüyor. Arada mesela Cell gibi iyi örnekler çıkıyor (aman yarabbi onun film uyarlaması da muhtemelen gelmiş geçmiş en rezil King uyarlamasıydı). Buick 8 de mesela kısa öykü olarak yayınlansaydı çok sevebilirdim. Hikayesi ilginçti. Ama gitmiş 500 sayfa yazmış, süne süne hikayeyi öldürmüş :(
Buradan 90'larda eksik gedik bastığı tüm Stephen King kitapları için Altın Yayınları'na da selam edelim. Şimdi "tam metin" veya "sansürsüz" diye önceki basımların iki katı hacimde baskılar yapıyorlar. "Çok kalın kitapmış kimse okumaz diye kırptık" demiyorlar da ahahaha.
Şafak'ın geribildiriminden bir hayır geleceğini sanmıyorum, çok azılı bir hayran çünkü. Eleştirecekse de çok kısık sesle yarım cümle kurabiliyor ancak :D
DeleteBen de aynı şekilde sıfır beklentiyle başlıyorum King uyarlamalarına. Under The Dome'un önce kitabını okudum, sonra diziye başladık. Ayh o dizi ahhahha :D Bir yere kadar fena değildi, sonra bütün karakterlere inanılmaz gıcık kapmaya başladım. Kadın sanki bir gerzek ergen ve sürekli kendini zor durumlara sokuyor, adam sürekli onu kurtarmaya gidiyor. İçim şişti bu klişeden, kitapta bu kadar baskın değildi.
Yenilerden The Institute fena değildi, gene çocuklu mocuklu. If It Bleeds sanırım son çıkan kitap, kedili kapağını çok beğendim. Dört öykü, bir tanesi Outsider'a bağlıymış. Altın Yayınları ne The Institute'u ne de If It Bleeds'i bastı, ses seda yok :) Ay ben Altın Yayınları olsam nostalji serisi olarak o eski kapaklarla basardım ahahhhahha :D
Zihnin arka sokakları, o kırmızı uçan şeyler sinek değil, kuş biti. Eğer balkona cama kumru, güvercin konuyorsa, onlardan geliyyordur eve
Deleteosuruk böcekleri değil mi bunlar:) dut ağaçlarında gezmeyi pek seviyorlar , ağaçtan koparıp yediğiniz dutlar da çok fena koku varsa bunlar gezmiş demektir :) Fakat bu türlerin çok değişik renklerine sahip olanlar var ,şaşkınlık ve hayranlık içinde bırakıyorlar insanı.Memlekette bol bol çektim fotolarını :)
ReplyDeleteOsuruk böcekleri evet :) En son ağaçtan dut koparıp yememin üzerinden 3 sene geçti, manavdan aldıklarım aynı şey olmuyor, en alttakiler de muhakkak ezik çıkıyor. Dut vallahi kapanmayan bir yara bende :D
DeleteBunların da rengi koyulaşıyor kışa doğru. Ay var mı bir yerlerde o fotoğraflar? Çok görmek isterim :)
:)
Deletehttps://www.instagram.com/p/CEpJE9XAe0Q/
https://www.instagram.com/p/CEPfK5Zggiu/
https://www.instagram.com/p/CC1V_nYn6N4/
https://www.instagram.com/p/B4iHskMF9ws/
https://www.instagram.com/p/B2ub8pxH-NZ/
https://www.instagram.com/p/B1whysHlx92/
Ay yapma ya!!! Allahım ne kadar güzeller, hiç aklıma gelmezdi bu kadar çok renk olabileceği. Ay çok güzel fotoğraflar, teşekkür ederim linkler için ❤❤❤
Deleteakvaryumu hatırlayamadım ama kokulu kahveni hatırlıyorum:)Öcükle böcük diye bir çizgi filmden sonra asla korkmadığım böceklere sempati beslediğim için ne diyeyim Allah mesud etsin.Kırıntı aşkınaaa diye ünlemelerine hastayım.Empati yapabiliyorum hayvanatla
ReplyDeleteAkvaryumu neden hatırlayalım zaten? Kasaplar bile vazgeçti akvaryumdan, barbar kocam inatla yaşatıyor. Ya ben de empati yapıyorum böceklerle, çoğu işinde gücünde hayvanlar. Bacak sayısı artınca bana bir şeyler oluyor (bkz. çıyan), bir de bir tür benim hayatımı karartıyor, görünce inme iniyor bana (bkz. hamamböceği).
Deletesakın öldüreyim deme çok ta pis kokarlar öldürdüğünde:)) mutlu mesut yaşamaya devam edin böyle..
ReplyDeleteYok öldürmem, zaten hiçbir şeyi öldüremiyoruz :) Anneannemden kalmış bu gelenek, şimdi yazarken fark ettim, onun evi de böyleydi. Arıları da su bardağıyla yakalayıp dışarıya bırakıyoruz. Zaten kendi örümceklerimiz de var, iki ayrı tür üstelik :D
DeleteAbov osuruk böceği.
ReplyDeleteBu kahve olayını hatırlıyorum ama hayvanatın fotoğrafına bakınca idrak yollarım daralmış herhalde. At kadar da kareydi halbuki.
O değil de..
Ahuhahuhahahahaahahahhahahahahha.. (bkz: ellerini dizlerine vurarak gülme efekti)
*koşarak kaçtı*
Gül bacım, her türlü hakkın ahhahhhahha :D Yav bunca zamandır osuruğa da maruz kalmadık üstelik, benim kahve yapıp içmem dışında bir felaket olmadı. Ay bunu da yazdım ya, kesin yutacağım ben bir tanesini herhalde, ohhh allahım :/
DeleteToplum içinde osurmak ayıpsa Ankarada ondandır:P
DeleteValla bence burası osuruğun başladığı yer ama tabii gene de şaapmamak lazım.
DeleteBizim bahçede çok ağaç var, bu yeşiller ağaçlardan geliyor sanırım, dışarı atıyorum hemen.
ReplyDeleteÖncelikle bahçedeki çok ağaca ne kadar özendiğimi belirterek başlamak istiyorum :D Bizde de 2-3 tane apartman önü ağacı var, bir miktar da terasta yayvan çam var saksılarda. Belki oralardan geliyorlardır. Eve giren, dışarı çıkmayı unutuyor gibime geliyor :) Cam kapı da 7/24 açık, bilmiyorum artık nasıl bir günlük yaşantıları var :)
Deleteay bunlardan bende de var yahu. camın önünde ters dönmüş halde debeleniyorlar çoğu zaman. bir de çok sert iniyorlar, iniş takımlarında bir sıkıntı var gibi. velhasıl diğer böcekler gibi sinsi değiller, biraz gerzekler sanki.
ReplyDeleteYa gerçekten gerzekler. Biraz da bu yüzden alıştık herhalde bunlarla yaşamaya. Gerçekten sürekli ters dönüyorlar, sürekli debelenirken buluyorum ahahhahhha :D Sert iniyorlar, her yere çarpıyorlar küt diye, sosyal mesafe gibi bir mevhumları da yok :)
DeleteDaha beteri de olabilirdi: çatalına böceğin yarısının takılmış olduğunu da bulabilirdin ;)
ReplyDeleteOsuruk böceği derler ona, streslenince mis mis kokar. Sonbaharın ilerleyen zamanlarında yokolur :)
Evet ya, tam böcekten kötüsü var, yarım böcek ahhahhhah :D
DeleteHahahah, iğrenç tadı olur bunların. İzmir'de yaşarken bahçede dut ağacımıx vardı. Ve meyve delisi olduğum için gece gündüz o dutun başındaydım. Bu böcekler de çok seviyorlar dutu. Katanlıkta görmeden ağzıma atıp sonra ağzımdaki o *ok kokusunu çıkartabilmek içinnne yaptıysam fayda etmediğinden kendimden nefret ettiğim çok anım oldu :)
ReplyDeleteAkvaryumun ışığına geliyorlar büyük ihtimal. Zira bizim evde de hep ampüllerin çevresinde durup avizenin içinde ölmekteler.
Bu osuruk böceği-dut bağlantısını öğrendiğim iyi oldu, tam benim de başıma gelecek iş çünkü :D Evet ya, ışığa geliyorlar, biraz daha gözlemledim ben de o arada. Mutfakta ayrı bir kabile var, hep ışık kaynaklarının etrafındalar.
Delete